- Kategori
- Spor
Bomba Transferler

Kaka Fener'e mi Geliyor?
Fenerbahçe Milan’dan Kaka’yı alacak… İlgili ve bilgili spor servislerinde dolaşan söylentiye göre Fenerbahçe padişahı pardon başkanı Aziz Yıldırım bizzat İtalya’ya giderek transfer işini gerçekleştirmiş… Öte yandan güvenilir bir kaynaktan alınan bilgiye göre Galatasaray Juventus’dan ünlü bir orta saha oyuncusuyla prensipte anlaşmış… Beşiktaş başkanı Yıldırım Demirören’in bir aile dostundan alınan bilgiye göre ise, Beşiktaş bu ay içerisinde dünya çapında iki yıldız futbolcu getirecekmiş… Söylentiye göre bu yıldızlardan biri Lyon’dan usta golcü Fred ve diğeri ünlü savunma oyuncularında Cole imiş…
Son günlerde aldığım bomba transfer haberleri bunlar… İnanmadınız mı?... Ben de inanmadım, çünkü işkembe-i kübradan salladım… Yani ne böyle bir transfer duyumum var, ne de bilgim… Ama inanıyorum ki yukarıdakilere benzer bir dünya “transfer bombası” haberini hemen her gün spor gazetelerinde okuyorsunuz…
İşte liglerimiz devre arası tatiline girince ya da sezon bittiğinde hareketlenen transfer piyasası kadar “transfer asparagas haber merkezleri” de gündeme damga vuruyor…
İlke olarak bir futbolcu, bir kulüple resmi imzayı atmadan hiçbir transfer haberine inanmıyorum, inanamıyorum… Çünkü bu tip haberlere bakacak ve inanacak olursak, Fenerbahçe 7 tane dünya yıldızı, Galatasaray 5 tane Türk yıldız yanı sıra 3 tane Avrupa fatihi futbolcu getiriyor; onlardan geri kalmak istemeyen Beşiktaş dördü yerli olmak üzere sekiz tane transfer bombası patlatıyor… Yani haberlerin dediğine göre…
Öte yandan bu asparagas transferlerde nereden baksak en az 30 milyon Euro para harcanıyor… Az bile söyledim… Haydi, yabancı futbolcuların bu tip asparagaslardan haberi olmuyor ve ruh alemlerinin normal işleyişlerinde aksaklık meydana gelmiyor ama ya Türk futbolcularda?…
Kendi takımının başarısı için ter dökerken başarılı olarak hasbelkader bahsi geçen üç büyük (hatta dört büyük) kulübün gözüne batan pardon gözüne giren oyuncu, transfer sezonu açılır açılmaz ve çok zaman daha transfer sezonu açılmadan gazetelerde boy boy resimleriyle birlikte verilen bu haberlerden ne kadar etkileniyor dersiniz, yahut daha pozitif bakarsak, ne kadar etkilenmiyorlar?
Bilmem kaç milyon Euro bonservis bedeline ilaveten yeni yetme iki-üç altyapı ürünü/gelişimli futbolcuyu takas ile veren büyük kulüpler o futbolcuyu daha almadan bitirmiş oluyorlar mı acaba?
Yoksa çıkmadık candan umut kesilmez edebiyatı eşliğinde çalınan takım marşlarına ilaveten “filanca sen bizim her şeyimizsin” pohpohlamasıyla kaç "acemi/ şaşkın/ büyük sevdalısı futbolcu"nun aklını çelebileceklerini hesap ediyorlar… İşin bu kısmına bir başka yazıda değinmek gerekliliği gün gibi aşikar, iş başa düşüyor artık…
Elbette ki yalnızca adı geçen takımlar değil, o takımların bir nevi resmi habercisi konumundaki haberciler de “çorbada tuzumuz olsun/neme lazım bolca tuz koyalım ki tansiyonları düşmesin” diyerek şişirdikleri balonları sanal alemlere/yazılı basına/görsel medyaya salıveriyorlar… Nasıl olsa “Japon” balığı tadındaki hafızalarımız üç gün sonra her şeyi unutacak, “Ulan Ronaldo Fener’e gelmeyecek miydi?” şeklindeki gayet felsefi soru şablonlarına maruz kalmayacaklar… Zira balonları TSE damgalı ve 3 yılı mekanik olmak üzere 5 yıl fonksiyonel garanti kapsamında…
“İbret alınsaydı tekerrür mü ederdi?” diyen büyüklerimize inat, ibret almada üstümüze yok vesselam… Her defasında “bu kez nokta transferler yaptık” yahut “ihtiyacımız olan bölgeye futbolcu aldık” söylemlerine inanmadan edemez olduk… Ancak her ne hikmetse inanan yalnız biz oluyoruz, inandığımızla kalıyoruz… Zira başrol oyuncusu olan ve “nokta” atışından “nokta” transferine geçiş yapan futbolcunun, onu transfer eden başarılı (?) yöneticinin bu sirayet edici dirayetten haberi yok… Neyse zaten bu konumuz dışında bir şey, ilerde belki buna yeniden değiniriz… (Hatırlatırsınız)
Demem o ki; asparagas transfer haberleriyle bulanan/sulanan beynimiz lig başlayana dek normal fonksiyonlarını sürdürmede yetersiz ve güçsüz kalarak, hayatımızın diğer alanlarındaki gelişmelere müdahale için mecal bulamıyor… Çünkü “bomba” haberlerle sürekli patladığı için kırk yamalı bohçaya dönüyor… Ondan sonra da yaşanan başarısızlıklarda başarısızlığa bahaneler aramaya, mazeretler üretmeye tevessül ediyoruz… Mecali kalmayan beyinlerin yapabileceği daha fazla bir atraksiyon da yok hani… Yaşıyor olduğuna ya da yaşıyor sandığımıza şükretmek kalıyor geriye…
Bahane ve mazeret üretmede, hedefi yanlış yere yerleştirmede zaten üstümüze yok… Buna eli kalem tutan, okumuş, gün görmüş usta ve usta yamağı çıraklar da dahil… Hatta eski futbolcu/yeni yorumcu “ahkampaşalar” ve “ulan ben eskiden neydim diyemeyenlerle” birlikte “eski hakem/eskiden hallice yeni yorumcu”, kodumu oturtan, oturttuğu ve oturduğu yerden aleme-i cihan vinçler gelse kaldırılmaz üstatlar da dahil…
Pardon, biz neyin kavgasını yapıyoruz sahi?... Alan memnun, satan memnun ise bize “çok yemek” düşer… Ama dikkat etmek lazım, çağımızın hastalığı stres, kolesterol ve şeker… Yerken lokmaları saymanızı salık veririm… Zira yedikten sonra çare bulmak güçleşiyor… Hele ki bir de hazım probleminiz varsa…
Murat HACIOĞLU
1 Ocak 2009 Perşembe