- Kategori
- Kitap
Çalıkuşu
Feride Anadolu’da çalışmak isteyen idealist bir öğretmendi. Babası subay olduğu için çocukluğunda farklı coğrafyalar tanıma fırsatı bulan Feride küçük yaşta annesini kaybetti. Annesini kaybeden Feride büyükannesinin yanında büyümüştür. Okul çağında hareketli, heyecanlı, yaramazlıktan bıkmayan aynı zaman da çevresine çok belli etmese de çok duygusal bir kızdı. Kahramanımıza “Çalıkuşu” denilmesinin sebebi de çok hareketli olup, ağaçlara çıkıp dallarda kuşa benzemesidir.
Annesinin ölümünden sonra büyükannesinin yanında kalan Feride, dokuz yaşındayken de büyükannesini kaybetmiştir. Sonra Feride on sene boyunca okuyacağı Sör Mektebi’ne yazılır. Okula başladıktan kısa bir süre sonra da babasını kaybeder. Yaramazlıklarına okulda da devam eden Feride bu yüzden arkadaşlarından ayrı bir şekilde, teyzesinin Kamuran adında, Feride’den büyük bir oğlu vardır. Kamuran Feride’ye göre olgun, ağırbaşlı bir delikanlıydı. Bu yüzden Feride sürekli onunla dalga geçmektedir. Fakat bunların arasında Kamuran, Feride’yi fark etmeden bağlanmaya, onu sevmeye başlamıştır. Bu sevgi bir süre sonra karşılık da görür. Feride de Kamuran’a karşılık vermektedir. Feride’nin teyzesi de bu durumu istediği için Feride, okulu bitirdikten sonra iki gencin evlenmeleri kararlaştırılır.
Nihayet, Feride’nin okulu bitmiştir ve evlilik hazırlıkları yapılmaktadır. Ancak bir sabah teyzesinin köşküne gelen bir kadın Feride’nin mutluluğuna gölge düşürür. Gelen kadın Kamuran’ın Avrupa’da iken başka bir kadınla ilişki yaşadığını söylemiştir. Feride bunu kendisine yediremez ve evlilik kararından vazgeçerek teyzesinin evini terk eder.
Yalnız başına kalan Feride nereye gideceğini düşünürken, onu çok seven sütannesi aklına gelir ve onun yanına gider. Feride’nin gelmesi sütannesini de mutlu eder. Feride sütannesinin evinde kalır, aynı zamanda da kendisine iş arar. Çünkü sütannesine yardım etmek ister ve yanındaki paranın da ona çok fazla yetmeyeceğini düşünmektedir. Birkaç yere iş başvurusu yapan Feride, sonunda Anadolu’da bir ilkokul öğretmenliğe kabul edilir. Zaten Feride’nin kişiliğine en çok yakışan meslek öğretmenlikti. Şimdi o hayat dolu, hiçbir şeyi umursamayan genç kız bir öğretmen olmuştur.
Feride Zeyniler adlı bir köyde öğretmenliğe başlar. Aslında Feride ilk olarak bu köye atanmamıştır ancak dönemin Maarif Müdürlüğü’nde çalışan görevliler, kendi yetkilerini farklı şekilde kullanmaktadır. Feride Merkez Rüştiyesi’ne geldiğinde, daha bir hafta önce buraya aynı alanda bir öğretmen atandığını öğrenir. Maarif Müdürlüğü’ne gider, durumu anlatır. Maarif Müdürü, merkeze dilekçe yazacağını söyler. Merkezde kalmak Feride’nin hakkıdır ve dilekçeye gelecek olan cevap da böyledir. Ancak Maarif Müdürü ile diğer öğretmen Feride’yi kandırır ve onu Zeyniler Köyü’ne gitmeye mecbur ederler. (Bu durum bize, o dönemde de belli mevkilerde olan insanların kendi menfaatlerine göre hareket ettiklerini gösterir. Böylece Feride, Zeyniler Köyü’nde öğretmen olur.
