- Kategori
- Futbol
Buz dağının görünen yüzü

Futbol, kıtalardan ve ülkelerden bağımsız olarak yeryüzündeki çoğu kimse tarafından takip ediyor ve bunun en büyük nedeni oyunun herkesin anlayabileceği kadar basit ve herkese ulaşabileceği kadar yakın olması. Hal böyle olunca 7’den 70’e tüm ilgililerin bu olgunun bir yerinde kendini bulması, bu oyunu sahiplenmesi ve hiç çekinmeden futbolcular, hakemler ve teknik adamlar hakkında bir görüşe sahip olması kaçınılmaz oluyor. Zira söz konusu oyun o kadar sade ve şeffaf ki yıllarını o veya bu yönüyle bu spora adamış birisi karşısında daha ilk maçını 2 gün önce seyretmiş birinin dahi söyleyeceği birçok söz olabiliyor ve oyunun tüm detayları, felsefesi, ruhu bir kenara atılarak bu iki insan arasında sabahlara kadar sürecek hararetli tartışmalar yaşanabiliyor.
Hâlbuki ister bu oyunun Çinliler tarafından milattan önce, isterse ortaçağ İngiltere’sinde ortaya çıktığını kabul edin bu tarihlerden günümüze kadar geçen her an bize bu oyunun asla göründüğü kadar sığ ve tekdüze olmadığını; 450m2’lik yeşil alanda yaşananların olayın müthiş arka planı ile kıyaslandığında bir buz dağının görünen kısmından dahi küçük olduğunu göstermiştir ve göstermeye de devam ediyor. Bir takımın herhangi bir maçtaki performansı, sahaya dizilişi, futbolcularının etkinliği ya da teknik direktörü hakkında herkes yorum yapabilir ama o takımın menajerinden başkanına, taraftarından yedek kulübesine kadar tüm değişkenlerini ve kadrosunun tüm maçlarını kapsamayan bir yorum ve analiz su üzerine yazı yazmaktan öteye geçmeyecektir. Zira futbol tarihi, takımları tek ya da birkaç maç/sonuç ile değerlendirmenin değil yukarıda belirtildiği gibi sağlıklı bir genel değerlendirme ile yorumlamanın gerektiğini kanıtlayan yüzlerce örnekle doludur. Dolayısı ile elbette futboldaki her çaba müspet bir sonuç almaya yöneliktir ancak bu hedefe münferit maçların ya da sonuçların değil büyük resmin objektif yorumlanması ile ulaşılabilir.
Bu doğrultuda keşke elimizde bir olanak olsa da bugün yeni ismi ile Süper Lig’imizin 50. şampiyonu belli olmadan önce Fenerbahçe’nin, Galatasaray’ın ve Beşiktaş’ın önümüzdeki sezon ile ilgili kararlarını son maçlardan, bir başka deyişle her şeyin belli olmasından önce verme zorunluluğu getirebilsek. Böyle bir durumda acaba Fenerbahçe’nin Zico ile devam edip etmeme kararı, Galatasaray’ın kadrosundaki yabancıları hakkındaki düşünceleri ya da Beşiktaş’ın Delgado ile yollarını ayırıp ayırmama tercihi ne şekilde sonuçlanırdı ve bugünden sonra ne şekilde sonuçlanacak? Bundan önce 2001 yılında Fenerbahçe’nin 2006 yılında ise Galatasaray’ın mutlu sona ulaştıkları yıllarda da iki takım, tıpkı bu sene olduğu gibi şampiyonluk umudu ile girmişlerdi son haftaya ve iki takım da bu sezonlarda tıpkı bugünkü gibi başarı ile tamamlamışlardı maçlarını. Bu sezonlarda oynanan son maçlar tıpkı penaltılara kalmış bir kupa mücadelesi gibi mecburi bir şampiyon çıkarma çabasından başka bir şey değildi aslında.
Aslında işin can alıcı noktası tam da burada bulunuyor. Tamamen son maçlardaki neticelere ve içinde futbolun şans faktörünü haylice bulunduran durumlara bağlı olarak belirlenen “şampiyonluk” dışındaki tüm sonuçları başarısızlık aksini de mutlak başarı olarak görmek, bu iki durum arasındaki yüzlerce olumlu ya da olumsuz değişkeni göz ardı etmek anlamına gelir ki şampiyon olamayan takımlarımızın neredeyse her sene teknik direktörleri dâhil olmak üzere tüm takımı yeniden oluşturmalarının nedeni işte bu yaklaşımdır. Geçen sene Premier League’i M.United zafer ile sonuçlandırdı ve Chelsea sezon sonunda ikinci sıradaydı. Buna karşın mavi beyazlılar direkt oynayan oyuncular düşünüldüğünde kadrolarına Ben Haim, Malouda, Pizarro, Anelka, Alex ve Belletti olmak üzere 6 futbolcu dâhil ederken aynı şekilde La Liga’da şampiyonluğu averajla R.Madrid’e bırakan Barcelona 2007–2008 sezonuna sadece Henry, Yaya Toure, Milito, Krkic ve Abidal’dan oluşan 5 yeni transfer ile girdi. Bu transfer sayıları geçen sene şampiyonluğu kaçıran Galatasaray için 12 olurken bu sene şampiyon olamayan Fenerbahçe için kim bilir kaç olacak. –Bu noktada sarı lacivertlilerin kadro istikrarı bakımından son yıllarda rakiplerine göre iyi durumda olduğunu kabul etmek gerekir.-
Neticede toplum olarak kısa vadelere önem vermemiz, başarı ve başarısızlığı uç noktalarda değerlendirmemizin bir uzantısı olarak futbola bakışımız da buz dağının görünen yüzü ile ilgilenmemiz, onun üzerine saatlerce konuşmamız, sevincimizi üzüntümüzü ona endekslememizden öteye gidemiyor. Bu nedenle bir takımı başarıya ya da başarısızlığa götüren onlarca değişkeni bir çırpıda göz ardı etmek ve içlerindeki doğrular ile yanlışları ayırt edememek uzun vadede takımların zarara uğramalarına neden oluyor ve kümülâtif ilerlemeyi engelliyor ama maalesef bu ayrım futbolu takip eden milyonlar arasında çok az kişi tarafından yapılabiliyor. Bir gün bizim yöneticilerimiz, teknik adamlarımız ve taraftarlarımızın da düşünceleri son maçlardan önce şekillenir, ufak farklarla yakalanan unvanlara takılıp kalmaz ve istikrar, uyum, hedef ve başarı kavramları takımların önceliği olursa işte o zaman ligimiz Avrupa’nın heyecanlı değil kaliteli liglerinden biri, takımlarımız da Avrupa kupalarının renkli değil başarılı takımlarından olacaktır.