- Kategori
- Siyaset
Celal Bey'e yanıt -2

Celal Bey'in ikinci yazısına yanıtımdır...
Celal Çelik daha önce belirttiği gibi ''Bir çatışma kaynağı olarak 'iç düşman' yaklaşımı-2'' yazısını yazmış. http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=187704 adresinden ulaşılabilir. Baştan belirteyim; yazıda adı geçen yazarların düşüncelerini savunmak gibi bir yükümlülüğüm yok; bu yazarların düşünceleriyle devleti suçlamak da komik kaçıyor. Sözü geçen yazarların ifadelerini alıp bunu Türkiye'deki sınıf çatışması olarak sunmanın da gerçekçi bir yaklaşım olmadığını düşünmekteyim. Yazının genelinden aklıma gelen anarşist kuramcı Mihail Bakunin'e atfedilen o güzel sözdür: ''En ateşli devrimciyi alın, kesin iktidarı verin, bir yılda Çar'dan beter olur.'' Neden bu söz aklıma geldi? Celal Bey, ''Türk Devleti'nin ideolojisi kendini olduğu gibi koruma refleksine dönüşmüştür, bu nedenle geride kalanlar önemsiz kalmıştır.'' diyor. -Celal Bey'in dediğim sözleri ben yazdım, zannediyorum ki söylenen bunlardır- Evet; eğer bir devletin temel güdüsü kendini olduğu gibi koruma refleksine dönüşmüşse, devletten başka birşey yapması beklenemez. Bu görüşe katılırım. Peki ya Türkiye böyle bir devlet midir? Türk Devleti'nin ana amacı kendisini olduğu gibi korumak mıdır? Sorun burada düğümlenmektedir. Ben öyle olduğuna inanmıyorum; öyle olsaydı, Türkiye yıllardır Avrupa Birliği macerasının içinde olmazdı ve bu konuda reformlar yapmaya girişmezdi diye düşünüyorum. AB Reformları olarak adlandırılan reformlar toplumun bir kesiminden tepki alsa da, genel olarak kabullenilmiştir. İlerideki paragrafa gelelim: ''Bu bakışa göre, halkın büyük bir çoğunluğu, her an ülkeyi satmaya, dış düşmanlarla işbirliği yapmaya teşne, aşağılık, ahlaksız bir kitledir.'' Marksist ideolojinin ''proletarya diktatörlüğü'' önermesi niye vardır, bunu hiç düşündünüz mü? Marks'a göre de devrimin yapılmasından sonra revizyonizm-karşı devrim tehlikesi vardır. Sınıflı toplumdan sınıfsız topluma geçiş bir anda gerçekleşmez. Bu geçiş sürecinde proletarya diktatörlüğü gerçekleşmelidir. Burjuva sınıfı her an için iktidarı ele geçirmeye heveslendiği için, burjuvanın önderliğinde sosyalist süreç gerçekleşemez. Marks'a göre bu süreç proletaryanın devrimci diktatörlüğü altında gerçekleşirse sağlıklı olacaktı. Ne yazık ki, Marks yanıldı; daha doğrusu Lenin, Marksizm afyonuyla Rus halkını yanılttı ve Bolşevik Partisi devrimin önünü tıkadı.. Katıldığım cümlelere geleyim: ''Kimsenin kuşkusu olmasın, iktidarda AKP'nin yerinde CHP veya laiklik görüşü tartışılmayan başka bir parti olsaydı ve aynı reformlar yapılsaydı; bu sıkıntılar yine yaşanırdı.'' ve ''Mesele, bazı saf dangalıkların sandığı gibi öyle basit bir AKP-laiklik meselesi falan değildir.'' Türkiye'deki çatışmanın olmadığını iddia etmiyorum ama ''Türk devleti ideolojisi suçludur.'' demenin kesin bir cevap olmadığını düşünüyorum. Sevgiler, saygılar...