CHP Üsküdar ilçe kongresinden notlar / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ocak '08

 
Kategori
Siyaset
 

CHP Üsküdar ilçe kongresinden notlar

30 Aralık Pazar günü CHP Üsküdar İlçe Örgütü’nün Olağan Kongresi vardı. Sokaklardaki afişlerde duyuruları görünce hayatımda ilk kez bir partinin kongresi nasıl oluyor görmek istedim.

Yanlış anlamadı isem, mevcut yönetimi Parti Merkezi görevden aldığı için, yeni yönetimin belirlenmesi gerekiyormuş, bu kongrede iki aday çıkmış, toplantının en önemli amacı yeni ilçe başkanını seçmekti galiba.

Duyurularda başlangıç saati 10:00, bitiş saati 17:00 olarak belirtildiği için tam 10:00’da orada oldum. Bu kongrede beni şaşırtan pek çok şey vardı, biraz bunlardan bahsetmek istiyorum. İlk şaşırtan şey, parti üyesi olmayan bir kişiyi parti içi konuların tartışılacağı bir toplantıya kabul etmeleri oldu. Kabul dediysem yanlış anlama olmasın, kapıdan girdim, kimse bir şey sormadı bile. Beni diğer şaşırtan şey, saat 10:00’da en fazla 15-20 kişinin gelmiş olmasıydı. İlerleyen saatler içinde bu sayı çok az arttı. Saat 12:00 gibi gelenler toplantının yapılacağı salona girmek yerine dışarıda kulis yapmayı tercih ediyorlardı…Neyse 13:00’e doğru toplantı başlayabildi.

Arada beni şaşırtan birkaç şey daha var. Onları da paylaşmak istiyorum. Gelenlerin çok önemli bir bölümü oldukça yaşlı kimselerdi. Benim etrafımda oturanların neredeyse tamamı, ya kendisi emekli öğretmendi, ya da eşi emekli öğretmendi. Hemen yanımda oturan bey 84 yaşında idi, o yaşına rağmen, kongreye katılmak istemiş, sağlık sorunlarına rağmen gelebilmişti. Bu kişilerin mütevazi ama heyecanlı kişilerdi. Gündelik konularda duyarlılık gösterdikleri olaylar hakkında sohbet ettik.

Dikkatimi çeken bir konu Tuncay Özkan’ın başlattığı hareketin CHP üyeleri arasında önemli miktarda sempati toplamasıydı. Buradan, Tuncay Bey’in partiye üye olup aktif görev alması halinde Sn.Baykal’ın oklarını direkt üzerine çekebileceğini düşündüm nedense.

Neyse toplantı başladı, divan başkanı ve yardımcıları vs. oluştuktan sonra 3-4 konuşmacı konuşmalarını yaptı, zaten daha sonrasını dinleyemedim, vaktim olmadığı için çıkmam gerekti.

Bu konuşmaların detayına girmeyeceğim ancak o kısa sürede, bazen gazetelerde bahsedilen problemlerin burada da aynen geçerli olduğunu üzülerek gördüm. Söylendiğine göre CHP, Üsküdar’da 1975 civarında bir tarihte Belediye Başkanı çıkartabilmiş, o tarihten beri bir daha mümkün olmamış. Durum böyle iken konuşmacılar (ki bunlar farklı görüşleri temsil ediyorlardı) birbirlerini eleştirmekten ülkedeki genel durum tespitini ve çözüm önerilerini gerektiği gibi sıralayamadılar.

Kısa sürede gördüğüm, maalesef Üsküdar’daki çeşitli mahalleleri temsil edecek delegelerin büyük oranda aynı ailelerden kişilerden seçilmiş olmasıydı, mesela bir mahallede diyelim 8 delege var, neredeyse tamamının soyadı aynıydı. Tabi her mahallede bu sorun yok ama genel bir sorun olarak tartışıldı. Üzülerek tespit ettiğim bir diğer konu ise, aynı ailelerden delege seçimi bir yana, mesela Karadenizliler başka bölgeden birilerinin delegelikte aktif olmasını izin vermiyorlarmış ya da farklı bir mahallede örneğin Doğu Anadolu kökenli delegeler, başkasına izin vermiyorlarmış. Bu nedenle bazı mahallelerde CHP’nin delegesi yokmuş. Şaşırdım, ayıpladım.

Bir konuşmacı bu durumdan bahsedip eleştirisini yaptı, bir diğer konuşmacı tüm delegelerin hak ettikleri için delege olduklarından bahsetti. Bu konuşmacının dediğine göre kendisi seçim dönemlerinde direklere parti bayraklarını astığı için bunu yapmayan diğer üyelere göre daha fazla delege olma hakkı varmış. Diğerlerini seçimden seçime partiye gelmekle eleştiriyordu.

Ben çıktıktan sonra da tartışmalar muhtemelen devam etmiştir.

Bu kongredeki bana göre en önemli gözlem şudur: Bir benzetme ile durumu anlatmaya çalışayım..Diyelim ki Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş takımlarından biri diğer en büyük rakibi ile maça çıkacak. Ne beklersiniz, her takım en iyi oyuncusunu hazır ederek sahaya çıkartmaya çalışır. Aylarca bunun çalışmasını yapar, imkanı varsa yeni oyuncu bile alır. Amaç rakibi yenmek ve tüm maçlarda başarılı olup şampiyon olabilmektir. CHP Üsküdar İlçe Örgütü’nde gördüğüm kişiler, bana CHP’nin sanki maça çıkacak asları olmadığı için ikinci ya da üçüncü sıradaki yedekleri ile sahaya çıkmak üzere olan bir takım olduğunu düşündürdü. Amatör demeyi yakıştıramadığım için üçüncü yedek diyorum, altını çizeyim.