Feride köye gittiği ilk günü şu sözlerle anlatıyor: “Geldiğimin ertesi sabahı derse başlamıştım. Bu ilk gün hayatımın unutulmaz bir günü olarak yaşayacaktır. Maarif Müdürünün büyük fedakarlıklarla yenileştirdiği dershaneyi şimdi daha iyi gördüm. Burası herhalde eski bir ahır olacaktı. Yalnız altına tahta döşemişler, pencereleri genişleterek cam çerçeve taktırmışlardı. Ocak bacaları gibi kapkara duvar kaplamalarında tepe aşağı takılmış bir harita ile bir iskelet levhası, bir çiftlik ve bir yılan resmi sarkıyordu. Bunlarda herhalde yeni ders aletleri olacaktı. Dershanenin bahçe tarafındaki duvarın dibinde -ahir zamandan kalma- bir hayvan yemliği vardı ki, kaldırmaya lüzum görmemişler, üstüne bir tahta kapak çakarak dolap haline getirmişlerdi.”
Zeyniler Köyü, şehir merkezine çok uzak, Anadolu’nun çok kırsal bir köyü idi. Feride bu köyde yaptığı her şeyi, günlüğüne yazmaya başladı. Zeyniler Köyü, Maarif Müdürü’nün dediği gibi yarım saatlik bir köy değildir aslında. Hem de okul çok bakımsızdır. Sanki eski bir ahır gibidir. Ahırdan farkı, ahırın, alta tahta döşenmiş, pencereler genişletilmiş ve camlar takılmış bir halidir. Zaten bu okul daha önce ahırmış. Yani ahırı bozup okul yapmışlardı. Duvarda eski bir harita, bir iskelet levhası, bir çiftlik ve bir yılan resmi vardır. Aslında bu tablolar, içinde bulunulan çevrenin okulu nasıl etkilediğini göstermektedir. Duvarın dibinde bir hayvan yemliği vardır. Bunu kaldırmaya lüzum görmezler, üzerine bir kapak yaparak dolap olarak kullanırlar. Derslerde ceza olarak yaramazlık yapan çocuklar da bu dolaba kapatılır. Feride önce hiç sevmediği karanlık ortama alışmaya çalışır. Daha sonrada derslikleri düzeltmeye koyulur. Derslikte birkaç tane eski biçimli sıra vardır. Fakat bunlar kullanılmayarak bir köşeye bırakılmıştır. Çocuklar derslerini hasırın üzerinde okurlar. Feride buraya gelmeden önce burada öğretmen Hatice Hanım vardır. Feride sınıf ortamının eğitim koşullarına uygun olması için sınıfı düzenlemeyle başlar işe. Yere serilen hasırı kaldırır sıraları öğrencilerin oturacağı şekilde yerleştirir. Kısacası yeni ve düzgün bir sınıf ortamı oluşturur.
Yeni bir öğretmen olarak göreve başlayan Feride, bu köyde hemen derse başlamış ve öğrencilerle kısa zamanda iyi ilişkiler kurmuştur. Feride’den önce burada öğretmen olan Hatice Hanım, Feride’nin gelince, kendisini istemeyeceğini zannederek korkmaktadır. Ancak Feride, onun da yanında kalmasını ister. Feride’nin amacı eğitimdeki eksikleri daha kısa zamanda görüp, ona göre önlemler almaktır. Bu amaçla Hatice Hanım’a yanında kalmasını istediğini söyler.
Feride gelmeden önce, öğrenciler bağırarak ders çalışıyordu. Bu da öğrenmelerini olumsuz yönde etkiliyordu. Aslında bağırarak daha iyi anladıklarını sanıyorlardı. Çünkü Hatice Hanım böyle öğretmişti. Sınıf düzenini oluşturan öğretmen ikinci bir iş olarak da sınıf yönetimini sağlamıştır. Artık öğrenciler sessiz ders çalışıyor ve ders çalışırken başka arkadaşlarını rahatsız etmiyorlardı ve verimli ders çalışmayı öğrenmişlerdi.
