- Kategori
- Sosyoloji
Canınız bitiyor, arkadaşlarınızdan can isteyin

Kadınların hayatı kaç etaptan oluşuyor? Bunu bilmeye hakkım var diye düşünüyorum. İlk etap göğüsler belirginleşene kadar onu biliyorum. Yaşatılana bakarak sıralamayı kaba taslak kuruyorum ama final nerede, onu kestiremiyorum işte. Level level ilerlediğimiz atari oyunları vardı küçükken, “can”ımız tükenirdi, canımız tükenmeden şu bölümü de bitirsek diye çok uğraşırdık. Bitirince Mario prensesini kurtarırdı, Hugo sevgilisini.Ya biz? Bütün bu etapların sonunda kurtaracağımız kendimiz mi? Son aşamadan sonra kendimize kavuşabiliyor muyuz sahiden? Final yarışından vazgeçtim, sonunda kendimize varabildiğimiz bir aşama var mı onu bilmek istiyorum.
Göğüsler belirginleşiyor. Çocukluktan çıkartılıyoruz.... Saklambaçta erkeklerle kuytuya saklanmanın kötü bir şey olduğunu öğreniyoruz. Sokak ortasında koşturmanın, göğüslerin sallanmasının, gözükmesinin çok ayıp olduğuna eminiz. Asla yapmıyoruz bu yüzden. “Saklamak” meselesiyle karşılaştığımız ve davranış olarak kaydettiğimiz etap burası ve bedenimizden elimizi çektiğimiz.
Regl oluyoruz, saklanması gerekenler çoğaldı. Babadan regl olduğunu gizlemeli. Zaten ayıp bişey neden söylensin ki? Sınıftaki oğlanların kendilerini keşfettikleri dönemde biz adım adım uzaklaşıyoruz.. Cinsiyetler arası ters yönlü ilişkinin bu etapta başladığı söylentileri var.
Lise bitti, üniversiteli olabildiysek ne mutlu. Ne mutlu? Kariyer, meslek, altın bilezik, eğitim, öğretim hepsini bu cümlede hapsediyorum, ilgilendiğim öteki meseleler. Üniversitedeysek sınırlandırılmış bir özgürlükle ödüllendiriliriz. Çok keskin sınırlı ama çok özgür “bırakıldığımızın” düşünüldüğü en şanlı etaplardandır. Hele bir de aileden ayrı okuyorsanız çok özgür “bırakıldığınız” için konu, komşu, akraba sohbetlerinde sıklıkla ayıplanmamız asrın en doğal olayıdır.
İş hayatı başlar, paspal göründüğümüz için işe alınmadığımız, gereğinden fazla süslü olduğumuz için vardiya amirinden uyarı aldığımız dönemdeyiz. Yapmamızın doğal bulunduğu meslekler ve içinde olmamızın çok anormal bulunduğu meslekler olarak iki kategori ile karşı karşıyayız. Kadın kısmına yakışanlardann birini seçmişsek, bir alkışı hakederiz. O kadar sevinmeye gerek yoK. Ne kadar çalışırsak çalışalım asla bir erkek kadar yorulamaz, ne kadar ciddi bir iş başarırsak başaralım asla bir erkek kadar işe yaramayız.
