​ Cannes Film Festivalinden kısa notlar / Sinema / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Haziran '16

 
Kategori
Sinema
 

Cannes Film Festivalinden kısa notlar

Cannes Film Festivalinden kısa notlar
 

cannes_2016


Yılın en merakla beklenen filmlerinden pek çoğunun ilk kez izleyici ile buluştuğu ''Cannes Film Festivali'', gösterilen filmlerin yanı sıra kırmızı halı,şaşalı törenleri,ve sansasyonel haberleri ile de adından sıkça söz ettirir.2016 yılına baktığımız zaman ise 2016 yılının tüm bunlardan arınıp son derece sakin bir yıl olarak geçtiğini söyleyebiliriz.Festivalde tüm bunların yerine gösterişsiz filmler eleştirmenlerinde desteği ile ön plana çıktı.Tüm bunların başında;

Maren Ade'nin beklenmedik gelişmelerle dolu,zekice kurgulanmış ve baba-kız hikayesini anlatan ''Toni Erdman'' yer alıyor.Ade,yedi yıl önce Berlin'de ödül kazanmış olsa da ilk kez Cannes'da yarışmış genç bir isim.Filmin ana teması ise uzun zamandır birbiriyle iletişim kuramayan baba-kızın hikayesini anlatıyor.Üç saate yaklaşan süresine rağmen Toni Erdman,izleyicilerden büyük alkış toplayıp, FIBRESCI ödülünüde kazanmasına rağmen jüriden gereken ilgiyi göremedi.

Yarışmanın süresi üç saati bulan bir diğer film ise ''Sieraneveda'' da eleştirmenlerin ve izleyicilerin dikkatini çekmesine rağmen yine jürinin yüz çevirdiği filmlerin arasındaydı. İlk bakışta sıradan bir dram gibi görünen Cristi Puiu imzalı film, babalarının ölümünün kırkıncı gününde bir araya gelen bir aile ve aile bireyleri arasında geçen ilginç olaylar üzerine kurulu.

Festivalin en iyi filmlerinden biri  yarışmadaki ikinci Romanya temsilcisi olan ''Bacalaurent'' di.Dokuz ay önce ''4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün'' ile Altın Palmiye'yi kazanan yönetmen Cristian Mungui'nin yeni filmi diğer filmlerin aksine daha klasik bir akışı takip ediyordu.Bacalaurent'in konusu ise; kazandığı bursla İngiltere'ye  gitmek üzere olan fakat sınavından bir gün önce tacize uğrayan bir genç kızla, notlarını yükseltmesi için zorlu tercihler yapan babasının hikayesini anlatıyor.Mungui'nin en iyi filmlerinden olan ''Bacalaurent'' yönetmenin daha önceki çalışmalarına aşina olduğumuz anlamlı planlar sergilemeyide ihmal etmiyordu.

GERÇEKÇİ VE İDDALİ SİNEMA DİLİ

İran'lı usta yönetmen Asghar Farhadi'nin En iyi Senaryo ve En İyi Erkek Oyuncu Ödülünü kazanan filmi ''Forushande'' yi büyük uğraşlar sonucunda Cannes'a yetiştirdiği söyleniyor. Farhadi'nin, İran'a dönüş filmi olan Forushande, açılış senaryosunu kazı çalışması sonucu zarar gören bir binada yapıyor.Filmin ilk yarısı her biri ayrı film olabilecek hikayelerden oluşuyor. Filme ismini veren Arthur Miller'ın ünlü eseri ''Satıcın Ölümü'' ve esas öykü arasında ki kurulan paralel bağ ise son derece şaşırtıcı.Ancak tüm bunlara rağmen ''Forushande'', Cannes'da ne yazıkki beklenen ilgiyi göremedi.

Yarışmada ağırlıklı olarak olumlu eleştiriler alan iki Amerikan filmi de yenilikçi biçimde alçakgönüllü olduğunu uyandıran yapısını sürdürür nitelikteydi. Jeff Nichols'un filmi, ''Laving''de, beyaz bir adam ile siyah bir kadının Virginia'da evlenmek suçundan yargılanıp ceza almasını ve verdikleri mücadelenin ABD'nin ırkçılık kökenli sorunları hakkında önemli bir dönüm noktası haline gelişini anlatıyor.

Jim Jarmusch'un hem melankolik hem de eğlenceli yeni çalışması ''Peterson'', New Jersey'nin Peterson kentinde halk otobüsü şöförlüğü yapan Peterson adlı bir adamın sıradan yaşamından bir haftalık bir kesit sunuyor. Filmin amacı ise gündelik hayattan kesitler sunan yapısıyla hep yapılan tekrarları aslında sıkıcı görünsede bu monotonluğun insana verdiği huzur ve güveni anımsatmak.

