- Kategori
- Alışveriş - Moda
Borçlu, Özgür Bağımlı!
Uzay çağı, bilişim çağı tamam da asıl günümüzün olması gereken çağ; “bağımlılık üzerinden gönüllü kölelik çağı” olduğunu, hak dinlerin hiçbirisinin bu denli sert bir şekilde kestirip atamadığı “kölelik ve cariyelik kavramını” Amerika ve İngiltere’nin bir araya gelip yasaklamasından anlamalıydık ama özünde anlamamak daha fazla işimize geliyor diye düşünüyorum.
Borç birçok insanın içine düştüğü hastalık sarmalı iken, borçlu insan aynı zamanda kültürel olarak da etkilenen insan modelini tarif eder. Neticede kural koyma yetkisi alacaklıdadır ve alacaklı her halükarda haklıdır neye haklı olduğu ise saymakla bir çırpıda bitirebileceğimiz bir liste değildir ama yine de söyleyelim; alacaklı hayatınızın her aşamasında söz sahibidir. O borcu ödemek için gece gündüz çalışırsınız ki bu sizin en değerliniz yani aslında ömrünüzdür. “O borç ödenemezse evinizden olursunuz” duygusunu yaşamayan kaç kişi vardır ki toplumlarda? O borç ödenmezse şerefinizden olursunuz! O borç için namus pazarda haraç mezat gider maazallah.
Dedik ya bağımlılık çağından herkes nasibince bir şey alıyor ve ona köle oluyor. Kimi bunun farkında eşine dostuna, çocuğuna anlatmak istiyor ama beceremiyor. Kim kendi çocuğunun önce uyuşturucu bağımlısı, sonra hırsız, sonra katil olmasını ister? Daha da önemlisi kendi çocuğunun terbiyesi konusunda bir insanın elinden alınan yetkisi kimler tarafından ne şekilde ve nasıl kullanılmaktadır? Eğitim kurumlarının dahi önceliği bağımlılık yaratmaktır ki bu mecburen bir tüketim çılgınlığına denk gelir. Çoğu aile neye neden para verdiğini bilmeden para verir, verir sonunda ortaya çıkacak ürün, mahsul o kadar belirsizdir ki buna ben, siz, onlar hepimiz dâhiliz. Öncesinde bolca para öder, bu ödeme konusunda da birbirimizle yarışırız.
Borçlanmamak içinse kural bellidir; tüketimini kontrol et, üretimini kontrol et, dış etkilere karşı kendini koru ki “eller ne derse desinler” etkilenme. Hayat senin hayatın, ya başkasının direktifleri doğrultusunda yaşarsın ya da kendi hayatını kendi çalışmanla kontrol edersin. Elbette biz burada şunu da söylemek zorundayız; insan çözemeyeceği bir hastalıkla, doğal bir dertle boğuyorsa ona sözümüz yok. Gözünün önünde çocuğu günden güne ölmekte olan birine elbette giderlerini kontrol et demek zordur. Aynı şekilde çalışamayacak durumda engelli olan, sağlığı her türlü şekilde bozuk olan bir insana diyecek fazla sözümüz yok. Böyle durumda ise eğer toplum hastalanmamışsa sosyal kurumları devreye girerek en azından bu durumu çözmek için gayret eder. Etmelidir. Etmiyorsa kişi ya da kişilerle birlikte toplumun da ağır bir hastalık geçirdiğine hükmetmek pek zor olmasa gerek. Sözümüz çalışabilecek sağlıklı bedeni, zekâsı, aklı olup da tembellik edenlere ve giderlerini dış etkilere maruz kalarak gün be gün artıranlaradır.
Sözümüz normal hastalara değil, kültürel olarak edilgen durumda olan, özgüven eksikliğinin kişiyi hasta ederek, ihtiyacından fazla tüketen, ihtiyacından fazla üretmeyen, yarınını düşünmeyen, her günün günlük güneşlik olacağını zannedenlere, kendisini olduğundan farklı yerde görüp, onun gereklerini yapmak yerine ona kısa yoldan kavuşma özlemiyle yanıp tutuşanlaradır. Muhtemelen bu satırları hiç okuma zahmetine katlanamayacak olanlara…