- Kategori
- Kültür - Sanat
Chat sevgilim

HİCİV ŞAİRİ ÖZAKMAN EVİNİN BALKONUNDA
Hiciv şairi Mukadder Özakman’ın evindeyiz. Hatay’ın yüksek bir tepesinden bakınca, fonunda Karşıyaka manzaralı evinin sanat dünyasında, çalışırken bulduk kendisini. Dosyalar, raflarda. Kitaplıkta tıkış tıkış kitaplar, alınan birinciliklerin sertifikaları. Her bir sayfanın ve satırın üzerinde bin bir emek taşıyan parıltılar, parıltılar…
Yıllarca Akbaba hiciv yazarlığı yaptı. Daha sonraları ‘Pardon, Ustura, Gırgır, Gıcık, Çivi’ mizah dergilerinde yazdı. D.İzmir, Dünya ve Yeniasır’ın ve Şık Dergisinin sanat sayfalarını yönetti. Varlık Dergisinde yazdı ayrıca. Hala daha şiir birincilikleri almağa devam ediyor. Hiciv ve taşlamaları ile ilgili kitapları var. Üniversitelere konferanslara gidiyor. Sanat etkinliklerine yorulmadan koşuyor. İngilizce’den çeviriler yaparak ‘Western’ isimli eser hazırlıyor.Bir sinema tarihini ortaya koyuyor. Türkiye’de ilk olacak bu eser.
İsminden dolayı, ’Kadın’ olarak farzedilmeğe karşı hassastır Özakman. Bir şiir dinletisi için Aziz Nesin tembih eder Akbaba'dakilere ‘Mukkadder gelince, haberim olsun, O' nu görmek istiyorum’ diye. Dinletide karşılaşırlar. Dinleyicilerden biri Mukaddere laf atmış: ‘Aziz Nesin sizi kadın zannetmiş olabilir mi? Kim bilir ne kadar hayal kırıklığına uğramıştır’ der. Salonda büyük gülüşmelere vesile olur bu söz. Evet, böyle bir anı da var hayatında.
Mütevazı bir kişiliği var. Sanatçıların tek bir hecesi bile kıymetlidir.Yazdıkları öbek öbek klasörler oluşturmuş. Gün ışığından sarar masın diye sarıp sarmalanmış.
Bir sinema makinesi hobisi var. Onunla çocuklaşıyor. Her bir köşenin, her sayfanın, her klasörün hikayesi ayrı ayrı. Bir sanatçı evinde nasıl yaşıyorsa, öyle yaşıyor. Titiz ve tertipli. Henüz evli değil. Arabasını bile kullanmıyor. Neden? ‘İnsanlar acemi diyor. Korkuyorum’ diyor. Ki, kendisi Karayolcu. Yüksek mühendis. Trafiğin kitabını yazmış. Buna rağmen, arabası daha bin km.yi bile yapmamış on yıldır.
En sevdiği eşya, ’Daktilosu’. Teknoloji için hazırlık yapıyor.’Chat sevgilim’ i, teknoloji bilgisi olmadığı halde yazabilmiş. Ki gözlemleri çok kuvvetli şairin. İşte şiiri: CHAT SEVGİLİM:
www.com.nokta nokta
Rumuzunu yazıp sitesine girdiğim,
Chat yaparken tanıştığım,
Resmini ekranda gördüğüm,
Bir güzele gönül verdim.
Inter Cafe'de buluştuk,
Öpüştük, koklaştık.
Sonra silah sesleri...
Basıldık otel odasında.
Allah'tan karavana...
Chat Sevgilim söylemedi ki
Evli olduğunu bana...
Bu dizeleri bir Güney Amerika ülkesinden yazıyorum.
Belki Şili, belki Peru, belki Bolivya...
Güney Amerika değil, belki Afrika, Casablanca, vrya Tanca...
Kocası hala beni arıyormuş elde tabanca.
Söz, internetten açıldı. Şair E-MAIL atmış. Bakalım ne demiş?
Sevgilim, tez elden rumuzunu bildir,
Kaşına gözüne e-mail atayım!
Ya cebimi ara, ya siteme gir,
Sazına sözüne e-mail atayım!
Gözümün, gönlümün budur istemi,
Bu sanal alemde bırak sitemi,
Chat'inle şenlendir benim sitemi,
Kışına yazına e-mail atayım!