Bu durum orada bulunan insanların iyi niyetini yok etmez. Onlar ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorlar. Ancak bu durumun vebali mevcut CHP yönetiminin üzerindedir. “A Takımı” içine girebilecek kişileri partiden uzaklaştıran ya da aman benden uzak olsunlar dedirten yaklaşımları bugünkü duruma neden olmuştur. Önemli bölümünü 60 ve üzeri yaştaki insanların oluşturduğu bir örgüt, nüfusun çok önemli bölümünün gençlerden oluştuğu bir topluma nasıl önderlik edebilir, umut dağıtabilir?

Daha önceki yazılarımda farklı yerlerde CHP’nin Atatürk’ün kurduğu parti olması nedeni ile gözümde farklı bir yeri olduğundan bahsetmiştim. Bu nedenle bu partinin toplantısında bahsettiğim tespitlerin bir bölümü beni oldukça üzdü, partinin aldığı başarısız seçim sonuçlarının nedenleri hakkında daha farklı düşünmeme neden oldu.

Ama şunu belirtmek gerekir, bu tip tartışmalar siyasetin özünde olan şeyler, eminim her partinin toplantılarında benzer tartışmalar yaşanıyordur. O nedenle CHP’ye haksızlık etmek istemem, ama üst üste bir çok seçimde başarılı olamayan, kısa süre sonra Genel Başkanı’nı seçmek için Kurultay yapacak bir partinin kongresinde daha farklı şeyler duymayı beklerdim.

Önümüzdeki dönemde vakit buldukça diğer partilerin de bu tip toplantılarına katılmaya çalışacağım, kısmet olursa o toplantılarla ilgili gözlemlerimi yine burada gündeme getiririm.

Bunlardan bahsettikten sonra Türkiye’deki siyaset ve siyasetin geleceği hakkında birkaç düşüncemden, tespitimden bahsetmek istiyorum.

Son birkaç aydır, farklı ortamlarda konuştuğum kişiler ağız birliği etmişlercesine mevcut ekonomik ve siyasi durumdan umutsuz olduklarından bahsedip, çözüm olarak askeri darbeyi gördüklerini ifade ediyorlar. Bunun söyleyenlerin içinde gayet iyi eğitimli, aklı başında gördüğüm insanlar da var. Aslında bu, toplumun geneline yayılan umutsuzluğun yansıması, biliyorum. Bu insanlar, ülkede son yıllarda meydana gelen kadrolaşmadan, dini devlet kurma hayali içinde olanların yaptıkları işlerden, sokaklarda her geçen gün sakallı, cüppeli, çarşaflı kişilerin sayılarının artmasından, ne yaparlarsa yapsınlar, işlerinin bir türlü yoluna girmemesinden, borç harçla uğraşmak zorunda kalmaktan, birilerinin yanında ya da birilerinin adamı olmadan bir çok işin asla yapılamamasından ya da sadece bazılarının bu işleri yapabilmelerinden, geleceğe güvenle bakamamaktan yıldıkları için askeri darbeyi çözüm olarak görebiliyorlar. Diğer taraftan bu durum, sağlıklı bir alternatif olarak görülemeyen, mantıklı öneriler sunamayan mevcut siyasilerin de ayıbıdır.

Neyse, bu tespitten sonra benim düşüncem şudur: Türkiye’de önümüzdeki yakın gelecekte, şayet ülkeyi kalkındıracak, sorunlarını çözecek, ülkeyi ileriye götürecek biri ya da birileri varsa, ben bu kişinin/kişilerin mevcut siyasi yapı içinden kesinlikle çıkmayacağını düşünüyorum. Hatta bundan o kadar eminim ki bu nedenle mevcut partilerden hiçbiri ile bir organik ilişki içinde olmamaya özen gösteriyorum.

Yukarıda bahsettiğim CHP Kongresi’nde konuşulanlardan hareketle, bir partilinin çok haklı ve yerinde olarak bölgecilik, hemşehrilik, sadece bir/birkaç aileden kişilerin delege olabilmesi gibi konularda yaptığı eleştiriye, bir başkasının verdiği cevabın özünde şu yatıyordu: “Arkadaş, tekkeyi bekleyen çorbayı içer.”

Dostlar, belki bu sözü söyleyen arkadaş çorbasını içer ama Türkiye hizmet beklerken, ihtiyaçları varken, iyi yönetilmiyorken, sadece partisinin ilçe örgütünün çorbasını içmeyi hedefleyen kişilerin yer aldığı bir partiden bana göre ne köy olur ne kasaba. Tamam, tüm CHPliler böyle değildir, kabul ediyorum, ama orada kısa sürede gözüme çarpan zihniyet buydu.

Parti ayırımı yapmaksızın, mevcut partiler içindeki hiyerarşi içinde faaliyet gösteren kişilerin bugün Türkiye’nin acil çözüm bekleyen, belki devrim gibi değişikliklerin yapılması gereken günümüz koşullarında işe yarar çözümler sunamayacağını düşünüyorum. Lise yıl sonu balosu organize eder gibi naif tartışmalar yapan ve dar bakış açısı olan kişilerin, sadece iyi niyetle ülkenin devasa sorunlarına çözüm bulabilmesi ihtimali bence imkansıza yakındır.

Konuşmaya devam edeceğiz.

Herkesin yeni yılını kutluyorum

CABACAN

 
Toplam blog
: 29
: 803
Kayıt tarihi
: 22.08.07
 
 

40 yaşındayım. Bankacılık sektöründe çalışıyorum. Bankacılık, finans, ekonomi ile mesleğim gereği il..