​ Çekirge film banyo ederken, üç kerre sıçrar ise, onu banyo ederler. / Fotoğraf / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '11

 
Kategori
Fotoğraf
 

Çekirge film banyo ederken, üç kerre sıçrar ise, onu banyo ederler.

YAZI DİZİSİ: 12

Türk insanı – Türk’ün san’at anlayışı – Türk fotograf tarihçesine özet bakış –  Türk’ün Dünya ülkeleri önünde medeniyet katına çıkamama sebepleri – San’at dünyasında acı rekabetin vurduğu piyasa ve iş adamları – Adı rekabet olan, aslı rezaleti aşamayan işler sonunda, bugün Türkiye’nin vardığı olumsuz  neticeler.

Yıl 1955. Sıradan bir Eylül ayı. Takvimler yine o sıradan ayın önce sıradan, sonra sıra dışı 6’sını göstermekte. Ben oldukça küçük yaşıma rağmen, istiklâl caddesindeki film şirketimizde montaj başında distirbüsyonunu yaptığımız, işten dönen filmlerin, onarımları ile meşgulüm. Ortalarda dolaşan bir rivayete göre: Selânik’teki Atatürk’ün evi, bazı kötü niyetli Yunanlı’lar tarafından bombalanmış. Buna göre de talebe federasyonundan, yani Cağaloğlu cihetinden talebelerce başlatılacak olan bir yürüyüş, Taksim anıtına çelenk koymakla son bulacakmış. O arada Talebe Federasyonu Başkanı, Müzisyen Timur Selçuk’un amcası Bahaeddin Erton. Nitekim öğleden sonra başlayan bu masum talebe yürüyüşü, kortejin ön tarafı henüz Tünel ile Galatasaray arasındayken, Tünel tarafından karışmaya ve işin rengi değişmeye başlamış olacak ki; Taksim’e kadar yürüyüş varamadan, ya da varıp ama gayesine ulaşamadan, Galatasaray ile Ağa Cami arasında, yürüyüş tamamen kontrolden çıkmış ve beklenenin tamamen aksine, çok kötü bir durum arz etmeye başlamıştı.

Ben tuhaf sesler duyarak montaj odasından caddeye bakan tarafa geldiğim zaman, Gözlerimin önünde olan olaylara inanmam mümkün değildi. Önce bir grup geldi. Kırdı parçaladı geçti gitti. Sonra gelen grup da, yağma ve talan edip, geçti gitti. İşte O günün en şanssız adamı: Talebe Federasyonu Başkanı, Bahaeddin Erton’du. Çünkü 6-7 Eylül rezaleti için, aranan günah keçisi O oldu. Oysa hiçbir su-i taksiri yoktu. Bir rivayete göre: O günün en şanslı adamı da, Ara Güler idi. Bütün o rezaletin ve facianın fotograflarını çekip, dış basına iletmekle, Dünya çapında meşhur olmuştu. Ben bunun için Ara Güler’e asla kızmam. O gün bu milletin hasar ve zarar verdiği, maalesef Ermeni Rum ve Yahudi azınlıktı. Bizlerin kardeş bellediğimiz insanlardı. Bizim gibi Onlar da bu ülke vatandaşlarıydı. Bugün gerçek yüzünü okuduğumuz o olay, bizim milletimize hiç yakışmadan yaptığımız, çok büyük bir ayıptı. 

Adam fotograf çekmesini de bilerek, yurt dışı basın fotografçısı ve muhabiri de olarak, bu rezaletin haberini yapmayacak mıydı? İyi  ki de yaptı. Öyle öküzlüğe böyle çifte azdır bile. Bu sebeple ayağa kalkar, Ara Güler’in kendisinin de def’atle tekrar ettiği gibi, sadece Bir basın fotografçısı olan, Ara Güler’i saygı ile alkışlarım. Ancak o kadar. Ne Şakir Eczacıbaşı’nın yaptığı, ne de Gültekin Efendinin yerine taptığı gibi, Ara Güler’i tepeme çıkartmam. Sen bu çapta bir adamı, olmadık yerde ve yere ve şekilde tepene çıkartırsan, Ersin Alok gibi çok insanı, O adam rakısına meze yapmaz da ne yapar?. Anlatılmış olduğu gibi yapar da.. Sonra için için alay da eder.. Oysa herkes haddini bilmelidir. Hiç kimsenin, bir başkasına bu tür bir tavırla yaklaşmak hakkı da, haddi de değildir... 