Han hamam, apartman, akarın var mı,
Baban hortumcu mu, borsa oynar mı,
Avro mu topladın, yoksa dolar mı?
Malına mülküne e-mail atayım!
Aksi avrat mısın, yoksa hoş musun?
Karta kaçmış mısın, yoksa yaş mısın?
Saçı açık mısın, sıkmabaş mısın?
Yüzüne pozuna e-mail atayım!
Mukadder Özakman diyerek tıkla,
Kudurup gitmeden ben bu istekle,
Tangalı resmini e-mail'e ekle,
Boyuna posuna e-mail atayım!
Gözlemleri kuvvetli dedik şairin. Bilgisayar teknolojisi ile tanışmadan bunları yazmış. Ya bir de tanışmış olsaydı? Di mi? Alın size bir de ‘CEP TELEFONU DESTANI’ isimli şiirinden:
Alan almış cep telefon eline
Dangıl dungul konuşuyor, cebi var!
Beyefendi sahip değil diline,
Bangır bangır bağırıyor, cebi var
Her yer ona cep kapsama alanı,
Yanındaysan dinle artık olanı,
Ne küfürü kalıyor, ne yalanı,
Nışadırsız kalaylıyor, cebi var!
İnsanlığı takmayan da, takan da
Cep telefon kullanır her mekanda,
Toplum zaten yüzde altmış maganda,
Ivırıyor kıvırıyor, cebi var!
Cep yüzünden caddelerde, yollarda
Kapkaççıyla başımız hep belada,
Popu cepten dinleyen var helada
Ikınıyor sıkınıyor, cebi var!
Tek eliyle direksiyon sallıyor
Cep kulakta, öndekini solluyor,
Sonra eşek cennetini boyluyor,
Anırıyor manırıyor, cebi var!
Uzar gider Cep Telefonu Destanı,
Ey Mukadder, ceplileri sen tanı,
Kontür olsa kurtaracak vatanı,
Mangalda kül bırakmıyor, cebi var!
1970’li yıllar. Sahip olduğum ‘Sosyete Dergisi ŞIK’ ın geleneksel balosu var. Yer, Büyük Efes Oteli Çatı'sı. Baloya Mukadder Özakman ve Semih Sergeni de davet etmişim. Aynı masayı paylaşıyorlar. Baloda Sergen, C.Sıtkı Tarancı’nın 35 yaş şiirini okuyor. O muhteşem ses tonu ile. Sıra Mukaddere geliyor . O da aynı şiiri okumasın mı? Birbirinden habersizler. Nasıl olsun ki?! Mukadderinki, ters yüz edilmiş ‘AY ORTASI ŞİİRİ’dir. Baloda, ayakta alkışlanıyor Özakman…
Bu gün on beş! Ayın yarısı eder,
Şaka maka ortasındayız ayın,
Maaşın aldığın gün hemen biter
Geri kalan kuruşları bir sayın
'Gözünün yaşına bakamadan dider.'
Fırıncıya, kasaba borçlarım var.
Benim mi Allahım bu bomboş cüzdan?
Ya bakkalda kalmış mı hiç insaf, ar?
Neden böyle görünürsünüz düşman
Yıllar yılı dost bildiğim manavlar
Zamlarla nasıl değişiyor hayat!
Kimden borç istesem boş dönüyorum.
Görünmüyor candan dostlar da heyhat!
Ağlanacak halime gülüyorum.
Yarınım bu günden daha da berbat
Borçlardan, harçlardan hep maaşımız,
Ayın biri artık çok uzak gelir
Daireye beraber başladığımız.
Ceket pantolon eskidi bir bir:
Açıkta kalacak bir gün ardımız.
Kaderde torpilsiz olmak da varmış!
Geç farkettim dayısız olduğumu,
Evlendim çocuklar çevremi sarmış,
Her doğan gün borca boğulduğumu,
Bir memura anlatırsam anlarmış,
Giden gelse dedem gelir: bekarlık!
Her yıl biraz daha arzuladığın.
Bu maaşla evlenmek tam hıyarlık.
Değil mi ki belli her ay aldığın,
Neyine yaparsın bir de kibarlık?
Neylersin, dertler bitmez aybaşında.
Maaşın yetmiyor, söyle n’olacak?
Her ay başı kaynanan sofra başında.
Bir şişe rakıyla neşen olacak,
Kraliçe misali karın karşında.