- Kategori
- Söyleşi
Cezmi Ersöz'le söyleşi / Şemsettin Murat

Cezmi Ersöz
Edebiyatçılarımızın yüzü Kürt sorununa dönük olması gerekir; edebiyatımızın demokratikleşmesi açısından söylüyorum bunu, diyor Cezmi Ersöz. Kendisine sorduğum bir soruyu böyle yanıtladı. Bu panelden daha önce imza günü için geldiği Gaziantep'te ise, Ben ve Özcan Yılmaz, kendisiyle kapsamlı bir
söyleşi yapmıştık, birlikte çıkardığımız Alleben dergisi için. O söyleşide, özellikle yazarlığa ve şair-liğe yeni soyunmuş gençlerin yararlanabilecekleri öğretici düşünceler çıktı ortaya. Salt bu değil, aynı zamanda Cezmi Ersöz'ün yaşamı, sanat anlayışı da var bu söyleşide. Merak edenler için işte o söyleşi :
Cezmi Bey, ne zaman yazmaya başladınız?
Çok erken yaşlarda başladım, diyebilirim. Okul sıralarında şiir yarışmalarına katılırdım. Bir süre kesintiye uğradı. Üniversite yıllarında öykü ve roman üzerine yazdığım eleştiriler gazete ve dergilerde çıktı. İlk ciddi şiirlerim, Varlık dergisinde 1982 yılında yayınlandı.
Bugüne kadar kaç kitabınız yayınlandı? En çok okunan kitabınız hangisi?
Yayınlanmış on kitabım var. İçinde en çok okunan " Saçların Kardeş Kokusu " dur. On baskıyı aştı.
Şiirde biçim mi önemli, içerik mi?
Yapılan ilgili tartışmalar mekanik bir tartışma. Çok anlamlı bulmuyorum bu tartışmaları. Tabi şiir üzerine yapılan felsefi tartışmalar, Türkiye'de geç başladı.
Güzel şiirleriniz var .
Teşekkür ederim. Ama, bana yeterli gelmiyor yazdıklarım. Derinleşmek lazım. Çok okumak lazım. Çok özel bir duyuş ve algılama yeteneği gerekiyor.
Balzac, " Ünlü ve zengin olmak için yazıyorum." demiş. Bu söz hakkında bir şey söylemek ister misiniz?
Balzac, günde oniki saat çalışıyormuş. Bazen de onsekiz saat uyumazmış. Paraya çok değer veriyormuş.
Başka dillere çevrilmiş kitaplarınız var mı?
Vallahi olmadı. Buna üzülüyorum.
Siz kendinizi ne zamandan beri şair ve yazar olarak hissettiniz?
Açıkçası son altı yıldır hissediyorum. Ama, yine korkularım var. Tıkanma korkusu. Çünkü yaratıcılık açısından bakıyorum. Sözgelişi, gözlem yapmak, bir şeyi aktarmak olarak görmüyorum şiiri. İmgesel bir dünya yaratıyorum yazarken. Denemelerimde şiirsel bir metin kullanıyorum. Ve, sancıyla
yazıyorum. Sancı olmazsa, yani, o şeyin " beni yaz" demese ben yazmıyorum. Ve, para için yazmıyorum. Günümüz gençleri şöhret olmak olmak, para kazanmak için yazıyor. Bana gelen mektuplardan bunu anlıyorum. Sakın ünlü olmak, para kazanmak için yazmayın, diyorum onlara.
Kitaplarınızdaki başarı için neye borçlusunuz?
Dünya ile alıp vermediğiniz bir mesele varsa, dünya size acı veriyorsa yazarsınız. Demek ki uyumsuz kişisiniz. Uyum sağlayamamak, günlük hayatta başarısız olmak, acı, ama çok derin bir acı, çekmek..
Bütün bunlar, kendinizi farklı görmenize, hissetmenize neden olabilir, size yazı yazdırır. Ben de uyumsuz bir kişi olarak görüyorum kendimi.
Sizce bugünkü edebiyatımız sanatımız ne gibi sorunlarla karşı karşıya?