Almanya’dan bize staja yollanmış bir Türk talebe ile Ara Güler, Ankara’dan aynı uçağa biniyorlar. Stajyer Ara Güler konusunda her şeye vakıf. Tesadüf bu ya. Uçakta yerleri de yan yana. Bizim stajyer, Ara’ya şeytanın bile çok zor bileceği, bir laboratuar suali soruyor. Bunu da fotografa yeni başlamış, dangalak bir amatör safiyeti ile yapıyor. Ara Güler’de hazır kerizi bulduğu için, tüm uçuş boyunca, akla gelen tüm olmayacakları, bizim stajyere anlatıyor. Stajyer Almanya doğumlu yarı Türk biri olarak bu aklı ve tavrı ve dahasını tabiî anlamıyor, anlayamıyor. Yurt dışında ciddi bir dava konusu olabilecek bu “İNSAN ALDATMA” konusuna bu stajyer, Bizden staj onayı alana kadar, bu durum aklına geldikçe, sürekli Almanca küfür edip durdu. Ara Gülerin yaptığını Dünya’nın hiçbir yerinde, kimse kimseye şaka kabilinden bile yapmaz. Ersin Alok, Ara Güler’e kendi S&B arşivi için, zarar ziyan davası açsa, muhtemelen Ara Güler, bir daha hiç gülemez.

Yurdaer Acar, Günaydın gazetesinin laboratuar şefliğini bırakıp, benim de içinde bulunduğum bir ortaklığa dahil oldu. Yurdaer hayatımda tanıdığım sayılı temiz ve düzgün insanlardan biridir. Onunla çok da güzel bir ortaklık dönemimiz olmuştur. Ama diğer bir ortak, Yekta Torun, esasen bir fotografçı değil de; kuaför çıkınca, o yetmiyormuş gibi, bu meslekte asla olmayacak bir şekilde, hem de evli olarak, manken model tayfası ile samimiyeti  ilerletince, benim hiç tavrım olmayan bu tutum sebebi ile tabiî olarak iş de, ortaklık da bozulmuş oldu ama, Yurdaer ile dostluğumuz bakî kaldı. Henüz ortakken, Bir gün Yurdaer “- Haydar sen çok toleranslı bir film banyosu biliyor musun?” dedi. Ben suali tam anlayamadığım için “- Ne gibi ve neye göre toleranslı banyo?” diye sordum. Bana anlattığına göre: Bir gün Ara Güler ile bir işleri varmış. Birlikte bir yere gideceklermiş. Yurdaer Ara’nın Galatasaray’daki stüdyosuna gitmiş. Ara stüdyodan çıkmadan önce, bir filmi banyo etmeye başlamış. Gidecekleri yere gitmişler. Yarım saatte bitecek iş, uzamış da uzamış. Bu arada Yurdaer Ara’ya birkaç kez, banyodaki filmi hatırlatmış. Ama büyük deha Ara Güler her seferinde, “-Banyonun özelliği budur, yavrus. Merak etme çıtır çıtır negatif olacaktır.” demiş.  Sonra stüdyoya döndükleri zaman, Ara’nın dediği gibi, çıtır çıtır bir negatif çıkmış banyodan. Böyle bir şeyin olması ihtimâli olmadığı için de, Yurdaer kardeşimiz de o günden bu güne kadar, bu konuda kafayı yemiş. Ama Allah’tan O Ersin gibi döne döne denememiş.

