​ Can cana / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Mart '11

 
Kategori
Öykü
 

Can cana

Can cana
 

Salaş bir sahil lokantasına girdi adamla kadın. Deniz kenarında bir masaya kuruldu sofraları, kadın heyecanlıydı, neden aramadı, her zaman o gözlere baktığında, yanındayken, ellerindeyken elleri heyecanlanırdı, gözleri ışıltıyla bakardı çevresine… 

Ahşap masaya enfes bir sofra kuruldu, rakı başköşedeydi, garsonun kadehlere uzanmasına izin vermedi adam, her zaman yaptığı gibi kendi hazırlayacaktı, sakilik yapmayı severdi, sevdiği kadına. Rakının kapağını açmasıyla masalarını kaplayan anason kokusunu çektiler içlerine. Kadının gözlerine baktı adam, güneşin solan ışığında kahverenginin derinliklerde kendini görüyordu, mutluluğunu. Adamın gözleri batmakta olan güneşin kızıl etkisiyle kısılıyor, denizin mavisiyle karışıyordu maviliği, sıcacık bakıyordu kadına. 

Kadehlerini kaldırdılar ‘ Cam cama’ diyip önce kadehlerini, ‘Can Cana’ diyerek sonra da ellerini birbirlerine dokundurdular. Aşka kalktı kadehleri, birbirlerine duydukları büyük aşkla. Candan can akıyordu bakışlarından birbirlerine. 

İlk kadehle birlikte kahkahaları sarmaladı dünyalarını. Batan güneşten, sahildeki teknelere, eski günlerden yarınlara koyu bir sohbete daldırlar. Kadehler bittikçe, kahkahaları sıklaşıyor, anılardan muhabbetle, anda ki heyecanlarını arttırıyorlardı. 

Biri anlatıyor diğeri kahkaha atıyor, diğeri anlatıyor biri gülüyordu. Kendi öykülerini yazıyorlardı tarihte bir yerlere. Hava karardı, rakı bitti, saatler geçti ama içleri susmadı, doyamadılar seslerine. Birkaç başarısız fotoğraf çekme denemesinden sonra, çektikleri her fotoğrafta biraz daha anı biriktirdiler. Oldu olmadı derken fotoğraf çekmekten vazgeçip, yürümeye karar verdiler. 

Kadın rakıdan mı yoksa mutluluktan mı sarhoş olduğunu ayırt edemedi. Yanında onun olan adama baktı sevgiyle, sendeliyordu adım atarken. Ellerinden daha sıkı tutuyordu adamın. Gecenin serinliği üşütmeye başlatmıştı kadını, daha bir sokuldu adama, adam daha sıkı sardı kadını. Serserilik yapma günü ilan etmişlerdi ya kendilerine bu günü, sokaklarda şarkı söyleyerek, kahkahalarla yürüdüler, ne yapacaklarını karar vermeden. Sokak lambası ışığında fotoğraf çektirdiler, kaldırım kenarında oturup dinlendiler, sokaklarda çınlayan şarkılarda dans ettiler, dar sokak merdivenlerinde düşe kalka yürümeye çalıştılar elleri, bedenleri birbirlerinden hiç ayrılmadan. 

Sahile indiler, gecenin karanlığında kumsala oturdular, birkaç sönük ışığın gölgesinde tek bedende iki kişi görünüyordu gölgeleri. Aşkla önlerinde uzanan sonsuzluğa baktılar, daha sıkı sardılar birbirlerine… 

Sevginin daha da güzelleştirdiği dünyalarında bir gün kelebek olacaklarını umut ederek, kozaya sardılar, hapsettiler kendilerini, aşkın hapsine gönüllü girdiler, mutlulukla…. 

 

 
Toplam blog
: 127
: 820
Kayıt tarihi
: 22.09.07
 
 

Sıcağıyla bilinen memleketimde bir kış gününde geldim dünyaya. Bütün tezatlıklar hayatımda farklı r..