- Kategori
- Doğal Hayat / Çevre
Boşa geçen bir Balık mevsimi daha..

PALAMUT
Balığı olmayan balık mevsimin sonuna geldik. Nisan ayında market tezgahlarında boy göstermeye başlayan Afrika karpuzunun yerine yakında bollaşacak Adan karpuzunun balıkçı tezgahlarında yerini alması yakın.
Böyle giderse o balıkçı tezgahlarının geçici değil de devamlı olarak manava dönüşümü kaçınılmaz çünkü palamut avı bu yıl %63 azalmış. Yok yani...
Bunun sebebi olarak da palamut, lüfer gibi balıkların büyümeden avlanması olduğu gibi, dibine darı ekilen, bu balıkların yiyeceği olan hamsi ve istavritin aşırı avlanmadan dolayı olmayışı. ve tabi maalesef bu konuda yeterli denetim olmayışı..
Bizim zamanımızda .....diye başlamak istemiyorum, bizim zamanımız dediğim 30 40 yıl öncesine kadar. İşten yorgun argın gelen annem en pratik ve ucuz yemek olarak ve sık sık palamut getirdiğinden ''Off yine mi palamut?'' diye şikayetçi olduğumuz bir nesiliz biz.
Bizans zamanında yaşamadık şu İstanbul'da ama Kadıköy sahilinde çifti 50 kuruşa palamut aldığımızı ve bütün Kadıköy sokaklarının palamut kızartması koktuğunu bilirim. Sonbaharda Üsküdar meydanı bir şölen gibi süsleyen o çirozların bolluktan dolayı kurutulup yenen uskumru olduğunu bile bilemezdik. Sabah kahvaltısında bile yenirdi. Son derece lezzetliydi.
Bakın Bizans'ın bile Anadolu yakasına değil de karşı yakada kurulmasının sebebi palamutmuş. Bu balık Kalkhedon (Kadıköy) tarafına hiç uğramazmış. Gerçekten de biz lüfer tutuk ama hiç palamut tutmadık. Sebebi de Kalkhedon yakınlarındaki dipten yükselen beyaz kayanın bu balığı korkutmasıymış. Balık Sarayburnu tarafına yönelir, Haliç bile palamut kaynarmış.
Haydarpaşa mendireklerinin arasına kayıkla açılıp, tuttuğumuz balık çeşidi bu gün mevcut olanlardan daha fazlaydı.. 1970 yıllarda Galata köprüsünden bile çapariyle rahatça tutulurdu palamut.
1985 yılında Kadıköy nikah dairesi kenarındaki körfezimsi alanda 10 dakikada 8 tane kofana tuttuğumuzu hatırlıyorum.
Geçelim daha eskiye;
Turizm hocamız Rıfat beyin o anlattığına. Ki bunu tarih kitapları da yazar.
2.Dünya savaşı sırasında bir kıtlık vardı ki... Ekmek karneyle.. Şeker, yok, un yok ama Allah öyle bir yardım etti ki, öyle bir torik akını oldu ki, herkes evine yarım metrelik torikler götürürdü. O kadar boldu..
Torik Palamutun büyüğü. O tarihlerde resimlerde gördüğümüz kadarıyla hamalların sırtında bırakın toriği orkinos var..
Şimdi Palamut yok.. Ama her balıkçının yanında açılmış bir balıkçı lokantası oluştu. Sayıları da çok fazla. Bu nüfüsa, bu lokantalara, bu gelişmiş av tekneleriyle, denizin dibini tarayan kameralarıyla denizde ne varsa yok edip, kendi ayaklarına sıktı mı balıkçı?
Şimdi karpuzun çıkmasını bekleyecek..Yeni balık sezonunda bu kafayla değil palamut, istavrit bile olmayacak.
O zaman da kış sebzeleriyle idare edecek.
Palamut yerine lahana, lüfer yerine pırasa,
N.K