Feride öğretmenin düzeltmesi gereken bir şey daha vardı. Öğrenciler derste korku içinde bulunuyorlardı. Çünkü Hatice Hanım çocukları eğitirken korkutarak bir şeyler öğreneceklerini zannediyordu. Örnek verecek olursak, duvarda asılı olan iskelet levhasını göstererek, biz öldükten sonra böyle olacağız, diyerek öğrencileri ölüm ile korkutur. Bu korku onları mutsuz etmekteydi. Bu nedenle yüzleri sürekli üzüntülü oluyordu. Feride bu duruma çok şaşırmıştı ve çocuklara neşeyi, gülmeyi, mutlu olmayı öğretecekti. Çocuklar okul dışında bile oyunlarını ölüm üzerine oynarlar. Oyunlarında kullandıkları eşyalar; kefen, tabut gibi ölümle ilgili şeylerdi. Daha çok Kur’an ve İlmihal dersleri okutulur. Kültür derslerine ve çocukların rahatlayacağı Beden Eğitimi vs. derslere önem verilmemekteydi. Hatice Hanım öğretmenlik bilgi ve becerilerine sahip değildi. Dersler daha çok Kur’an Kursu dersleri içerikliydi. En önemlisi de çocuklar dayağa maruz kalıyorlardı. Aileler de çocukların, dayak ile eğitileceğini söylüyorlardı. Yani veliler de sorunluydu.
Feride okula gelmeden önce, okulda farklı ceza verme şekillerine yer verilmiştir. Feride’nin öğretmenliğinde ise o, bu cezaları şu şekilde anlatır: “Hatice Hanım o sabah, mezarlıktan yeni kesilmiş, uzun uzun değnekleri yanına yerleştirdikten sonra, birer birer çocukları yanına çağırmaya, derslerini okutmaya başladı.” Yazarın burada eleştirdiği kişiler bir taraftan öğretmenler iken, diğer taraftan da ailelerdir. Çünkü aileler de bu korkunç ceza tekniklerini tasvip etmektedir. Okulda her vesileyle çocuklara dayak atılır. Dayakla uslanmayanlar, tabuta benzeyen dolaba kapatılır. Hatta muhtar Hatice Hanım’dan öğrendiği bu terbiye metodunu çocuğuna evde de uygulamak ister. “Dershanenin bahçe tarafındaki duvarın dibinde -ahir zamanından kalma- bir hayvan yemliği vardı ki, kaldırmaya lüzum görmemişler, üstüne bir tahta kapak çakarak, dolap haline getirmişlerdi. Çocuklar yemeklerini, kitaplarını, mektebe yakılmak için getirdikleri çalı çırpıyı buraya saklarlarmış. Hatice Hanım, bu dolabın başka bir vazifesi daha olduğunu söyledi. Öteden beri dayakla uslanmayan yaramazları bunun içine hapsederek adam edermiş.
Muhtarın Vehbi adında bir küçük oğlu varmış ki, hemen bütün zamanını bu sandığın içinde geçirirmiş. Bu çocuk bir yaramazlık yaptığı zaman kendiliğinden dolaba girer ve yine kendi eliyle kapağı kapatırmış. Ben hayretle:
-MuhtarEfendi buna bir şey demiyor mu? Diye sordum. Hatice Hanım başını salladı:
-Muhtar memnun oluyor. Aferin sana Hatice Hanım. İyi aklıma getirdin. Bizim evde bir dolap var. İnşallah hınzırı yaramazlık ettiği zaman ben de onun içine kapatayım, diyor.” Romandan alınan bu kısımdan da anlaşılacağı gibi çok şiddetli de olsa zamanla bu dayaklara çocukların alıştırıldığı ve bunlardan ailelerin de etkilendiği görülmektedir. Öğrencilerin gelişim seviyeleri de dikkate alındığında, onlara çok olumsuzluklar getirdiğini de anlayabiliriz.
Feride bunca sorunun olduğu bir okula gelmişti. Ancak karşılaşılan bu sorunlar Feride’yi okuldan soğutamadı. Aksine daha çok emek vermesi gerektiğine inandırdı. Feride öğrencilerini çok çabuk benimsedi ve önce korkuyu yenmelerini sağladı. Korkularını gidermek için onlara çeşitli oyunlar öğretti. Kısa zamanda öğrencilerin yüzündeki korkunun yerini sevinç ve mutluluk aldı. Öğrenme etkinliklerini de öğrencilerin eksikliklerine göre belirledi. Daha sonra ders aralarında bir teneffüs saati ayarladı ve derslerin verimliliğini arttırdı. Öğretimde İlmihal ve Kur’an derslerine de yer verdi.
