- Kategori
- Futbol
Çalınan eğlencemiz; Futbol…

Dün akşam ülkemizin en çok taraftarı olan iki kulübümüzün maçı vardı. Galatasaray’ı kutluyoruz. Bu raundu onlar kazandı. Fenerbahçe ise umudunu başka bir bahara bıraktı. Sabah gazeteleri maçın kalitesi konusunda seyredenlerin gördüklerini teyit ediyor. Her iki takım da kötü idi. Fenerbahçe kalesine iki, Galatasaray kalesine bir gol olduğu için Galatasaray kazandı. Bekir yerine Semih kendi kalesine bir gol atsaydı durum tam tersi olacak ama yorumlarımız değişmeyecekti.
Neden diye düşünürken, spor gazetelerinden birindeki haber dikkatimi çekti. “70 milyon nefesini tuttu, tahminler yapıldı, paralar basıldı. Ancak Türkiye'nin derbisi, yurtdışındaki bahis sitelerinde toplamda 400 bin Euro'yu bile zor buldu.”
O an emperyalizmin özellikle biz erkeklerin beklide tek eğlencesi olan futbolu da nasıl yuttuklarını, bize çöpünü bile bırakmadıklarını hissettim. Adamların tek düşüncesi sadece para.
Fatih Terim – 2
Aykut Kocaman – 1
İşte maçın asıl sonucu bu idi. Kazanarak olayı paraya tahvil etme düşünceleri ortaya dün akşamki futbolsuyu çıkardı. Hep yakınırız. Anadolu takımlarında göze hoş gelen futbol oynayan gençler, sözde büyüklere geldikleri zaman silinip giderler. Nedeni, kulüplerin daha çok kazanma hırslarıdır. Geldikleri takımlarda özgür biçimde futbolunu oynayan gençler göze hoş gelip beğenilirler ve yeteneklerini daha rahat sergilerler. Büyük takımlarda ise bu yok. Sen kim olursan ol teknik direktörün istediği gibi oynamak zorundasın. Bunun dışına çıktığın anda derhal dışarı alınırsın. Yani o değerli çocukların ayaklarına kilit vurulur. Sadece teknik direktörden daha kıymetli bir oyuncu isen özgürsündür. Alex olayı bir örnektir.
Teknik direktörler tabir yerinde ise birer diktatör. Kendilerine para, şöhret kazandıran o gençlere bağırır çağırırlar, hatta dövenlere bile şahit olduk. Sahada her şey onların istediği gibi olmalıdır. Oyuncu onları ne kadar tatmin edebiliyorsa o kadar değerlidir. Bu da içinde kendimizi bulduğumuz futbol oyununu bir para kazanma makinesi haline getirmiştir.
Dün akşamki maçı izleyenlerin (taraftar tatmini dışında) bir mahalle maçından aldıkları keyfi almadıklarını düşünüyorum. Dikkat edilirse sistem seyirci profilini de belirlemiştir. Taraftarsan, stada gidecek, amigo eşliğinde maçın sonuna kadar böğüreceksin. Hele karşı takımın bir oyuncusunun yaptığı güzel bir hareketi alkışla da bak ne hale geliyorsun. Yani taraftar da insan olmaktan, maça keyif almaya gitmekten çıkarılmış, para makinesinin dişlilerinden biri haline getirilmiştir.
Ülkemizde bu makinenin dişlilerinden biri de spor basınıdır. Yazılı olarak üç adet günlük spor gazetesi çıkıyor. Ülkemizde futbol dışında herhangi bir sporla ilgilenen pek olmadığı için bu gazeteler sadece futbol yazar. Eski hakemler, futbolcular hepsi oradalar. Birde haftanın birkaç akşamı televizyon programlarında saatlerce havanda su dövüp halkı uyutanlar var. Hepsinin konusu futbol. Ama ülkede oynanan oyun futbol mu? O tartışılır. Bakınız futbolun gelişmiş ülkelerine, böyle bağımsız spor gazeteleri yoktur. Emperyalizmin kaleleri olan o ülkelerde neden günlük futbol gazetesi olmaz? Çünkü onların halklarına az da olsa saygıları vardır.
Bizim futbol gazeteleri bir haftadır bir derbi gerilimi tutturdular ki insan ağzını bırakıp şeyi ile gülesi geliyor. Pompaladıkları bu gerilim belki stada gelen bir kısım gözü dönmüş fanatiği etkileyebiliyor ama hepsi o kadar. Bu gazetelere hak da vermek gerekiyor. Halkın futbol merakını sömürmek adına çalışan bu sözde gazeteler böyle yapmasalar aç kalacaklar. Yok dünya derbisiymiş, yok yüz yılın derbisiymiş. Sadece Terim ile Kocamanın maçı hepsi o kadar. Böyle devam ettikçe güdükleşen futbol sevgimiz ve eğlencemizde tamamen yok olacak.
İzmir 2012-12-17