- Kategori
- Güncel
Çamlıca'ya Cami, Belgrad Ormanları ve İstanbul

Belgrad Ormanları da mı gidiyor?
Cami, Belgrad Ormanları ve İstanbul
Toplumların tarihsel evreminde sanayi toplumundan bilgi toplumuna doğru bir geçişin evresinde yaşıyoruz. İnsanlar, halklar, artık kendi başlarına olmadıklarının, başka haklarla ve doğayla uyumlu yaşamanın önemini kavradığı oranda bu yaşamın bilinçli bir ortağı olabiliyorlar. Şimdi güzel ülkemizin güzel ve tarihsel kenti İstanbul’u düşünelim. Elinizde sihirli bir değnek olsa İstanbul’da neleri düzeltmeye çalışırdınız. Bu soruyu lütfen kendi kindinize sorun ve cevaplar vermeye çalışın.
Çamlıca’ya taklit cami yapımından sonra İstanbul’u bitirmekte olan başka bir gerçek daha ortaya çıktı. Belgrad Ormanları da yağmaya açılmış! Bu ormanlar, 16. yüzyıldan beri yani yaklaşık 500 yıldır koruma statüsüne sahip. 13 bin hektardan bugün 5 bin hektara inmiş. Rantçılar boş durur mu? Milliyet’ten Güngör Uras’ın deyimiyle “vatan için –millet için” denilerek “patt” diye uygulamaya konulmuş. Muhafaza Ormanı statüsü olduğundan ağaçlar arasında tesis kurulamayan, ağaçları kesilemeyen Belgrad ormanları, şimdi piknik alalarına açılacak, ağaçlar kesilebilecek, “bizim adamlar” oraları 99 yıllığına kiralayabilecekler! Belgrad ormanlarının da rant kurbanı olduğunu 2 Ağustos 2012 tarihli Hürriyet gazetesinde Melis Alphan’ın haberinden öğrendik. Bunu da 12 Ağustos 2012 tarihli Milliyet gazetesinde Güngör Uras yeniden dikkatimize sundu.
Gelelim Mimar Sinan taklidi camiye. Birinci olarak mimarlarımız, bunun Mimar Sinan’a büyük bir saygısızlık olduğunun altını çizdiler. Mimar Sinan’ın 400 yıl öncesinden hâlâ beni mi taklit etmekle meşgulsünüz diyeceğini söylediler. İkincisi, Çamlıca Tepsine böyle bir cami ihtiyacının olmadığını belirttiler. Hani orada ibadet için yollara serpilmiş kitleler bulunmadığını, bunun tamamen bir gösteriş ve buyurganlık eseri olacağını söylediler. Üçüncü olarak oraya öyle bir kopya caminin yapılmasının orasını rant kapısına dönüştüreceğini ve tüm yeşil alanın camiye insan bulmak için yapılaşmaya açılacağını belirtiyorlar. Çünkü o cami oraya cemaatsiz yapılacak, sonradan oraya cemaat görütebilmek için orası imara açılacak ve sonunda aslında o tepedeki cami de beton yığınlarının içinde sönüp gidecek.
Mimarlık tarihçisi ve İslam mimarisi uzmanı Doğan Kuban şöyle yazdı: “Çamlıca tepesi geniş ve yayvan bir tepedir. Oraya Süleymaniye’nin iki kat büyüklüğünde bir kubbe yapsanız tepenin üzerinde etkisi İstanbul silueti kadar etkili olmaz. Çünkü camiyi ne kadar büyük yapsanız doğal tepenin Boğaziçi’ne egemen boyutlarıyla boy ölçüşemez. Cami kent içinde güzel ve anlamlıdır…. Sultanahmet’in daha büyüğünü yapınca da kimse bize “ne büyük yapı” demeyecek, “Ne büyük agrandisman, ne kadar çirkin olmuş” diyecek. Sinan, minare düşkünü değildi. Merkezi planlı olmasına karşın Şehzadede iki minare ile yetindi. Süleymaniye’nin dört minaresi, uzunluğuna şemaya avluyu katmak içindi. Selimiye’nin dört minaresi ise mutlak simetriyi vurgulamak ve kubbenin egemenliğini minarelerle dengelemek içindi. Çok minare simge olmaktan çıkar. Süs olur. Gereğinden uzun minare, çok şerefe de yanlış ve çirkin uygalamalardır.” (CBT, 27 Temmuz 2012)
Kısacası cami projesi de Belgrad ormanları gibi İstanbul’un akciğerlerinin sökülmesi anlamına geliyor. Dahası tarihi bir hazinenin kazma kürekle tahribi anlamına geliyor. İstanbul’a daha fazla kıymayın efendiler!