Ben bu konuyu dinledikten ve durumu hemen kavradıktan sonra, “-Tabiî böyle bir banyo var. Sen ne biçim laboratuar şefisin? İngiltere’de bunu Sana öğretmediler mi? Ben Sana yarın öğretirim. Sen de öğrenirsin.” dedim. Onun işi vardı gitti. Ben acilen bir film çekip, banyo edip, yıkayıp kurutup, bir kartuşa filmi koyup, banyo edilecek filmler kutusuna bıraktım.. Yurdaer durumu çakmasın diye de, filmin kartuştan dışarıda kalan tarafına, banyo edilmemiş bir parça pas taktım. Bir gün sonra da filmi onun önünde, kutudan alıp, ışıkları söndürüp, kartuşu ve takılı pası çöpe atıp, filmi sprale sarıp, 1.banyo tangına, yani devlopere attım. Biraz çalkalama yaptıktan, tankın kapağını kapattıktan sonra, ışıkları yakıp, karanlık odadan çıktık. Yurdaer rahat etsin diye de, kendisine “-Süreyi sen takdir et.” dedim. BirBuçuk saat sonra gibi, Onun gözetiminde laboratuara girip, 2.banyo 3.banyo sürelerini de tamamlayıp, suya geçtim. Tabiî merakla filmi açıp kontrol etti ki, mükemmel bir netice. Aynen Ara Güler gibi ve hatta daha da iyi bir netice. Şaşkın şaşkın “-Bu nasıl oluyor?” derken, Onu daha da şaşırtan ve endişelendiren, bir başka şey daha yaptım. Ve 1.Banyo tangını kafama dikip, içindeki ilâcı içmeye başladım. Yurdaer “-Sen Manyak mısın?” diye elime saldırdı. İçmesi için Ona da uzattım. Çünkü 1.Tankta zaten su vardı. İlâç da olsa beni fena bozardı ama, neticeye en ufak bir tesiri zaten olmazdı...Zîra, durdurulmuş ve sabitlenmiş bir filme, önce de söylediğimiz gibi, birinci banyo etki edemez. Ara Güler de çok önceden çekilmiş ve her tür banyo işi bitmiş, bir film ile bu oyunu Yurdaer’e oynamıştı. Bu yalanı tabii iyi niyetli çok insan yutabilir. Ama bana Ara Güler değil; hiçbir fotograf ustası kül yutturamaz. Ve yaptığım işe, bildiğim işe  ilâve malesef tek bir şey öğretemez. Bu keşke mümkün olabilseydi de ben de çok sevinebilseydim!..

Şimdi bu dürülmüş defter, sadece Ara Güler’e değil; aslında herkese yeter. Ama ben biraz daha bu konuyu derleyip, toparlamak isterim. Herkesin bildiği gibi, Ara Güler’in ağırlıklı İstanbul ve Türkiye çapında, geneli S&B + Renkli informatif bir arşivi vardır. Bu arşiv belli dönemleri belgelemesi açısından, gerçek anlamda paha biçilmez bir arşivdir. Bugün bir çocuk aynı işe başlasa, 75 sene sonra, yaklaşık aynı derecede değerli, bir arşivi olabilir. Tabiî Ara Güler’in arşivini besleyen, o tarihe ait başka olgular da vardır. Yeni Bir çocuk için neler olur, bunu bilemem ama, bu sebeple bu Fotograf Müzesi’nin bu arşivi satın alması ya da bu arşivin heba olmaması için, çareler arayıp, bulmasının da şart olduğuna inanırım.. Ve tabiî bu arşiv günün teknolojisine de uyularak, dijitâl ortama da süratle aktarılmalıdır. Ancak bu görselleri dijitâl ortama aktarma esnasında, dikkat edilmesi gereken önemli bir husus vardır. Normâl olarak üniversitelerde akademilerde resim ve fotograf talebelerine ilk gün öğretilmesi gereken, bu meslek için ahval-i adiden bir konuyu, ufkî ve şakulî çizgilerin mutlak doğru olması gereğini, basın fotografçısı olarak, tabiî Ara Güler bilmediği için, bu sebeple ve belki de muhtemelen, Ara Güler çocukluğunda sağ ortakulak iltihabı geçirdiği ve kulağında bir araz da kaldığı için, kendisinin çektiği epeyi fotografın, dikey ve yatay izdüşümleri, bir başka tabirle ufuk/kutup çizgileri Birkaç derece sağa eğiktir. O eğikliğin de, bu dijitâl çalışma esnasında, giderilmesinde yarar olacaktır. Biz birilerine gerekeni söylesek de; bizlerden yarınlara, yanlış bilgiler ve dersler gitsin istemeyiz.

Haydar Volkan,

Çiftehavızlar: 06.12.2011

Bu yazı dizisi, başlığındaki konularla ilgili olarak, devam edecektir. Lûtfen takip ediniz. Ki; bilmediğiniz çok enteresan konulara vakıf olunuz. Hem kendinizi hem de çevrenizi tanıyınız. 

 
Toplam blog
: 148
: 492
Kayıt tarihi
: 04.02.09
 
 

Haydar Volkan: 21.05.944 Rebabi bestekar Sabahaddin Volkan ve Piyanist Mukadder Volkanın oğlu olar..