- Kategori
- Eğitim
Boşlukta yürümek
Yazarı: Yavuz Bahadıroğlu
Ali, on sekiz yaşında bir delikanlıdır. Annesi, oğlunu ortaokula kadar okutmuş, sonra da “Okuyup da ne olacaksın? Tarlayı sür, ekini ek, kazancını bu şekilde kazan!” der. Ali’nin annesi Münevver Hala kız kardeşi Dürdane’nin kızı olan Fadime’yi küçüklüğünden beri çok sever. Aynı şekilde oğlu da Fadime’yi çok sevmektedir. Ancak Fadime’nin annesi, “Fadime’yi kalem efendisine vereceğim. Şehirde sadece bulaşık yıkar, evi temizler, sonra da gezmeye çıkar. Benim gibi köy işlerinde sürünmez, ” düşüncesiyle, okumuş şehirli birine vermeye niyetlidir.
Ali, artık teyzesinin bu konuşmalarından bıkar ve sırf Fadime için okumaya karar verir. Bu okuma hevesi, ilkin bir kızı sevmekle başlar ama sonra idealist bir insanın okuma isteği olur. Ali köyün öğretmeni Celal Hoca’nın sayesinde sınavlara girer ve sınavları kazanır. Sonra liseyi, ardından Hukuk Fakültesini bitirir. Stajını yapmadan askerliğini yapar. Sonra da köye dönüp birkaç kuruş biriktirdikten sonra stajını yapmaya karar verir.
Ali askerdeyken köyün muhtarı Mimaroğlu Süleyman’ın oğlu Kemal Fadime’ye iftiralar atar ve zor durumda kalan Fadime’nin anne babası da yüklü bir başlık parasıyla kızlarını muhtarın adamlarından Rıza ile evlendirirler. Ali köye gelince bu duruma çok şaşırır ve üzülür. Köylüler muhtardan çok çekmişlerdir. Ali’nin köye muhtar olması için adaylığını koymasını isterler. Daha doğrusu olması için ona yalvarırlar.
Ali onları kırmaz. Adaylığını koyar ve köyün muhtarı olur. İlk işi köyün çok ihtiyaç duyduğu yolları yapmak olur. Daha sonra bir köprü yaptırmak için harekete geçer. Bu köprü yapma fikrini çocukluğundan beri düşünmektedir. Köprünün birazını yaptırdıktan sonra Mimaroğlu Süleyman’ın adamları bir gece yarısı köprüyü dinamitle yıkarlar. Dinamit sesini duyan Ali hemen köprünün bulunduğu yere gider. Vakit gece yarısıdır. Köprüye yaklaştığında biri ensesinden vurur ve bu darbe ile Ali bayılır. Sabah jandarma geldiğinde Ali’yi de orada görünce onu gözaltına alırlar. Mimaroğlu Süleyman da tüm adamlarıyla bu köprüyü Ali’nin yıktığını sebep olarak da köylünün parasını cebine indirdiğini ve köprünün diğer yarısını yaptıramayınca da yıkmaktan başka çaresinin kalmadığını iddia eder.
“Çamur at, tutmazsa izi kalır, ” misali bütün köylü Ali’den soğumaya dolayısıyla uzaklaşmaya başlar. Mahkemeden suçsuz olduğu anlaşılınca serbest bırakılır. Ali köylünün kendisine karşı bu tavrını görünce büsbütün yıkılır. Annesini de ikna edip hem köyün bu huzursuz ortamından kurtulmak, hem de stajını yapmak için İstanbul’a gitmeye hazırlanır. İstanbul’da bir eski otelde kalmaya başlar. Uzun süre iş bulamaz. Stajını yapamaz ve bir ümitsizlik girdabına düşer.
İmdadına Taşkın yetişir ama bu arkadaşı sadece onunla sohbet etmekle yetinir. Sonra da parkta Korkmaz isimli biriyle tanışır. Korkmaz onun durumunu öğrenince, İlhan isimli bir avukatın yardımcı aradığını ve onun da Hukuk mezunu olması sebebiyle, hemen işe alınabileceği garantisini verir.
Kısa bir süre sonra Ali, Korkmaz’ın sözünü ettiği avukatın yanında çalışmaya başlar. Ali Avukat İlhan’ın yanında iki yıl çalışır. Bu zaman zarfında çok şey öğrenir ama kendisini “sosyalizm destekçisi, faşizm karşıtı” olarak tanıtan insanların “gerçekte kapitalistler adına çalıştığının, Stalin’i, Lenin’i desteklediklerinin, Müslümanların can düşmanları olduklarının, bütün olumsuzlukları şeriata yüklediklerinin, sosyalizmi kendi kirli emellerini örtbas etmek için bir kamufle aracı olarak kullandıklarının” farkına çok geç varır.
