- Kategori
- Mizah
Cem Paris'te

Montaj
- Cem! Naber?”
- İyidir be Abi... Senden ne haber?
- Her şey süperrr... Sen de Avrupa’daymışsın...
- !?...
- Cem’cim Yılbaşında Paris’teyiz; gel de beraber girelim...
- Estağfurullah Abi! Olur mu öyle şey?
- Hop hop! Yılbaşına dedik oğlum...
- Pardon Abi! Bir an sandım ki...
- Ha ha haaa! Sen yok musun sen...
- Bundan sonra hep Paris’te girelim diyorsun yani... Biliyorsun; Yılbaşına nasıl girersen hep öyle gider...
- Ya bırak gırgırı. Davet edildik... Fransa Protokolü de orada olacak.
- Açmaz Abi...
- Nasıl yani?
- Valla açmaz...
- Yahu bırak gırgırı...
- Fransızlar benim esprilere Fransız kalırlar Abi...
- Yok yok! Sen üstesinden gelirsin evelallah...
Davet günü Fransa’nın First-protocol, süper sosyete ve tüm VIP’ler orada... Şeref konuğu Nicolas, yeni sevgilisi Carla ile gelmiş; mikrofona en yakın masadalar.
Yemekler yenirken bir ara müzik durdu... Ev sahibi mikrofona gelerek kısa bir konuşmayla misafirlerine hoş geldiniz dedi ve güldürürken öldüren adamı; Cem’i takdim etti.
Carla, şöööyle bir göz ucu teması sağladı Cem ile. Cem: “<ı>Kel başıma mı pala bıyıklarıma mıı>?” şaşkınlığında; fakat gayet centilmen... göz kapaklarıyla karşılık verdi Carla'ya.
Diğerleri, trene bakar gibi baktılar... Cem aldırmadı onlara; muhabbete başladı duru bir Fransızca’yla.
Esprilere, biz Türklerin oturduğu masadan ilgi vardı sadece... Nicolas, kendi esprilerini patlatıyor olmalı sevgilisi Carla’ya. Kahkahalarına mıdır yoksa cezbeden güzelliğine midir salonda tüm ilgi, tüm hayranlıklar Carla’ya.
Biliyorum... Patladı patlayacak bizimki. Bir an durdu; soluklandı ve sözü ağırdan almaya başladı. Bana mısın diyen yok; aslında dinleyen yok... San’atın merkezinde, Carla merkezli bir tercih; bir kapıp koy verme... Dilberin cazibesinde sürüklenen erkekler; erkeklerine ve Carla’ya nefretten taşma noktasına gelen kadınlar...
Aniden:
“<ı>Bayanlar, Baylar! Bir sorum varı>!” diye bağırdı Cem.
Salon sustu. Şaşkınlıkları geçince sesin geldiği tarafa döndüler. Cem’de şaşırmıştı; bu sesi nasıl çıkardığına. Devam etti:
“<ı>Evet! Bir sorum var. Bilene de ev sahibimizin sürpriz bir hediyesi olacakı>”.
Çatal kaşıklar bırakıldı; peçeteler ağza götürüldü. Cem:
“<ı>Soruyu dikkatle dinleyiniz ve tek kelimede cevaplayınız lütfenı>”.
Dedi ve elini yavaşça pantolonunun cebine daldırdı... şööööyle bir dolandırdı ve:
“<ı>Elim cebimde, cebim delik, elimde bir şey var. Bilin bakalım elimdeki nedirı>?” diye sordu.
Salon ölü sessizliğine büründü birden. Böylesi misafirlere, böylesi soru... Olmaz ki canım!
Sen eli pantolon cebine daldır, dolandır, sonra bu soruyu sor...
Nicolas ve Carla dahil herkes ekşimiş... yavaşça yüz çevirdiler kürsüden. Birkaç saniye geçti geçmedi tiz bir ses daha yankılandı salonda:
“<ı>Morris! Beyefendinin şapka ve pardesüsü lütfenı>...” diye.
Hizmetliye seslenmişti ev sahibi. Cem, pardesü ve şapkanın kendisine doğru getirildiğini gördü; fakat istifini bozmadı:
“<ı>Bunu bilmeyecek ne var canım; işte... Para!ı>” dedi ve cebinden metal tekliği çıkarıp herkese göstermeye başladı.
Salonda önce bir şaşkınlık; ardından kahkaha tufanı... Ev sahibi, Morris’e geri gitmesini işaret ederken alnındaki terlere ve gözlerinden şıpırdayan yaşlara mendil yetiştirmeye çalışıyor, Salon gülmekten kırılıyordu... Fakat Cem’de tebessümden dahi eser yok.
Sessizlik geri dönünce Cem yine sordu:
“<ı>Elim cebimde, cebim delik, elimde bir şey var. Bilin bakalım elimdeki nedirı>?”
Önlerden bir erkek:
“<ı>Para!ı>”
“<ı>Bilemediniz Mösyöı>.”
“<ı>Mendilı>!”
“<ı>Bilemediniz Madamı>.”
“<ı>Anahtarı>!”
“<ı>Bilemediniz Matmazelı>.”
Bilemediniz, bilemediniz... derken Carla dayanamayıp olaya müdahale etti:
“<ı>Kimse bilemiyor Mösyö, siz söyleyin bariı>.” dedi.
Cem:
“<ı>Morris! Pardesüm ve şapkam lütfenı>!”
Dedi ve herkesin şaşkın bakışları altında, salondan çıkıp gitti.
.........
Sevinçli Bayramlar ve mutlu Seneler dileklerimle.