- Kategori
- Blog yazarları tartışıyor!
Çernobil Gerçeği Ve Türkiye'nin Nükleer Enerjiye Yaklaşımı

Ukrayna'nın Çernobil kasabasında bir nükleer güç reaktörünün infilâk ettiği ve enerji santralinden sızan radyoaktif gazların diğer Avrupa ülkelerine doğru hızla yayılmakta olduğu haberi, dünya ajanslarında son dakika gelişmesi olarak verildiğinde henüz 3-4 yaşlarındaydım. (26.04.1986, saat: 01:23, Kiev yakınları, Çernobil, S.S.C.B.) Daha yeni tanımaya başladığım dünya, bir nükleer çevre felâketiyle pençeleşiyordu.
Sonra Çernobil felâketi sona erdi, ama ardında bu nükleer felâketin mirasını bir ömür boyu bedenlerinde taşıyacak nesiller bıraktı. Özellikle Doğu Karadeniz'de kanser vakalarının bu kadar sıklıkla görülmesinin temelinde, hâlâ 25 yıl önceki nükleer felâketin izleri bulunmakta.
Bunları neden mi anlatıyorum? Yakın zamanda Mersin Akkuyu'ya yapımı planlanan nükleer enerji santralinin hem Türkiye'nin doğasında, hem de toplum sağlığında bırakacağı tahribata dikkatleri çekmek için.
Vizelerin kalkmasıyla biraz daha ilerleme kaydeden Türkiye-Rusya ilişkileri, ülkeler arasında nükleer enerji transferini sağlayacak santralin yapımı anlaşmasında son imzaların atılmasıyla birlikte artık sağlam bir temele oturdu. Ama Akkuyu Nükleer Enerji Santrali'nin, esas bölge halkına ne gibi etkileri ve sonuçları olacak, diye düşünecek olursak; böyle bir radyasyon tesisinin, bölge halkının sağlığında bırakacağı olumsuz ve bir o kadar da kalıcı etkileri ne Rusya hükümeti hesap edebilir, ne de ülke ekonomisine büyük katkılar (!) sağlayacağı düşünülen bir nükleer tesisin yapımından Türk hükümeti vazgeçebilir.
Türkiye ve Rusya, 1986'daki nükleer patlamanın bedelini en ağır şekilde ödeyen ve halen de bu felâketin izlerinden kurtulamamış iki ülke. O yüzden de Akkuyu Nükleer Enerji Santrali'nin imza aşamasına gelmeden evvel, iki ülkenin başbakanları, bu radyasyon tesisinin yapımı üzerine kendi içlerinde bir kez daha düşünebilirlerdi. Halklarının büyük bölümü Çernobil felâketinden çok çekmiş iki başbakan, belki bu sayede halklarının sağlığının, milyon dolarlık yatırımlardan daha değerli olduğunu anlayabilirlerdi. Ama yandaş müteahhit firmalara, ucuz bedellerle ihaleler kazandırma düşüncesi; Türkiye'de hükümet kanadına, halkın menfaatine yönelik hayatî kararlar alma sorumluluğunu büyük ölçüde unutturuyor. Yalnız yapımı planlanan nükleer enerji santrali değil, sınırlarımızın hemen 16 km ötesinde, Ermenistan'ın başkenti Erivan'da kurulu Medzamor Nükleer Santrali de, bölgedeki ekolojik yaşam ve canlı türleri için büyük tehdit oluşturuyor.
1986 yılında meydana gelen Çernobil Nükleer Kazası, Türkiye'de yüzlerce insanın kanserin pençesine düşmesine ve birçoğunun bu hastalık yüzünden yaşamını yitirmesine sebep oldu. Karadenizli genç müzisyen Kazım Koyuncu (1972-2005) da, bu elim nükleer felâketin Türkiye'deki kurbanlarının en bilineni. Akkuyu'ya yapılacak bir nükleer enerji santrali, Türkiye'de, Çernobil gibi nice felâketlere davetiye çıkarabilir. Ve sonuçları da, Çernobil'den daha ağır olabilir.
Blog yazarımız da olan gazeteci ve moderatör Bahar Feyzan'ın, şu sıralar TV 8'de devam eden programının final bölümündeki soruyu, bir kez de Akkuyu Nükleer Enerji Santrali'nin inşaatı anlaşmasında imzası bulunan yetkililere yöneltsek; verecekleri cevap, acaba nükleer enerjinin geçmişte yol açtığı felâketleri ve söndürdüğü hayatları anlamaları için yeterli olabilir mi:
Uzun bir süredir mücadele ettiği kansere yenik düşerek, 25 Haziran 2005'te henüz 33 yaşında hayata veda eden Kazım Koyuncu'yu hatırlıyor musunuz?