- Kategori
- Öykü
Çatı Arasında...03. Bedenindeki tüm kadınlık arzuları...

Ucceletti
<ı>“Hastalanmamanın ilacı âşık olmaktır” demiş ismi olmayan adamın bir tanesi. (ı>Âşık olmak bir şifa yoludur.)
<ı> ı>
<ı>Aşkın gençleştirici gücünün yanı sıra insanın damarlarını açtığı, kanını kaynattığı, o hiç bir kaynağın veremediği enerji ile doldurduğunu eğer yaşıyorsa insan tarife gerek var mıdır?ı>
<ı> ı>
<ı>Aşkın tanımını yapabiliyor ya da yaşayabiliyor muyuz? ı>
<ı> ı>
<ı>Bundan altı ay önce yine bir ortamda demiştim ki; ı>
<ı> ı>
<ı>“Aşka inancım yok.” ı>
<ı> ı>
<ı>O an içimden geçen şeydi bu. Peki, benim bu cümleye inancım var mıydı? ı>
<ı> ı>
<ı>Aşk kutsal bir kelimedir. Açıkçası ona inanmak Tanrı'ya inanmak gibi bir şey. Tanrı'ya kaç türlü inanır insan? ı>
<ı> ı>
<ı>Bilmeden... Korkarak? Dogmalarla... Severek? Nefretle ve üzüntüyle? ı>
<ı> ı>
<ı>Tanrı'ya inanmanın bir yolu da; O’nun senin yüreğinde bıraktığı histir. Tam o andan itibaren artık korkmanı gerektirecek her şey ortadan kalkar. Çünkü varlığını senin bedeninin içine bırakmıştır. Ve o his zaten güzelliğin, dahası sevginin göstergesidir. ı>
<ı> ı>
<ı>Aslında aşk da böyle bir şeydir. Aşkı yaşamanın en güzel yolu da onun varlığını yüreğinde göstermesidir. Aşk sana eşlik ettiği ölçüde korkmazsın. Düşmezsin. Hastalanmazsın. Sevginin verdiği iyileştirici gücü, hayır bu kelime olmadı, yaşatıcı, kuşatıcı yeniden yeniden büyütücü, bunlar da olmadı; bulamadım... O şey insanın hayata tutunduğu en sağlam bağ olur. ı>
<ı> ı>
<ı>Bu nedenle Beethoven, kulakları duymadığı halde, piyanonun başına geçip, o muhteşem notalara dokunur, Donizetti Aşk İksiri isimli operasının uvertürünü besteleyebilir. Carmen'in aşkı için her şeyini feda eder, Don Jose... ı>
<ı> ı>
<ı>“Sen geçtiğimiz yüzyılda yaşıyorsun,” diyen bir kaç arkadaşım vardı. Geçtiğimiz yüzyılda yaşamıyorum. Aslında o yüzyılda üretilen aşkın gelecek kuşaklara taşıyıcı rolüne soyunuyorum, en iddialı yönüyle...ı>
<ı> ı>
<ı>Sevdiğini içinde hisset. Aşkı... Onu hissediyorsan da korkma hiç bir şeyden zaten... ı>
Göz pınarları ıslanmış, nabzı biraz daha hızlı atmaya başlamış okuduğu satırlardan gelen sevginin bütün şiddetinin bedenini kuşattığını hissetmişti. Onu hayal etmek istiyordu. Hemen yanında olduğu bir zaman diliminde yan yana…
Gözlerini kapadı usulca.
Bir kere daha tepenin zirvesinde buluşmuşlardı. Aşağısı gözün algılamada bile zorlanacağı bir uçurumdu. Engin mavilikten esen deniz meltemi dağınık ve dalga dalga salınan saçlarını havada asılı tutuyordu. Garamî hayalin içinde de gözlerini kapatıp o serinliğin hafif aralanmış bacaklarının arasından geçerek bedenine ilk temas ettiği yerde bıraktığı duyguyu hissetmeye çalışıyordu.
O'nun tarafından izleniyordu. Deniz meltemi biraz daha güçlü esince dizlerine kadar inen eteğinin küçük bir parçası bacağının üzerine doğru katlanmış, teninin çıplaklığını açığa çıkarmıştı. Bacaklarını önce biraz daha araladı; sonra geri kapadı; meltemin etkisini eteğinin altından derinlerde hissetti. Dizleri bir kere daha birbirinden ayrılırken, onu izleyen adamın kendi bedeni üzerinde gezinen bakışlarını ve neler hissedebileceğini hayal etmeye çalıştı. Sağ eli usulca oturdukları bankın yanına düştü; oradan da bacağına yapıştı. Baş ve işaret parmakları çıplak tene dokunurken eteğin kıvrılmış bölümünü bulup biraz daha sıyırdı. Derin derin nefes aldığı koltuğun üzerinde erkeğin onun bu görüntüsünü izlerken hissettiği kendisini arzulayan duygularını hayal ederek heyecanını arttırdı.
Defteri tutan eli bacağının üzerine düştü.