Deli dolu aşırılıkları içeren ve son derece yaratıcı filmler yapan Pedro Almadovor, bu kez kariyerinin en sakin ve durağan çalışması olan ''Julietta'' ile Cannes'daydı. Bir annenin uzun yıllardır göremediği kızına yazdığı mektubu görselleştiren yönetmen Almadovar'ın favori teması olan annelik ve yaşlanma süreci ''Julietta'' da bir metafor halini alıyordu.

Bir bakıma Cannes'da kendi açılarından gedik oluşturan Dardanne Kardeşler her ne kadar sinemada sayısız ödül alıp, başarılı filmlere imza atmış olsalarda ''La Fille Inconnue'' ile ilk olumsuz eleştirilerini aldılar. Sıradan bir dedektiflik öyküsünün anlatıldığı filmde Dardanne Kardeşler kendi tarzlarını yakalamış olsalarda ne yazıkki ilk firelerini de böylece vermiş oldular.

BİÇİMSEL TEKNİKLER

İddalı ama gösterişsiz aynı zamanda gerçekçi filmlerin yanında biçimsel teknikleri ile öne çıkan filmlerde yarışma programındaydı. Bunların en başında Andrea Arnold'un eleştirmenler tarafından zaman zaman yerden yere vurulan, zaman zaman ise göklere çıkarılan son filmi ''American Honey' yer alıyordu'.F ilmin konusu ise minibüsle ABD'yi dolaşan, ucuz motellerde konaklayan,kapı kapı dergi aboneliği satmaya çalışan bir grup gencin, iki buçuk saatten uzun süre boyunca takip eden film aslında bir kuşağın yaşam biçimi, aynı zamanda da zengin bir ülke panaroması sunuyor. Tüm bunlara rağmen ''American Honey'' de, George Miller'ın başkanlığında ki jürinin elinden yalnızca Jüri Ödülünü almasıyla  son derece şaşırtıcı.

Los Angelas'da,moda endüstrisinin merkezinde geçen tuhaf bir yamyamlık öyküsünü anlatan ''Neon Demon'' ise eleştirmenleri ikiye bölen bir biçimsel deneme örneğiydi. Fakat tüm bunların Neon Demon'un izleyicinin duygularını harekete geçirmekten yana olduğuna hiç şüphe yok.

Bambaşka bir kulvarda yer alsada yine de çok güçlü bir kadın karakterini anlatan bir diğer yarışma filmi Brezilya yapımı ''Aquarisus'' tu.Keleber Mendonca Filho'nun çalışması, yıkılıp yerine otel yapılmak istenen bir binanın son sakini olan müzik eleştirmeni Clara üzerine kurulu.

FRANSIZLAR

Her sene yapıldığı gibi bu senede Fransızların kendine ayırdıkları bonkör kotadan yararlanarak yarışmaya giren zayıf Fransız filmlerinide es geçmemek lazım. Bruno Dumont değişik bir mizaha sahip ''Mai Laute''ile,Nicole Garcia'nın eski moda dönem filmi  ''Mal de Pierres'' ve Oliver Assayas'ın filmi ''Personel Shopper''gibi daha bir çok Fransız yapımı bu seçkide yer alıyordu.

BAŞARILI İLKLER

Festivalin yan bölümlerinde gösterilen filmler arasında dikkat çeken iki yapım ise henüz ilk filmlerini çeken yönetmenlerin imzasını taşıyan ''Belirli Bir Bakış'' bölümünde büyük ödülü kazanan Finlandiya yapımı ''Hymyileva Miles'' ise siyah beyaz bir komediydi. Filmin konus ise dünya şampiyonluğu için boks maçına çıkan Olli Maki'nin gerçek öyküsünü anlatıyor.

İskandinavlarla özdeşleştirdiğimiz bu tarz bir mizah ve  özgün bir sinemayı önümüze getiren diğer bir ilk film ise ''Eleştirmenler Haftası'' bölümünde gösterilen bir Türkiye yapımıydı.Mehmet Can Mertoğlu'nun ilk uzun metrajı ''Albüm'' ,France Dört Keşif  Ödülüne layık görüldü.

 
Toplam blog
: 8
: 194
Kayıt tarihi
: 29.05.15
 
 

İstanbul Gelişim Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık mezunuyum. Asıl mesleğim e-ticaret ve sm..