- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Çiğ köfte evde tören, midede şölendir

.
Çiğ köfte garip bir yiyecektir.
Garipliği neresinde?
Çiğ köfteyi sevenler ve hatta hastası olanlar vardır, ya da ayy hayatta yiyemem nasıl yiyorsunuz deyip, arabesk bir yiyecek olarak görenler vardır.
Bir de hiç tatmamış, fikir sahibi olmayanlar, ama kulaktan dolma bilgilerle kafası karışmış olup, ilk fırsatta denemek isteyenler vardır ki, o kitle ayrı.
Sözgelimi bir restorana gidildiğinde, varsa bir de çiğ köfte alayım biçiminde bir sipariş verilmez.
Çünkü çiğ köfte ya vardır, varlığı bilinir ve hatta onun için o restorana gidilir ya da çiğ köfte yoktur, bilinir, zaten onun için de oraya yere gidilmez.
Sizlere çiğ köftenin tarifinden, içindeki bin bir çeşit baharattan, bilimsel olarak çiğ köftenin insan bünyesine zararlı olup olmadığından bahsetmeyeceğim.
Ya da daha et konulmadan, sadece bulgur, soğan, salça ve diğer bin bir çeşit baharatla oluşturduğu o doyumsuz lezzetten de bahsetmeyeceğim.
Dışarıda satılan çiğ köftelerden bahsedeceğim.
Dikkatle takip ediniz lütfen.
Geçtiğimiz yıllarda basına yansıyan bir haberde, İzmir’de sokakta satılan çiğ köfteden yiyerek zehirlenen bir aileden bahsediliyordu.
Zehirlenmeye de, kendini bilmez bir satıcının, çiğ köfteye kim bilir bilmem ne eti katmasından dolayı bir mikrop sebep olmuştu.
Bu tip haberler şüphesiz doğrudur, ancak bu tip haberleri bütüne mal etmeden değerlendirmemiz gerektiğini lütfen unutmayalım.
Çocukluğundan beri çiğ köfte yapılan bir ailede büyümüş ve son on yıldır artık kendisi de çiğ köfte yapabilen birisi olarak; dışarıda satılan çiğ köftelerde, satıcıya ilk sorduğum sorunun şu olduğunu bilmenizi isterim: ' et koydunuz mu?’
Eğer abi valla niye yalan söyleyelim, et koymuyoruz diyorlarsa güvenle yiyorum.
Aksine, et var, et koyduk tabi derlerse, satın almıyorum!
Her ne kadar et koymadan yapılan ve satılan o lezzetli şeyin adı gerçek çiğ köfte değil, başka bir şey olsa da, en azından güven sorunu yaşamadan yiyebiliyorum.
Şaşırılacak bir şey yok. Tezgâhta satılan çiğköfteler, içlerinde et olmadıkları ölçüde sağlıklıdırlar da ondan.
Sağlıksız bir ürün yemektense, sağlıklı bir taklidini yemeyi tercih etmemiz gerekmiyor mu?
Unutmayalım ki, tezgâhta satılan ve adına çiğ köfte denilen şey, içine et konmadığı ölçüde güvenle yenilebilir.
Böylece sattıkları şeye şaibe de karıştırmamışlardır çünkü. Ayrıca o çokluktaki bir çiğ köfteye et koymak ve yoğurmak ise, ekonomik ve teknik olarak neredeyse imkânsızdır.
Hiç şüphesiz birinci sınıf restoranlarda satışa sunulan çiğ köfteleri bu kategoride değerlendirmeyebiliriz…
Gelelim çiğ köftenin yapılış safhasındaki törensel ve şölensel kısmına.
Evinde çiğ köfte yapılanlar, ya da çiğ köfte yapılan bir ortamda bulunanlar iyi bilirler.
Çiğ köftenin kendisinden ve sofraya konmasından belki de daha keyifli olan, yapım aşamasıdır.
Malzemelerin özenle dizilişi...
Oranların çok daha önceden oluşturulmuş kişisel aritmetiği.
Yapım esnasında, lezzet artırımı adına her kafadan bir ses çıkması.
Limon da koy, ayol öyle olmaz, yaaa zeytinyağı koymadın mı, su koyma, ay buzz koysanıza yoksa şişer. Bak, bakkk, bakk teri damladı. İğrençsiiin. Acısını fazla koy...
Törensel bir eda, bir seremoni atmosferi oluşturur çiğ köfte. Hatta misafirlerin, aile fertlerinin kaynaşmasına bile vesile olur dersem abartmamış olurum.
Hülâsa, eğer hijyen konusunda titiz iseniz, bir tanıdığınız hele ki evde çiğ köfte yapıyorsa tek bir şey yapın.
Fırsatı kaçırmayın.
Ayrıca, geçen yıl Haziran ayında, İzmir’in Urla ilçesindeki, Bilginer ailesine ait malikânede nikâhları kıyılıp dünya evine giren Aşkın Nur Yengi ile Haluk Bilginer’in, aralarında Sezen Aksu, Beyazıt Öztürk, Demet Sağıroğlu’nun da bulunduğu 100 kişilik seçkin davetli topluluğuna ne ikrâm ettiklerini söylememe sanırım gerek yok.
Sabrın sonu ile
Fotoğraf: Objektifimden