- Kategori
- Basın Yayın / Medya
Bugün gazete okumadıysan yaşamadın demektir

''2006'nın takviminde kala kala son 3 yaprak kaldı.'' cümlesiyle başlamış Çetin Altan ''Lokum gibi bir çalkantı dönemine doğru...'' başlıklı bugünkü yazısına.
Yazısının bir paragrafında da ''Acaba parlamento hatipleri, Türkçe'yi ortalama kaç kelimeyle kullanıyor; kitleler kaç kelimeyle kullanıyor; genç kuşaklar kaç kelimeyle kullanıyor; medya kaç kelimeyle kullanıyor?'' diye sormuş bizlere. ''Ortaya çıkacak tablo, 200-500'lük bir kelime dağarcığıyla, Türkçe'nin nasıl bir aşınmaya uğramakta olduğunu ortaya koyacaktır.'' cevabını da veriyor kendisi; bizim cevabımızı beklemeden... Durum bu kadar vahim ey Türkçe konuşanlar, yazanlar!.. Haberiniz olsun!..
Sorunun ardındaki ikinci paragrafta da Çetin Altan şunları yazıyor: ''Ve ortaçağ tanımlamasına uygun olarak, kendisini ''devlet'' sayan Hazine'den geçinmeli takımın; böylesi bir aşınmayı durdurup, düzeltme olanağı yoktur.'' Daha ne desin Altan, bilmem ki bu paragrafta yazılanları anlayabildik mi?..
Çetin Altan'ın yazısının yer aldığı Milliyet'in aynı sayfasında yer alan haberler ise şöyle: ''Çocuk pornografisinde karanlık tablo:'' Öğretmen de, avukat da, doktor da var.'' Başka bir haberin başlığı: ''14 yaşındaki kızını satan anne'' Bizim derdimiz Türkçe, vatan, millet değil; erozyona uğramış hayatların çoğu gibi; Türkçe de, vatan ve millet sevdası da erozyona uğramış. Hazineden geçinenlerden her gün kaçının suçu yer alıyor gazetelerde kim bilir?..
Hasan Pulur ''Evet, demokrasi yoktu ama...'' (2) başlıklı bugünkü yazısında bir okurundan gelen tepkiye usul usul cevap veriyor, bilgi veriyor: ''Cumhuriyet demokrasiyle kurulmadı; iyi ki kurulmadı. 1920'lerde bozkırın ortasına iki sandık koyup birinin üzerine (cumhuriyet) yazıp, diğerinin üzerine (şeriat veya hilafet) yazıp ey ahali gel oyunu ver mi, diyeceklerdi?''
''Bu yazımıza tepkiler geldi, okurlarımızdan İsmet Temel, bizi, 'Atatürk döneminde demokrasinin olmadığını savunanların ekmeğine yağ sürmekle'' suçladı.''
''Konuyu biraz daha açalım...'' diyor, Hasan Pulur ve açıyor. Siz de bugün gazete almadıysanız, okumadıysanız bu yazıları, haberleri; hiç değilse bilgisayarlarınızı açın ve okuyun, çıktısını da alıp arşivleyin...
28.12.2006 tarihli Milliyet'te Derya Sazak'ın ''Saddam Kararı'' başlıklı yazısından iki paragraf yazayım:'' ''Irak bugün tarihin en büyük felaketini yaşıyor. İç savaş yaşanan ülkede, her gün yüzlerce insan ölüyor.''
''Duceyl kasabasında 148 Şiinin katledildiği 1982'nin şartları Irak'ın normal rejimi haline geldi. Şii-Sünni çatışmalarında bir günde 215 kişi yaşamından oldu.''
Hergün mutlaka gazete okunmalı; mümkün olduğunca da tüm gazeteler okunmalı. Yıllarını yazı adamlığıyla geçirenler, muhabirlikten yazarlığa geçenler; üniversitelerden gazetelere zaman zaman yazı yazanlar bizim için, ülkemiz için yazıyorlar. Gazete okumadığım gün kendimi o gün yaşamamış hissediyorum. Yeni konuşan ve gün ekledikçe hayatına daha çok konuşan ve durmadan soru soran çocuklara benzemek istemiyorsak, her gün mutlaka birkaç gazete okumalıyız.
Şunu hiç ama hiç unutma; bugün gazete okumadıysan, sen bugün yaşamadın demektir.
Ferdi Vatansever'e selam,sevgi ve yardımeli: http://biryardıimeli.bz.tc