​ Böyle mi sorulur? / Haber / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Haziran '07

 
Kategori
Haber
 

Böyle mi sorulur?

Böyle mi sorulur?
 

William Shakespeare’in ünlü tragedyalarından Hamlet’te geçen “Olmak ya da olmamak, bütün mesele bu” sözü çok meşhurdur.

Bu sözü hemen herkes bilir. Bilir de bu söz neden söylenmiştir, oyunu izlemeyenler veya okumayanlar bilmezler. Sadece gözlerinin önüne bir kuru kafaya karşı söylenen bu söz gelir.

Oyunun konusu kısaca şudur: Babasının ölümü üzerine sarsılan Danimarka Prensi Hamlet, babasının yasını tutmadan evlenen annesine öfkelenir. Üstelik annesi yeni kral amcası ile evlenmiştir. Babasının hayaletiyle konuşan Hamlet, onun cinayete kurban gittiğini ve katilin de kralın hem tacına hem de karısına göz diken amcası olduğu haberiyle bunalıma girer. Sevdiği kız Ophelia’yı bile gözü görmeyen Hamlet önce bu haberin doğruluğunu araştırır, emin olunca da intikam almaya karar verir.

Shakespeare’in 400 yıl önce yazdığı oyundaki entrikalar, güç ve para hırsı, ihanetler, çocuklarını yanlış anlayan anneler, kendilerini seven kadınları inciten erkekler, boşa geçen hayatlar, pisipisine ölümlerde değişen hiç bir şey yok. Bu durum yani güç ve para hırsı, ihanetler batı dünyasında da vardı doğu dünyasında da. Kültür ve geçmiş olarak birinin diğerine bir üstünlüğü söz konusu değil.

Dün neysek ne yazık ki bu gün de yine aynıyız. Birçok şeyi ya anlamıyoruz ya da anlamamakta ısrar ediyoruz. Peki, ne için?

Sadece “Güç” için…

Bu ülkede demokrasinin olmazsa olmazlarından biri de “Basın” sektörüdür. Ancak “Basın” gerçekleri yazmak, haberi olduğu gibi aktarmak, yorumu “Köşe”lere bırakmak durumundadır. Bir de “Siyasiler” ile röportaj veya canlı program yaparken “Çanak” vermek yerine, toplumun tüm kesimlerinin sormak istediği soruları sorarak doğruyu ortaya çıkarmak gibi bir görevleri var. Ama onlar da “Hamlet” oynuyorlar ne yazık ki…

CNN Türk televizyonunda “Liderler Zirvesi” programı varmış. Önceki gün bu programa Mehmet AĞAR katılmış -onu izleyemedim- dün akşam da Başbakan Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN katıldı. Bir bölümünü seyrettikten sonra, programdan bir “Cücük” -yani doğru bir şey- çıkmayacağını anlayınca sonlarına doğru seyretmekten vazgeçtim.

Ben gazetecilerden şu soruları sormalarını beklerdim…

1- Çocuklarınızın Amerika’da okuması için kim ve ne kadar ve niçin burs verdi?

2- Oğlunuz, daha dünkü çocuk gemiyi kimden, hangi şartlarda ve nasıl aldı?

3- Damadınız hangi kariyer ve tecrübe ile Çalık şirketlerine “Genel Müdür” olmayı başardı?

4- Alman başbakanına geçinemediğini söylemişti, 3 villayı kaç paraya ve nasıl aldı?

5- Meclis çoğunluğu elinde iken her şeyi yapabilecekken nasıl oldu da hiçbir şey yapamadı?

6- Din istismarı ve mağduriyet edebiyatı ile seçimde ne başarı umuyor?

Bunlar sorulmadı ama soruluyormuş gibi yapılarak oğlunun askerliği soruldu. O soru “Örtme” sorusudur. Çünkü her yükümlünün hakkı olan uygulama, başbakanın oğluna da yapılmıştır ve bu konuyu kurcalamak, kişilik hakkına saldırıdır. Ama yukarıdaki soruları sormak, gerçekleri ortaya çıkarmanın çabasıdır. İkisi arasında çok fark var. Bugünkü gazetelerde de Başbakanın bu soruya “Sinirlendiği”ni yazdılar. Hâlbuki hiç de sinirlenmedi. Diğer soruların sorulmasına geçilmemesi için bir baraj oluşturduğu için sevindi. Nasıl “Sinirlendiği”ni ise ben tespit edemedim tabi…

Yukarıdaki sorular veya benzerlerini ne yazık ki soramadılar.

Ama bir şeyi sordular…

Mitinglerdeki kalabalığı sordular ve bakın konuşma kısaca nasıl geçti…

Recep Tayyip Erdoğan: O mitinglerin organizatörleri bir siyasi partinin adayı olmamış mıdır?

Taha Akyol: Bu organizatörler bir partiden aday bile olsa bu milyonlarca kişiyi sokağa dökmelerinden bir sorgulama yaptınız mı?

Recep Tayip Erdoğan: Orada milyon rakamı yok… İstesek daha çok rakamı toplarız.

Görüyorsunuz mantığı değil mi? Katılanların sayısını önemsememek gibi bir garip düşünce tarzı ve vatandaşın tepkisine karşı “Biz sizden daha iyi yaparız” düşüncesi.

Sormaya devam etmelerini beklerdim “Neyi ve niçin daha fazla toplardınız” diye.

Ama soramadılar ki. Milletin parasıyla yapılan ve “Kral saraylarını” anımsatan ve mütevazılıktan çok uzak genel merkez binasında “Kral” havası vererek yapılan bir söyleşi…

Ve birçok sorulamayan soru, birçok alınamayan cevap…

Ve üstelik bu ülkedeki en “Devedişi” gazetecilerle…

16 HAZİRAN 2007

Fotoğraf: Ankara Kafkas Derneği Tiyatro Topluluğunun oynadığı Hamlet oyunundaki sahne görüntüsü.

 
Toplam blog
: 1104
: 918
Kayıt tarihi
: 28.01.07
 
 

Emekliyim ama “Tekaüt” değilim. 1961 yılından beri değişik “Anadolu” gazetelerinde yazdım. 1984-8..