Cep telefonu, kızılcık ve Orhan Veli / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ocak '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Cep telefonu, kızılcık ve Orhan Veli

Cep telefonu, kızılcık ve Orhan Veli
 

Telefon aletiyle aram iyi değil. Hiçbir zaman olmadı. Hani her genç kızın telefonla kafayı bozup eve çıldırtıcı faturalar getirttiği o dönem vardır ya ben onu yaşamadım. Cep telefonunu da sevemedim tabi. Başım sıkışınca ben de kullanıyorum ama aramız soğuk. Her çeşit telefon nesnesiyle ancak annemi, kocamı ve ablamı aramam gerekirse muhatap oluyorum. Bana telefon edildiğinde de ilk sorum "birşey mi var?" oluyor. Uzatıyorum değil mi? Kestirmeden söyleyeyim öyleyse. Telefonu sevmiyorum sevmiyorum sevmiyorum.

Sebebini bilmiyorum. Karşımdakinin sesini duyup yüzünü görememek beni rahatsız ediyor. Ya da geçmişte birsürü kötü haberin hep telefondan gelmiş olması kasıyor beni. Müzmin geveze ben, telefonda söyleyeceğim neyse söyleyip kalıyorum. Sohbet muhabbet çok nadir. Karşımdakinin süper bir performansı varsa ya da boş bulunduysam, telefonda konuştuğumun ayırdında değilsem (!) belki...

Bu sevimsiz durum özel günlerde kabusa dönüyor. Yılbaşı bayram, uzak yakın arkadaş akraba aranmayı bekliyor. Gurbette yaşıyorum. Akrabalar uzak. Öyle ziyarete git kurtul durumu yok. Mecbur telefonla hasb-ı hal. Hadi bu neşeli gün, hoş muhabbet. Bir de ölüm kalım durumları var. Arayıp baş sağlığı dilemek gerekiyor. Beni alıyor bir kalp çarpıntısı o zaman. Telefon elimde daha numarayı çevirmeden kalbim sıkışmaya, nefesim daralmaya başlıyor. Karşıdaki avutulmayı bekliyor ben soğuk terler döküyorum. Telefon elime yapışıyor da beni bırakmıyor sanki. Öyle gözlerim büyümüş kem küm bir acayip durum yaşıyorum.

En çok arkadaşlarım şikayetçi bu durumdan. Uzun yıllar yaşadığım şehri terkettim. En can arkadaşlarım uzaktalar. Tek çare telefon. Gelin görün ki ben telefon özürlüyüm. Çok yakın arkadaşlarım durumu biliyor kabullenmeye çaılşıyorlar. Onlar beni arıyor havaya sokuyor, uzun muhabbetlere kapıyı açıyorlar. Önce tutuk olsam da bir süre sonra hasret ağır basıyor, başlıyorum konuşmaya. Bazen kendimi yenip bir arkadaşımı aradığım da oluyor. Karşılıklı şaşırıyoruz. Ama iki ayda bir ancak olan bu durum her arkadaşıma ancak yılda bir denk geliyor tabii.

Sevdiğim ama çok sıkı fıkı olmadığım bir çok arkadaşımı bu yüzden zamana ve mesafeye kurban verdim. İzlerini kaybettim. Çünkü kimsenin telefon numarasını almak aklıma gelmiyor. Alsam da ben aramayınca karşımdakiler çekiniyorlar beni aramaya. Ama bir arkadaşım var okul yıllarından. İnatçı! Her yılbaşı arıyor beni ve sitem etmiyor. Yıl boyunca hep bu gün arasam yarın arasam dediğim nadir kişilerden ve tabii bir türlü aramadıklarımdan. Bu yıl başı aramadı. Bir mesaj çekti sadece "bu son" diye. Nasıl telaşlandım anlatamam. Kendimi tanıyorum çünkü. Bu işi telefonla halletmeme imkan yok. Hele böyle bir durumda iyice büyüyor gözümde şu telefon işi. Ben de ona mesaj çektim sonunda. Mail adresimi yazdım. Ve sonuç harika oldu.

"Kızılcık ilk yemişini bu sene verdi

Kızılcık

Üç tane

Bir daha seneye beş tane verir

Ömür çok

Bekleriz

Ne çıkar

İlahi kızılcık"

O.Veli

Dedi sonra. Meğer her yıl denermiş eski arkadaşlardan kim kaldı diye. Herkes işinde gücünde. Geçmiş bir tatlı hayal olarak geride kalmış. Bu yıl ilk kızılcık benmişim. Çok sevindim kızılcık olduğuma.

İlahi kızılcık

 
Toplam blog
: 79
: 1562
Kayıt tarihi
: 24.07.06
 
 

1972 yılıydı. Doğdum. Evde hep kitap okuyan iki kişi vardı. Büyüdüm, okullar okudum. Birşey öğrenmed..