- Kategori
- Deneme
Cehennemin dibine kadar seninim!

hepimiz kendi cennetimizi ve cehennemimizi yaratıyoruz
Cehennemin dibine gitmeni isterdim. Bunu bütün samimiyetsizliğimle söylüyorum. Orada her ne göreceksen eğer, hepsinin sonsuza dek peşinde olmasını isterdim. Günahların günahkarı ateşe teslim ettiği gibi, kafanın içinden geçirdiklerinin de seni yakıp kül etmesini isterdim. Orada her umudun kuruyup solmasını, bir daha dünyaya gelmemek üzere kısır kalmasını ve her hayalin çürüyene dek ortada bırakılmasını isterdim. Umut ve hayal, dünyanın üstesinden gelemiyor ne yazık ki.
Tohumlar çiçek açmayacak. Yaprakların fısıltılarını dinleyeceğimiz bir gölge kalmayacak. Bulutlar dönmeyecek başımızın üstünde. Kuşlar göçüp gidecek bir daha hiç dönmemek üzere. Bütün bu ihtimallere dayanabilecek misin bilmiyorum. Her ihtimalin gerçekleşeceği günün gittikçe yakınlaşıyor olmasından korktuğum gibi, korkuyorum hepsinden. Katlanabilecek ne kadar kuvvet kalmıştı ki bıraktığım yerde. Oraya yeniden dönebileceğimden de emin değilim üstelik. Aynı yıkımlarla başa çıkabilecek erdem kalmadı yüreğimde. Bana başka çözümler söyle, en kolay ve en kısa yoldan dinsin bu sancı.
Yola çıktığımız günü hatırlıyor musun? Bu seferki öyle kolay sona ermeyecek demiştin, ben parmaklarımı kenetlerken toprağa. İşte böyle saplanıp kalmışım o günden beri o yerde. Anla ki, tek bir adım dahi atamamış bu yürek. Çekip çıkaramamış kendini kandığı yalandan. Sen yürüdün oysa. Yürüdün, dümdüz, tek bir an bile durmadan, koştururcasına…
Gideceğini hissetmişken de bu kadar yorgundum. Bu yüzden ‘neden’ demeyi unuttum. Aklım yanındaydı biliyorum. Son gece çalmıştın onu içimden, sen uyuduğumu zannediyordun. Şimdi o da kim bilir nerede. Onu bir başına bıraktığını biliyorum. Senin onun bana geri dönemeyecek olduğunu bildiğin gibi. Ama kurtulacağım. O çocuk da susacak, yüreğim de devam edecek kendi yolunda yürümeye. Sonra gelip seni bulacağız. Uzun, çok uzun bir zaman sonra, adımı dahi unutmuşken sen, kaldırımın karşı tarafında beklerken ışıkların sönmesini tamamen, bütün bulutları silkeleyip gökyüzünden, güneşi dökeceğim önüne. Bunu hak etmiştin sen diyeceğim. Çok uzun bir zaman önce hak etmiştin. Gel gör ki, benim geldiğim yerde geçmek bilmedi zaman.
Şimdi fark ediyorum ki, kalan değil, gidenmiş hayatı asıl yaşayan. Ben saplanıp kaldığım o yerde, bütün çaresizliğimle ve senin hiç işe yaramadığını düşündüğün minik fikirlerimle ölüyormuşuz meğerse. Bak ama dünya ufak, hayat ufak, zaman ufak… Hiçbiri dindiremeyecek kaderin sillesinin şiddetini. İstersen yanımdaki bu küçük çocuğa sor, her şeyi anlatacaktır sana o. Ben öğrettim ona konuşmayı. İnanamazsın ama o günden beridir de hiç susmadı. Onun sesi, sen aklıma her gelişinde beynimde zonkladı. İşte bu da senin yadigarın oldu canım ruhum! Senin yanımda olmadığın, kendimi tamamen bir hiçliğe ait hissettiğim ‘dar zamanlar’ın hatırası…
Ruhum! Bir gün karşıma çıkacaksın sen aniden ve ben, böyle bir ihtimal yokmuş gibi hazırlanıyorum senin karşına çıkmaya her gün! İçimdeki boşluğu anlatamayacağım. İçinde durduğum boşluğu da… Cehennemin en güzel melekleri olacağız, en çirkin günahları hazmedip. O zaman inanacağım son kez, gerçekten benim ruhum olduğuna. Bu benim ruhum diyebileceğim tanıdığın ve aslında hiç tanımak istemediğin herkese. İşte bu benim ruhum ve ben cehenneme kadar onunum…