- Kategori
- Türkiye Ekonomisi
Bor'un pazarı

Alıntı görseller için emeği geçenlere teşekkür ederim. A.AK
Sanırım artık bilmeyen kalmadı, bor kimyasalları özellikle füze yakıtı olarak ve sodyum tetraborat, özel uygulamalarda yakıt katkı maddesi olarak kullanılıyor.
Son günlerde "sodyum borohidritin"in kullanıldığı, sodyum borohidrattan enerji üreten hücre yakıtıyla ilgili çalışmaların hız kazandığını okuyoruz. Bor, birim hacimde petrole oranla dört katına kadar daha fazla enerji yaratıyor. Böylece bor, petrol yerine daha etkili olarak öne çıkıyor.
Bor, demir ve nadir toprak elementleri birleşimi (METGLAS) % 70 enerji tasarrufu sağlıyor. Bu güçlü manyetik ürün; bilgisayar disk sürücülerinde, otomobillerde doğru akım motorları ve ev eşyalarıyla portatif güç aletlerinde de kullanılıyor.
Dolayısıyla bor kimyasallarının pillerde, akülerde kullanılmasıyla hem üretim maliyeti düşürüldü ve hem de çevre dostu piller, aküler üretilmeye başlandı.
Yalnızca bu kadar mı?
Hayır.
Diğer alanlarda da bor etkin olarak kullanılmakta;
Petrol boyaları, yanmayan ve erimeyen boyalar, tekstil boyaları.
Antifrizler, hidrolik yağlar.
Kauçuk ve plastik sanayi,
Fiber optik.
Kozmetik.
Fotoğrafçılık.
Patlayıcı maddeler, havai fişek ve benzeri.
Zımpara ve aşındırıcılar.
Kompozit malzemeler.
Manyetik cihazlar.
İleri teknoloji araştırmaları, moleküler biyoloji, sağlık ve diğer birçok alanda kullanılan bor, Türkiye için neden bu kadar önemli?
*
Soruyu şöyle sorsak: ARABANIZ "BOR" ile NASIL ÇALIŞIR?
Borla çalışan araba üretildiğini değişik kaynaklardan öğreniyoruz.
Bu denemelerde maliyeti 200 lira olan 1 kg bor ile 19 bin km yol yapabiliyormuş.
Hesabı şöyle somutlaştıralım; ağırlığı 1100 kg. olan bir otomobil, sabit 100 km hızla giderse, yalnızca periyodik bakıma gider gibi yılda bir kez yakıt ikmali yapar.
Bu demek oluyor ki;
Petrole son.
* * *
Türkiye kıskaçta...
TÜRKİYE, dünyada bor rezervinin yüzde yetmiş üçüne sahip.