Şöyle sıralayabilirim: Baskıcı eğitim sistemi. Otoriter Bir yapı. Yaratıcılık daha okullarda körleniyor. Derin bir korku var. Buna bir de medya kültürü ekleniyor. İnsanlar, yaratmaktan çok para kazanmayı tercih ediyorlar. Yaratıcı insan kültürünü yaymak istiyorsak otoriter kültürünü yok etmemiz gerekir. Özgürlükçü bir zemin hazırlamamız lazım.
Ama, bütün bunlara rağmen Yaşar Kemal, Ahmet Arif gibi yazar ve şairlerimiz de yetişiyor. Yani, edebiyatımız dünya edebiyatından geri sayılmaz, diye düşünüyoruz.
Şiirde sayılı ülkelerden biriyiz .
Şiirde olsun romanda olsun öyküde olsun, durum nasıl?
Öykü konusunda o kadar iyimser değilim.
Bazı yarışmalarda seçici kurulda görev alıyorsunuz. Değerlendirmeye gör, gençlerin durumu nasıl?
Yetenek görüyorum. Bir yazar kuşağı geliyor. Bütün baskılara, sıkışmışlıklara rağmen gençler yazıyor. Önümüzdeki yıllarda korkunç bir patlama olacağını düşünüyorum. Özellikle deneme, şiir ve biraz da kısa öyküde. Yeni bir dil yeni bir söylem gelişiyor. Bunun ipuclarına rastlıyorum. Ama öte yanda önüme gelen
birçok dosya yetersiz.. Şiirle devrim yapma yanlışı hala sürüyor. Bunlar kendilerine bir yol bulurlar mı, bilmem. Ama, şiiri şiir olarak gören, sanatı kendi referanslarıyla değerlendiren bir kuşak geliyor. Onlara çıkış yolu hazırlamamız lazım. Edebiyat dergilerine, burada sizlere, büyük görevler düşüyor. Çünkü
gençler yazıyor ama nereye gönderecekler. İstanbuldaki dergilere ulaşamıyorlar. Ürün gönderiyorlar, yayımlanmıyor. Umutları kırılıyor. Küsüyorlar. Çabuk küsüyorlar. Mektup yazıyorlar, bir cevap almıyorlar.
" Demek ki benim şiirlerim, yazılarım kötü" deyip umutsuzluğa kapılıyorlar. Bu yüzden vurguluyorum: Sizin gibi yöresel dergi çıkaranların o insanlara kucak açmaları gerekir. Arayıp bulun o insanları, onları cesaretlendirin. Öte yanda onların da umutsuzluğa kapılmamaları gerekir. Çünkü eskiden biz de üç sene
beş sene beklerdik bir şiirimiz yayımlansın diye. Kapıdan kovulurduk, pencereden bacadan içeri girmeye çalışırdık.
Sadece yazarlıktan geçiminizi sağlıyor musunuz?
Evet. Sağlıyorum. Benim durumumda olan çok az kişi var. On kişi sayamazsınız. Ama çok zor geçiniyorum. İstanbul'da sobalı evde oturuyorum. Merkezi yerde oturma şansım giderek azalıyor. Herhalde daha kenar
semte taşınacağım yakında.
Kiralık evde mi oturuyorsunuz?
Kiralık evde oturuyorum. Tek odalı yerde yaşıyorum. Çok zor geçiniyorum. Ama, ısrarla bir iş yapmamaya çalışıyorum yazarlıktan başka. Eğer evli olsaydım, çoluk çocuğum olsaydı, kazandığım bu parayla geçine-mezdim.
Türkiye Edebiyatı'nda etkisi altında kaldığınız yazar veya şair var mı?
Etkisi altında kaldığım çok yazar ve şair var. Hangisini sayayım. Deneme ve öyküleriyle Sait Faik, çok etkile-miştir beni. Hilmi Karataş etkilemiştir beni. Oğuz Atay etkilemiştir. İnsan varlığını, insan bireyselliğini, insan dramını temel alan pek çok yazarlar şairler etkilemiştir beni. Şiirde Ahmet Haşim ekolünden yanayım. Ahmet Muhip Dranas, Asaf Halit Çelebi, İkinci Yeni şairlerinden Ece Ayhan benim dünyamı değiştirmişlerdir. Oktay Rıfat, Edip Cansever bende önemli etkiler bırakmışlardır.