Feride yardımsever, sevecen ve merhametli bir öğretmendi. Öğrencilerini çok severdi. Ancak öğrencilerinden Munise onu çok etkilemiştir. Bu kız babası ve ablasıyla beraber kalıyordur. Bu kızı çok sevdiği için onunla diğerlerine oranla daha fazla ilgileniyordur. Bir gün Munise bir suç işler ve babası onu dövmeye kalkınca, küçük kız evden kaçar. Eve dönemeyeceğini düşünerek, Munise Feride öğretmenine sığınmaya karar verir. Feride bu olay üzerine, Munise’nin babasından da izin alıp onu evlat edinir.
Feride bu köyde yıllar sonra evleneceği Hayrullah Bey ile de tanışır. Hayrullah Bey yardımsever bir doktordur ve Feride köyde ona hastalarına bakarken yardım etmiştir.
Feride zaman geçtikçe tedirgin olarak geldiği bu küçük köye alışmaktadır. Bir gün köye bir müfettiş gelir ve okullarını ziyaret eder. Daha önceden de belirttiğim gibi ahırdan bozma bu okulu müfettiş gördüğünde, bu okulun şartlarının eğitim ve öğretime uygun olmadığını, bu okulda ders yapılamayacağını söyler ve okulu kapatmaya karar verir. Feride’ye ise, kendisine başka bir okulda görev verileceğini söyler. Feride köyden ayrılıp Maarif Müdürünün yanına gittiğinde, müdür ona açıkta yer olmadığını söyler. Ama müdürün odasında eski bir arkadaşını görüp, onunla Fransızca konuşmaya başlayınca bu olay sayesinde Bursa Darülmuallimat’ında tekrar öğretmenliğe başlar.
Feride yeniden öğretmenliğe başladığı bu okulda da çok mutlu olmuş ve yine öğrencilerle çok iyi ilişkiler kurmuştur. Feride büyüdükçe de çok güzel bir genç kız olmuştur. Bu güzelliği nedeniyle kendisine Bursa’da “ipekböceği” ismini takmışlardı. Okul çok iyi gidiyordur. Fakat okulda çok sevdiği ve kendisine çok yakın hissettiği Şeyh Yusuf Efendi’nin, Feride’ye karşı duygusallığı oluşmuştur. Üstelik bunu Feride’den başka herkes bilmektedir. Çünkü Feride’nin saf bir yapısı vardır. Bir gün bunu bir arkadaşı Feride’ye söyleyince, Feride çok utanır ve artık insan içine çıkamaz olur. Çünkü Şeyh Yusuf hastalanıp ölünce Feride’ye herkes onun ölümünün sorumlusu gibi bakar ve Feride buna daha fazla dayanamayarak Çanakkale’ye gider. Zaten Feride’nin güzelliği, gittiği her yerde olumsuzluklar yaşamasına sebep olmuştur.
Maarif Müdürünün atamasıyla Çanakkale Rüştiyesi’ ne tayini çıkan Feride, manevi kızı Munise’yi de alarak Çanakkale’ye yerleşir. Fakat güzelliği burada da herkesin ilgisini çekmiştir ve Çanakkale’de de Çalıkuşuna “Gülbeşeker” ismini takarlar. O çevrenin en zengin ailesinin kızlarının öğretmenliğini yapan Feride, kızın da isteğiyle konağa davet edilir. Fakat bu davetin sebebi başkadır. Konağın sahibi Nerime Hanımın amcasının oğlu İhsan, Feride’yi beğenmiştir. Davetin esas sebebi evlenme teklifidir. Fakat Feride bu teklifi herkesi şaşırtacak şekilde reddeder. Bu olaydan kısa bir süre sonra Hafız Kurban Efendi adında evli bir adamdan daha evlenme teklifi alan Feride bu teklifi de reddeder. Tabii Feride artık sokağa çıkamaz olmuştu. Bu arada uzaklaşsa da hala sevdiği Kamuran’nın evlendiğini de öğrenir.
