- Kategori
- Deneme
Buzdum, çözüldüm, gidecektim…

Alev alev şehrin camdaki aksi...
Yanıklar görüyorum şehir manzaralarında, ağır ağır acıyan bir şehir şimdi penceremde aks eden. Mum alevi gibi titriyor ışıklar uzakta, alev alev yanıyor kent, bacalardan dumanları tütüyor kül olmuş geçmişlerin. Yanmayan ışıkları alev almış düşlüyorum bir an, kızıl bir tablo beliriyor, işte tüm manzara alevler arasında şimdi, kıvılcımlar sıçrıyor etrafa. Gözüm kamaşıyor manzaranın düşlerimdeki halinden. Ürküyorum... Buzdan heykeller gibi görünüyor her şey ışıklar dışında, yavaş yavaş eriyorlar. Sudan şekiller, birer birer kaybediyorlar anlamlarını, git gide başkalaşıyorlar. Vücutların yamaçları aşınıyor yangın büyüdükçe, kıvrımları bir bir çözülüyor.
Yarım yamalak cephe savaşlarını görüyorum bir tarafta. Top atışları duyuyorum şehrin gürültüsü içinde. Huzurlarımın tek tek işgal edildiğini hissediyorum, sıyrılıyor birilerinin derileri, canım yanıyor. Kanıyor şehrin bir yanı, buzdan heykeller kırmızıyla çözülüyor. Küllerin özlemiyle direnen, sabreden birini görüyorum dumanın, isin içinde… Fark etmeden mırıldanmaya başlıyor şair yanım; Sabır nasıl bir zehirdir ki her damlası bir sonrakini doğurur, nasıldır ki doğurduğu panzehir vücudundaki nefesi alır götürür… Diye. Soluğu kesiliyor kimilerinin, savaş sonrası görüntüler geçiyor bir taraftan, gözüm usulca şehrin savaştan arınmış yanına ilişiyor. Fenerleri sönmüş bir deniz sanki öylesine derin, adressiz, güvensiz. Kaldırım taşlarının siyahlığı anlatıyor geçip giden yangını, kurum kalıntıları parlıyor ay ışığında, yakamoz gibiler böylesi bir yangının kenarında.
Bir şehrin kenarında sıkışmış kalmışım, anlıyorum, yanacağız, kaçarı yok tutuşacak elbet bir yanımız. Hiç birimizi kayırmayacak hayat, teker teker yandıkça fazladan bir kıvılcım daha görecek şehrin diğer kenarındakiler. Işık olup son bulacağız, ilk ölümün tetiklediği o günden beri silinmiyor yanan heykellerin camlarda bıraktığı izler.
Camın buğusu, şehrin kurumu eriyince görüyorum közden kalan kızıllığı, işte gün doğuyor yavaşça. Şehir akşamki yangına kadar toparlanabilecek mi diye düşünüyorum. Sıyrıklarını sarabilecek mi dün yara alanlar? Nekahet dönemini atlatamıyor insanoğlu, yeni yanıklar, yeni kayıplar… İyileşemiyor hastalıklı kalıntılarımız. Arkamızda onlarca şehrin külünü, onca yangının kirini taşıyoruz yenilenmeye çalışırken.
Dünün kiri, pası atılmadan gece yanmaya başlıyor işte. Gideceğim diyorum, başka bir kenarına düşeceğim başka bir şehrin… Alev alev izleyeceğim bu kentin yangınını, uzakta bir kıvılcım çakacak, bu kentte yanan son ışığı fark edeceğim. Bu kentin yangınındaki son ışık ben olmayacağım, yanana dek gideceğim diyorum.
Ani bir uyanıklık hali içinde buluyorum kendimi, bakıyorum herkes gitmiş, güya ben gidecektim… Buzdan heykeller yok olmuş, ben soğumuşum, donmuş insan yanım, yangınımı bekler hale gelmişim. İs kokusunun içinde anılardan tükettiklerimi, tüketemediklerimi görüyorum… Gidemediğim şehirlerin kenarından beni izleyenleri düşlüyorum, işte son bir kıvılcım belirdi manzaralarında. Yavaşça heceliyorum tutuşurken eteklerim, ben gi-de-cek-tim…