​ Bugün kendin için Tanrı’yı sorguladın mı? / İnançlar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Mart '10

     
    Kategori
    İnançlar
     

    Bugün kendin için Tanrı’yı sorguladın mı?

    Bugün kendin için Tanrı’yı sorguladın mı?
     

    Tanrı, inanan inanmayan her insanın hayatında var olan soyut bir kavram. Yeryüzünün belki de en eski tartışma konularının başat aktörü. Bense, soru işaretleriyle baş edemeyip bir bakıma zihnimden silmeye çalıştığım bu soyut kavramı, gündelik yaşantımda her an ‘hatırlatılmak zorunda kalma’ pratikleriyle, unutamasam da bu kavramın etkisini, asgari boyuta indirgemeye çalışıyorum kendi adıma. Neticede, varlığıyla, yokluğuyla, emirleriyle, kurallarıyla, her “Allah”ın günü yanımızda.

    Tartışmak yersiz…

    Yıllar boyu üzerine düşündüğüm tanrı ve nihayetinde, hakkındaki hiçbir şeyden emin olamayacağıma karar verip kendi agnostisizmimi yarattığımdan bu yana, başta ‘din’ olmak üzere sübjektivitenin ön planda yer aldığı sohbet ortamlarında bulunmaktan pek –hatta hiç- haz etmem. İnsanların düşüncelerinden ötürü hiçbir şekilde yargılanmaması gerektiğini düşünürken; insanların pejoratif yaklaşımlarla acıma duygusu arasında gidip gelen muamelelerini ve ne cüretle yaptıklarını anlayamadığım ‘sapkın birini doğru yola sokma’ çabalarını emin bir edayla üzerimde hayata geçirme teşebbüslerine yol açtığım için sinir olmuşumdur hep kendime. Ama tanrının yanında oldukları için kendilerini üstün olarak gören bu insanlara fırsat vermediğimi de belirtmek isterim.

    Bugün, günün yine kendimle baş başa kaldığım vakitlerinde, yeminimi bozup bu konuyu düşünürken buldum kendimi. Tanrı’nın varlığından emin olan insan olup olmadığını sordum kendime. Bana göre cevap oldukça basit, net ve söylemesi kolaydı; “yok”tu. Bu sonuca hem mantığım, hem de gözlemlerim sonucu varmıştım. Aksine inanmak, ve açıkçası onlardan biri olmak isterdim ama Tanrı’ya saf aşk ile bağlı olan kimse yok, olamaz da. Sadece bu çıkarımı doğrulamak adına bir yazı yazabilecek kadar dine dair bilgi ve çelişki tomarına sahibim; ancak, işin gündelik boyutu beni daha çok düşündürüyor bu safhada.

    Mesele inanmak değil; sorgulamak…

    İnanmak insanın temel dürtülerinden ve en çok ihtiyaç duyduğu gereksinimlerinden biri; ama her an etrafımızda olan, ailedeki, arkadaş ortamındaki, sokaktaki insanların körü körüne inandığını görmek üzücü bir hadise. Hayatta, fırsatını bulduğu hemen her durumda sorgulayıcı olan insanların, hayatlarındaki en önemli yere oturttukları bu kavramı neredeyse hiç sorgulamamaları; dogmatik bir gerçek olarak kabul etmeleri ve bu tabularını aşmak adına hiçbir şey yapmamaları bana göre hayatlarında yaptıkları en büyük yanlışları.

    Olaya inananlar açısından baktığımda da sorgulama yapmalarının kendi menfaatlerine olduğunu düşünüyorum. Nihayetinde, Tanrı da, insanların onlara bahşedilen akıl, düşünme yetisi ve sorgulama gücünü bu doğrultuda kullanmalarından memnuniyet duyacaktır. İnanan biri için ibadet, bazı sembolik hareketler yerine Tanrı’yı düşünmenin ta kendisi olmalıdır ki; Tanrı da, tüm bu sorgulamalar sonucu kendisinin varlığından şüphe duymayıp ona tamamen inanabilen insanları en değerli kulları olarak ayırt etsin.

    Nitekim, Tanrı da doğru ve dürüst olanı ödüllendirecektir. Kim bilir, belki inananlar doğruluklarından, ben ve benim gibi düşünenlerse dürüstlüklerinden hak ederler Cennet’in kapısından girmeyi…

    Son sözüm, yazımı okuyunca benim Tanrı tarafımdan cezalandırılacağımı düşünenlere…

    Hakkımda kötü düşünüp hakaret edebilirsiniz. Ama bunu niye yaptığınızı sorun derim kendinize. Aklınıza ilk olarak ‘bu yazıyı yazanın yanacağı fikri’nin gelmesine sebep olan, sizin gerçekten Tanrı’ya mutlak bir sadakatle inanıyor olmanız mı, yoksa inanmanızda etkisi bulunan O’ndan korkuyor oluşunuz mu?

     
    Kayıt tarihi
    : 28.03.10
     
     

    Uluslararası İlişkiler 4. sınıf öğrencisiyim. 23 yaşındayım. İzmir'de yaşıyorum. Tenis oynamayı, soy..