İş hayatının bir evresinde veyahut hayatın hemen evvelinde evlilik kurumu seçilmesiyle yeni bir etap başlar. Bu etap diğerleri gibi belirli bir zaman dilimini kapsamaması ile diğerlerinden ayrılır ve en zorlu etap olarak oyundaki yerini alır. Tüm diğer etaplar kısa metraj filmlerden öteye geçemezken evlilik uzun metrajlı bir film olarak hayatımızın orta yerine yerleşiverir. Zaman zaman hızlı ve öfkeli, zaman zaman melekler şehri, kimi zaman çığlık, kimi zamansa bebek firarda biçiminde izleyebileceğimiz onlarca türü mevcuttur. Dışarıdan izlemesİni öğrenene kadar “zulüm”e dönüşebilen onlarca sahnede yer alırız. Filmi ilk etabımızdan itibaren defalarca izlemiş olsak da her oyuncunun ben çeksem böyle olmazdı dediği türden türlü ukalılıklarla etapları ilerler ve birgün asırlardır izlemekten ezberlediğimiz tiradları kanlı canlı seslendirirken buluruz kendimizi. Ne romantik papatya falları, ne keyifli konser haykırışları, ne kadeh tokuşturmaları, ne de içinde kaybolduğunuz saten yatak çarşafları hiçbiri artık sadece bizim değildir ya da sizin. Mum ışığı muhabbetinin en özel yerinde anneniz arayıp kocanızın naptığını, işinin nasıl olduğunu sorar. Ya da gece için utanmaz bir iç çamaşırı alırken kayınvalidenizden gelen telefonla akşam ne yemek yapacağınıza ya da neden yapamayacağınıza dair soruları cevaplamaya başlayıverirsiniz. Arar mı diye telefondan gözünüzü alamadığınız adam artık sizin için, siz yanında olduğunu belli etmemesi için ağzını kapamaya çalışırken, elleriyle sütyeninizi çıkarmaya çalışan serseri sevgiliniz değildir. Bu etabın kuralları herkesçe bilindiğinden denetlenmek için özel bir yakın çevreye ihtiyacımız bile yoktur. Evlilik kutsal bir müessesedir ve her genç kızın hayalidir. Ne mutlu kadınım diyene...
Bir sonraki aşama anne olmak olmalı. Hiyerarşiye uygun ilerliyor etaplar. Herşey öğretildiği gibi. Gençkızların yanında ayıp konular konuşulmaz, onlar el değmemiş, laf söyletmemiş, söylenenleri duymamış, duysa da utanıp eve kaçmış olmalıdır. Üniversteyi öyle anne babadan uzakta okumasa iyi tabi ama okuyacaksa da kendine sahip çıkmalı. Evlenirken farklı hülyalarda olsa da evlilik süresince aklı başına mutlaka gelmeli. İyi yemek yapamadıktan, evini temiz tutamadıktan sonra alem-i cihan olsa ne yazar, bilmeli... Bilmiyorsa tezelden öğrenmeli.
Annelik bölümü başlı başına bir yazı konusu olabilecek kapsamdadır. Sanki kadın olmak ayrı, anne olmak ayrı birşeydir. Sanki değil, öyledir. Güzel, çirkin, başarılı, başarısız, ünlü, sıradan her konumdan kadının eşitlendiği bir sıfattır. Doğru, sıfattır. Sizi niteler. O artık anne, yani eskisi gibi rock konserlerinde dağıtmaz, sarhoş olup kusmaz, alıp başını olympos’a, kaçkar’a falan çıkma riski yoktur. Bilakis bulunduğu yere çakılmıştır. “Anne olunca anlarsın” efsanelerinin hayata geçmesi beklenir, bu efsaneleri hala hayata geçiremediysek çocuğu için canını veren anneler kulübünden elenir, bencil kötü kalpli kadınlar kulübüne dahil ediliriz. Ortası yoktur bu işin, ya yıllarca kuaföre gi(T)demeyerek, yemeyip yedirip, içmeyip içirerek, ana yüreği temalı filmlerde içli gözyaşları dökerek fedakar ana oluruz, ya da “çocuk aç mı tok mu umru değil” türden aklı bir karış havada bencil kadınlardan. Anneliğin ilk anlarında kendimizi ortamın şefkatine kaptırır ben bundan gayrı yaşarsam çocuğum için yaşarım moduna geçer ve bu bölümlerde ciddi puan toplarız. Oyunlarımız süresince topladığımız “can”lar çoksa, erken ayılır ve kendimiz için yaşadığımız gerçeğine geri sarılırız. Yok hayatımız boyunca kıt kanaat canlarla etapları zor tamamladıysak vay halimize... Anneliğe teslim olur, kadınlar kulubÜnde yoklamadan sınıfta kalırız..
Annelik bölümü bizi şaşırtmasın, evlilik etabının içindeki zorlu bir aşamadır hepsi bu... Evlilik dışı anneler mi? Nerede yaşıyorsunuz uzayda mı?...