Feride gittiği her yerde güzelliğinden sorun yaşamıştır. Çanakkale’den de ayrılmak zorunda kalan Feride, Anadolu’da son yolculuğu olan Kuşadası’na yol alır. Feride yeni okulunda yönetici görevi yapar. Artık yaşadığı sıkıntılardan az da olsa kurtulan Feride rahatlamıştı. Ancak kısa zaman sonra savaş başlar ve okul kumandanlığın emriyle hastaneye dönüştürülmüştür. Feride öğretmen de hastanede gönüllü hemşire olur. Feride, daha önce Zeyniler köyünde tanıştığı bir doktoru, Hayrullah Bey’i, burada tekrar görünce, onun ısrarı sonucu hastanede hemşirelik yapmaya başlar. Hemşireliğe başladıktan bir ay sonra Feride’nin hastası İhsan Bey olur. İhsan Bey muharebede ağır yaralanmış ve ameliyat edilmiştir. Feride, hem İhsan Bey’e acıdığı, hem de Kamuran’ı unutmak için, İhsan Bey’e evlenme teklifi etmiş, fakat kendine acındığını anlayan İhsan Bey bu teklifi reddetmiştir.
Biraz zaman sonra savaş biter ve mektep tekrar kurulur. Feride “Müdire” olur. Fakat huzursuzluklar burada da Feride’yi bırakmaz ve Feride çok sevdiği, evlat edindiği kızı Munise’yi kaybeder ve onu toprağa vermenin üzüntüsü ile tam on yedi gün boyunca kendine gelemez. Onun bu durumunu gören ve onu bir kızı gibi seven Hayrullah Bey, Feride’yi iyileşinceye kadar bekler ve onu yanına alır. Bu olaydan sonra Feride artık Hayrullah Bey ile birlikte kalmaya başlar. Fakat Feride’nin Hayrullah Bey’in yanında kalması, halk tarafından hoş karşılanmaz ve ikisi hakkında kötü dedikodular çıkar. Bunun üzerine Hayrullah Bey dedikoduları engellemek için Feride ile nikahlanır. Ancak Feride evlenmeyi kabul ederken, hayatında, günlüklerinde bile hep onu anlattığı Kamuran’dan ayrılmış oluyordu. Feride’nin Anadolu’da yazdığı günlükler Hayrullah Bey’in eline geçer ve Feride’nin hala onu sevdiğini anlayan Hayrullah Bey, ölmeden önce Feride’den İstanbul’a gitmesini ister ve Feride’ye Kamuran’a iletmesi için bir mektup verir. Bu mektupta Kamuran’a, Feride’nin kendisini ne kadar sevdiğini yazar. Ayrıca mektubun içine bu kitabı oluşturan Feride’nin günlüğünü de koyar.
Feride bu son istek üzerine İstanbul’a gittiğinde, Kamuran’ı ne kadar sevdiğini bir kez daha anlar. Kamuran da evlendiği kadını kaybetmiştir. Ayrıca Kâmran evlense bile yalnızca Feride’yi sevmiştir. Kamuran bu günlüğü okuyunca Feride’nin de kendisini sevdiğini anlar ve nihayet Feride ve Kamuran evlenirler. Feride’ de en sonunda mutluluğu bulur.
Yazarı: Reşat Nuri Güntekin
Özetle; Feride sevdiği insandan uzaklaşarak nice insanlara yaklaşmış ve tam bir gönül fedaisi olmuştur. Kendi milletine, Anadolu’ya hizmet etmek istemiş, onun bu isteği dönemin ileri gelenlerini bile şaşırtmıştır. Feride gönlüyle yeri gelmiş öğretmen, yeri gelmiş hemşire, yeri gelmiş anne, yeri gelmiş arkadaş olmuş. Karşılaştığı olumsuzluklar, Çalıkuşu’nun öğretmenlik aşkını, hizmet aşkını söndürememiştir. Ve sonunda gösterdiği çabalar onu mutluluğa eriştirmiştir.