Sanki onu şu an evinin içinde izleyen biri varmışçasına defteri eline kamuflaj yapacak şekilde bıraktı. Hayalindeki Garamî başını geriye doğru eğerken eteğini biraz daha yukarı sıyırmaya devam etti; ta ki kalçalarına ulaşana kadar. Adamın sol eli az önce kadının yukarı doğru ilerleyen elinin tarif ettiği şekilde önce tenine dokundu, sonra da parmaklarının üst tarafıyla hafifçe okşadı geçtiği yerleri. Odanın içinde yalnız başına hayal kuran kadının eli de kasığına kadar uzandı. Yangın yerinin hemen yakınlarında bir yerde duruyordu. Sonra pantolonunun düğmesi çözülüverdi. Fermuarı yakalayan parmakları acele etmeksizin hedefe doğru ilerledi. Adamın sol eli şimdi eteğin örttüğü gizli yerin üzerinde dolaşmaya başlamış, kadının nefes alış verişleri artmıştı. Denizden gelen meltemin serinliğini vücudundan yükselen ateş hissedilmez hale getiriyordu. Rüzgârı daha fazla hissedebilmek için mi yoksa erkeğin ilerleyişini güçlü hissetmek ve onu cesaretlendirmek için mi bilinmez bacaklarını biraz daha araladı. Erkeğin eli önce dizlerine kadar indikten sonra bu sefer tam ters istikamette gerisin geri harekete başladı. Her adımda yangın yerine biraz daha yaklaşıyor ve durmuyordu. Garamî gömleğinin düğmelerini teker teker açarken hayal ile gerçek arasında kalan bilincine artık hâkim olamadığını fark edemedi bile. Sol eli açık duran yakanın boşluğundan içeri süzüldü. Boynundan aşağı doğru inen güzergâhın üzerinde karşısına çıkan ile yükseltinin hemen başladığı yerde durdu. O anı başka şekilde yaşamak hayal etmek istiyordu. Sağ elini adamın başına koydu. Kısa saçlarının arasında gezinirken kendisine doğru çekti. Bu hareketle adamın başı kadına doğru yaklaştı. İlk temas yanağında gerçekleşirken aşağıda sol elinin yerini sağ el almıştı. Kadın kendi başını yavaşça adama doğru çevirirken karşılıklı nefese alış verişler birbirine karıştı.
Garamî alt dudağını ısırırken elinin yangın yerine doğru hareketine istemsizce devam etti. Adamın nefesi ağzının içine dolduğu anda soluksuz kaldığını hissetti, kasıldı. Adamın eli çizginin hemen kıyısında duruyor, ileri gitmiyordu. Bu bekleyiş yüzünden sinirleri gerilmişti. Orada, alevin içine serinlik verecek bir temas arıyordu bedeni.
Tam o an adam elini çekiverdi. Garamî'nin yüreğinden bir parça koptu sanki. Sonra aynı parmaklar bu sefer yüzüne dokundu, kadını biraz daha kendisine doğru çevirdi. Diğer eli adamınkileri yakaladı ve ona kuvvet uygulamaya başladı. Kadının ne istediğini fark eden adam parmaklarını boynuna oradan da gömleğinin altına kadar devam ettirdi.
Garamî koltuğunun üzerinde hafifçe kalçalarını kaldırarak ateş yerinde sert bir dokunuş hissettirdi. Adamın eli tamamen kaybolmuştu. Gömleğinin içinde hareket eden gizli bir varlık vardı sanki. Onun geçtiği her dokunuştan sonra bedeni biraz daha ateş yerine doğru içine çekiliyordu. Ne var ne yok her şey o bölgeye doğru akıyor ama o hareket tamamlanamıyor gibiydi. Garamî bir kere daha ateşin üzerine elini kapattı. Şimdi başını tamamen geriye yaslamış adamın son hareketini bekliyordu. Rüzgâr kuvvetlenmişti. Bacağının üzerinde duran defter yere düşmüş, içindeki sayfalar saçılmıştı. O an bir fotoğraf makinesi koltuktan yansıyan görüntüyü ölümsüzleştirmiş olsa; pantolonunu sıyrılmış, bir eli ateşin kaynağında diğeri gömleğinin içinde duran, yüzünde vücudunun kontrolünü kendi arzusu ile yitirmiş bir kadını karelemiş olacaktı. Adamın son hareketiyle birlikte Garamî bugüne kadar hiç tatmamış olduğunu fark ettiği bir heyecanın doruğuna çıktı. Kısa bir süre sonra şiddeti aynı olmasa da ikinci defa duygu sarsıntısını yaşadı.
Hıçkırıklar boğazını tıkıyordu. Nefes alamıyordu. Ağladı, ağladı, ağladı… Bedenini saran haz başka bir örtüyü de kaldırmıştı. Artık emindi. Garamî o adama âşıktı. Üstelik yıllar sonra ortaya çıkan ve yüreğine bir alev gibi düşen bu duygunun bedenindeki tüm kadınlık arzularını da tetikliyor olduğunu fark ediyordu.
İçi çekiliyordu. Kadın olduğunu ilk defa bu kadar derinden hissetti.
(Devam edecek)
Uzay Gökerman