Bu rezervin değeri dokuz (9) trilyon dolar olarak hesaplanıyor.
Dikkat, dokuz milyon veya dokuz milyar değil!
9 Trilyon DOLAR...
*
Özelleştirme kıskacındaki ETİ Maden İşletmelerinin, oldukça tanıdık olan müşterisi, memleket uyanmadan bu kaynağı ele geçirmeyi planlıyordu ki sendikalar ve meslek odaları duruma tepki gösterdi, özelleştirmeye karşı mücadele edeceklerini açıkladı. (16 Ekim 2014, yaygın basın haberleri.)
Bu haberlere göre, Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğüne ait sülfirikasit ve borikasit fabrikalarının özelleştirilmesi gündemde...
Petrol-İş Sendikası, Türk-Enerji Sen ve TMMOB'a bağlı birçok meslek odası bu durum karşısında ortak bildiri yayımladı.
Jeoloji Mühendisleri, Kimya Mühendisleri, Maden Mühendisleri ve Metalurji Mühendisleri Odaları, bor madenlerinin özelleştirilmesi girişimine tepkili olduğu biliniyor.
Fabrikaların satışı, bor madenlerinin özelleştirilmesi için atılan bir adım olarak yorumlanıyor. Yayımlanan ortak bildiride, "Bor madenlerimizin özelleştirilmesine izin vermeyeceğiz" deniliyor.
Çünkü doğal kaynakların yeryüzünde eşit olmayan dağılımına karşın potansiyel bir
refah kaynağı olarak görülmesinden dolayı, bor madeni özellikle ülkemiz için çok önemli bir hedef olarak değerlendiriliyor.
Özellikle metaller ve enerji ürünleri örnekleri açısından keşfedilen rezervlere ilişkin haberler ülkemizde coşku ile karşılanarak zenginleşmenin bir anahtarı olarak görülür. Doğal kaynaklar açısından zengin bir rezerve sahip olmak, fakirliğin kısır döngüsünden kurtulmanın bir çıkış yolu olarak değerlendirilir. Gerçekten de 1800’li yıllarda doğal kaynaklara bol olarak sahip bulunan ülkelerin, 1900’lü yıllarda ise bazı petrol zengini ülkelerin doğal kaynak fakiri ülkeler ile kıyaslandığında hızla zenginleştiklerine ilişkin örnekler, hepimizin hafızasındadır.
* * *
Eti Maden İşletmeleri 200 milyon TL sermayesi ile başta bor mineral ve türevleri üreten Türk Madenciliğinin lokomotif öncü kuruluşudur.
Eti Maden İşletmeleri, ana faaliyet alanı olan bor sektöründe ülkemiz ekonomisine yaptığı katkının daha üst seviyelere çıkarılması ve ayrıca uhdesinde bulunan trona ve nadir toprak elementleri yataklarının Türkiye ekonomisine kazandırılması için gayret sarf ediyor.
*
Bu çabalar yeterli mi?
Elbette hayır.
Petrol gibi doğal kaynaklara, zengin olarak sahip olmanın ekonomik gelişmeyi sağladığına ilişkin örnekler vardır ancak Türkiye’nin bor ile birdenbire zenginleşeceğini düşünmek doğru değil.
Hatta tersi bile olabilir.
Doğal kaynaklar mali gücün önemli bir unsurudur ama petrolü bol olan ülkelerde büyümenin zaman içerisinde yavaşladığı hatta tamamen durduğu görülmemiş bir olay değildir.
Dolayısıyla doğal kaynakların neden olduğu ekonomik bolluk dönemleri uzun süre
devam etmeyebilir.
Türkiye’nin zengin bor yatakları ile petrol zengini ülkelerin yerine geçtiğini varsayalım. Bu keşiften dolayı millî gelirin yükseleceği ve Türkiye’nin refahının bordan dolayı önemli ölçüde artacağı açıktır.
Lâkin uzun dönemde ekonomik büyüme yavaşlarsa Türkiye’nin, sonuç olarak normalde olması gereken refah seviyesinin altında kalması yani daha da yoksullaşması şaşırtıcı olmaz.
Bu nedenle bor başta olmak üzere doğal kaynaklar açısından zengin olmamız; iktisadi ve mali açıdan olumsuz etkilere dahi sebep olabilir. Çünkü “kontrolsüz güç, güç değildir.”
Örneğin Japonya, G.Kore, İsviçre, İtalya, Finlandiya, İrlanda gibi doğal kaynak fakiri ülkeler; Meksika, Nijerya, Venezüella, İran, Irak, Libya, Şili, Brezilya, Kolombiya, Gana gibi doğal kaynak zengini ülkelerden daha gelişmiş ve daha zengindir.
Lütfen bir daha okuyalım ve lütfen pek çok gündem maddesi gibi bunu da sıradanlaştırmayalım.
Yaşadığımız dünyayı sorgulayamıyorsak, bari “Bor”un pazarı geçmeden ülkemizi sorgulayalım...
* * * * *
Ve bir deyim:

Siz anladınız onu!
“Bir fırsat kaçınca, hiç olmazsa bundan sonraki fırsatı değerlendirmek gerekir” anlamında kullanılan bir deyimimiz.
Bor, Niğde’ye on üç kilometre uzaklıkta bir ilçedir. Bor madeniyle ya da ETİ Maden İşletmeleriyle uzaktan yakından ilgisi yoktur, (En azından şimdilik!)
Niğde'nin ilçesi BOR eskiden beri, pazarı ile meşhurdur, salı günleri kurulur. Niğde’nin pazarı da çarşamba günleri... Şimdi de öyle midir, bilmiyorum!
Salı günü pazara gelmekte olan köylü, Bor'a yakın bir su başında az dinlenip, eşeğini de otlatmak ister. Ağacın altına az biraz uzanır, eşeğini de uzunca bir iple bağlar ki hayvan otlasın. O sabah erken kalktığı için, oracıkta uyuya kalır. Uyandığı zaman, güneşin iyiden iyiye yükseldiğini görüp, hemen eşeğine atlar ve yola çıkar. Fakat salı pazarı dağılmıştır. Alışverişi bitirip dönmekte olan diğer köylüler bu hâli görünce, ne derler?
“Geçti Bor’un pazarı, sür eşeği Niğde’ye...”
O gün bu gündür, bir fırsat kaçınca söylenegelen söz böylece, dilimize "deyim" olarak yerleşir.