Avukat İlhan onu bir gün Hikmet adında birine mektup götürmesi için görevlendirir. Giderken de Hikmet’le pek konuşmamasını, Hikmet’in bunadığını, kendisini yanlış şeylerle kandırabileceğini söyleyip mektubu verdiği gibi hemen büroya gelmesini ister. Ali Hikmet’le tanışınca, Hikmet, “Nazım Hikmet’le hapishanede tanıştığını, onun yurt dışına kaçtığını, ülkesini kötülediği gibi şeylerle sözüne başlayıp İlhanların dışarıdaki dilencilerin haklarını bile arayan insanlar gibi göründüklerini, ama aslında onların sadece menfaatleri için çalıştıklarını, onların devletle milletin arasının açılması için nasıl fitne tohumlarını ektiklerini, öğrencilerin bu düşüncelerle beyinlerinin nasıl yıkandığını, üniversitelerin nasıl kullanıldıklarını, işçilerin sırf para babaları rahat uyusunlar diye ortalıkta hiçbir şey yokken büyük bir sorun varmış imajı verdirmek için nasıl greve çağırıldıklarını, ülkede yani Türkiye’de dönen dolapları, sadece derin devletin birkaç adamının emriyle gerçekleştiğini…” anlatır.
Ali bütün bunları bilmiyor değildir. Ne de olsa toplantılarına katılmış, az da olsa bir şeyler öğrenmiştir. Ama artık dayanacak, onlara katlanacak takati kalmaz ve işten ayrılır. Ucunda işsiz kalıp parasız dolaşmak olsa da. Bu kirli boşluktan kurtulmak ister. Böyle düşünmesinde kendisine annesi ve ilkokul öğretmeninin verdiği dini eğitimin katkısı çok fazladır. Çünkü o, okuduğu bildiği kadarıyla, onların söylediğiyle, yaşadığı sosyalizm çok farklıydı. Sözde sosyalizmdi ama uygulamada faşizmdi.
Ali işten ayrılırken avukat İlhan, onun çok önemli bir dosyayı çaldığını söyler. Bunun için Ali’ye işkence edip konuşturması için Korkmaz’a emir verir ama kaderin cilvesidir ki Korkmaz ile Ali’nin içinde bulundukları araba kaza geçirir ve bu trafik kazasında Korkmaz ölür. Ali hasta olan annesini hastaneye yatırdığında Doktor Ahmet ile tanışır.
Doktora işsiz olduğunu söyleyince, doktor onun Kaymakamlık sınavlarına girmesini tavsiye edip, eğer bunu kabul ederse, geçim sıkıntısı çekmemek için maddi yardımda bulunabileceği sözünü verir. Ali, Kaymakamlık sınavlarını kazanır ve köyüne tekrar döner. Artık köyde çok şeyler değişmiştir. Fadime, kocasından ayrılmış, Mimaroğlu Süleyman ve oğlu Kemal komünistleri tarlalarında sakladıklarından dolayı tutuklanmış, Fadime’nin kocası Rıza köprüyü yıkmak için Mimaroğlu Süleyman’dan emir aldıklarını söylemiş, böylece ölmeden önce Mimaroğlu Süleyman’ın cezası da katmerleşmiştir. Artık köyde esirlik terör havası bitmiş, bunlar yerini zıtlarına bırakmıştır. Artık Kaymakam Ali ile Fadime’nin evlenme zamanıdır.
Ali, okumak istediğini annesine söyleyince annesi, “On sekiz yaşından sonra da okunur mu?” der ve etrafındaki insanlar da bunun gerçekleşemeyeceğini söylerler. Ancak Celal Öğretmen ve Müftü, “değil on sekiz, yetmiş yaşında bile okunabileceğini” söyleyip, köy gibi bir ortamda Ali’ye destek olurlar. Annesi de, “Sadece bunlar ikisi böyle dediler, ” diye Ali’nin okumasına izin verir. Öğretmenler ve din adamları her zaman halk tarafından model alınan, itibar edilen insanlar olmuşlardır. Celal Öğretmen Ali’ye, lise öğrenimi için rehberlik yapmıştır. Esasında Ali ilkokuldayken, okulu bırakmaması, liseye devem etmesi için de çok ısrar etmiştir ama Ali bunu kabul etmemiştir.
Sonuç:
Toplumların gelişip kalkınması için, öğretmenlerle, din adamları her zaman el ele tutuşup, işbirliği yapmalıdır. Aksi halde, bu iki güç, gelişme ve kalkınmanın karşısında büyük bir engel olur ve çatışmalara kaynaklık eder. Bu eserde, öğretmen ile müftünün işbirliği yapmalarının güzel bir örneği ile güzel bir sonucu gösterilmektedir.
Necla Polat