​ Cilt Problemleri neden artıyor? / Estetik / Güzellik / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Ocak '14

 
Kategori
Estetik / Güzellik
 

Cilt Problemleri neden artıyor?

Cilt Problemleri neden artıyor?
 

Cilt problemleri neden sürekli artışta?


Modern hayat ve gelişen hijyen kurallarına rağmen cilt sorunları neden hep artıyor?

Hayatında nemlendirici krem, ya da güneş kremi nedir bilmeden ömrünü geçirmiş babaannelerimizin, gözenek sıkılaştırıcı nedir bilmeyen annelerimizin, leke kremi nedir bilmeyen teyzelerimizin pürüzsüz, aydınlık, ışıl ışıl, tertemiz ciltlerini düşündükçe aklımda bir sürü soru işareti beliriyor. 

O kadar cilt bakım ürünü, dermokozmetik cilt bakım ürünleri, binbir çeşit gıda takviyesine rağmen neden cilt problemleri artıyor? Geçmişe göre bu gün eksi, fazla ya da yanlış yaptığımız şeyler acaba neler?

Her şeyden önce doğallıktan uzaklaştık

Çocukluğumda her yaz gittiğimiz köyümüzden aklımda kalan ilgnç hatıralar var. Köyde hayat güneşin doğmasıyla başlar (dı). Çünkü insanların hayata başlamak için ihtiyaç duydukları yegane şey gün ışığıydı. Sabahın ilk ışıkları ile beraber insanlar ellerinde çapaları, tırpanları peşlerinde sığır sıpaları tarlalarının yolunu tutardı. Köyün meydanında yerel lehçe de "dübek" denilen büyük yuvarlak içi oyulmuş bulgur dövülen taşın etrafında, sırayla ellerindeki tokmakları kusursuz bir ahenk içinde indirip kaldırarak buğdayı kepeğinden ayıran 4-5 kadın dizilmiş olurdu. 

Başka bir gurup kadın ve genç erkek ise köyün en berrak suyunu veren "pınar" yolundan ellerindeki güğümler ya da omuz askılarındaki kovalar suyla dolu gelirlerdi. Belki bir başka gurup ta boş kovalarla 2-300 metre mesafedeki pınarın yoluna doğru koyulmuş olurlardı aynı anda. Adeta karıncalar misali, boş duran işe yaramayan tek bir insanı bırakın tek bir hayvan dahi yoktu. Zaten hayvanlar zevk için de beslenmezdi. Köpek hem eve hem de evin diğer hayvalarına göz kulak olurdu. Kedi evin etrafındaki sürüngenleri, kertenkele, yılan, fare gibi zararlıları uzaklaştırır ya da yakalayıp kendini doyururdu. Onlar dahi çok önnemli görevler üstlenir ve yerine getirirlerdi anlayacağınız. 

Fazla kilosu olan hiç bir insan yoktu o zamanlar. Rahmetli babam anlatırdı. Filanca köyde Hacı Osman Ağa'nın hanımı şişmanmış diye. Koskoca ilçede kilolu insanların sayısı üçü beşi geçmezmiş. Hatta kadınlar kilolu olmaya özenirler ama bir türlü kilo alamazlarmış . 

İşte o zamanlar şekerlemeler, çikolatalar, bol bol hamur işleri, trans yağlar, yiyeceklerde katkı maddeleri, homojenize edilmiş sütler, jelatin katkılı standardize edilmiş 3 ay raf ömürlü yoğurtlar yoktu. Tetrapak kapetlerde saklanan meyve suları yerine, güneşte kurutulmuş meyvelerden yapılan hoşaflar içilirdi. Mis gibi kızılcık tarhanası, halis sütten yapılan yoğurt, kokusu 100 metreden alınan domatesten yapılan salça vardı. Her şey mevsiminde ve taze yenirdi. Doğal beslenen tavuk ve yumurta, nadiren köyde kesilen yerli hayvalardan alınan taze et, belki  bir kangal doğal sucuk, pastırma. 

Köyün suyu ne ozonlu ne de klorlu. Kanalizasyon sistemi yok, ama zaten çok fazla atık su da yok. Çünkü su taşınarak geliyor ve tasarruflu kullanmak gerekiyor. İlginçtir ama çok fazla sinek te yok. Çünkü tarla bahçe ilaçlanıp henüz örümcek, börtü böcek, kertenkele, yarasa gibi dengeyi koruyan diğer unsurlar katledilmemiş .  

İnsanlar doğal olarak her gün güneşe çıkıyor. Yoruldukça ve terledikçe gölgede dinleniyor. Her türlü bağışıklık ve koruma sistemi doğal süreç içerisinde yatadılışa uygun olarak işliyor. İnsanlar güzel güzek bronzlaşıyor. Kimse güneş yanıkları ya da leke sorunu yaşamıyor. Günümüz insanının büyük bir kısmı doğal yollarla terlemiyor, doğal yöntemlerle yorulmuyor. Spor yaparak sağlıklı yaşadığını düşünenler de haftalık eforu bir kaç saate sığdırarak, biraz da estetik amaçla güya sağlıklı yaşam için spor yaptığını zannediyor. 

Elbette o gün ile bu günü kıysalamak için daha onlarca sayfa yazı yazılabilir. 

Bugün ne hallere geldik? 

İçtiğimiz ya da kullandığımız duların içerisinde ne gibi maddeler var, yüzde kaç klor ya da hipklorit var, gıdalarımız hangi şartlarda yetişiyor, bozulmasın diye nasıl ilaçlanıyor, kaç türlü gübre ya da hormona maruz kalıyor bilen yok. Tavuk diye yediğimiz obez civcivler 33 günde nasıl 3 kilo oluyor buna inanmak zor. Adeta habis bir tümör gibi büyüyen bu kanatlı hayvanlar binbir çeşit antibiyotik ve "vitamin" denilerek masum gösterilen ilaçlara maruz kalıyorlar.  

Neden güneşe karşı hassas hale geldik? 

Neden güneş kremi kullanmak zorunda kalıyoruz?

Çoğu insan büroda çalışıyor ya da evde AVM de vakit geçiriyor. Hayatımızın büyük kısmı kapalı alanda geçiyor. Otobüsler, otomobiller içinde hatta yer altında metrolarda yolculuk ediyoruz. Adeta güneşten kaçar gibi yaşıyoruz.Haftada bir gün deniz kenarına gidince, ya da ailecek pikniğe gidince bir anda güneş yanıklarına ya da güneş lekelerine maruz kalmak kaçınılmaz hale geliyor. 

Neden nemlendirici kullanmak zorunda kalıyoruz ?

Cildin doğal nem dengesini sağlayan ve koruyan doğal bir savunması ve bariyer mekanizmamız var. Ph 5.5. asit mantosu, doğal sebum salgısı bunların en önemlileri. Sebum dediğimiz cildin doğal yağ salgısı, aynı zamanda doğal ter ile beraber dengeli bir nem örtüsü ve ciltten nemin uçup gitmesini önleyen bir bariyer oluşturuyor. Doğal ve dengeli beslenmeden uzaklaştıkça bu sebul salgısının kalitesi bozuluyor. Terleme düzeni bozulunca laktik asit ve terde bulununan minerallerin cilt üzerindeki katkıları da azalıyor. Klimalı, kuru ısı ile ısıtılan ortamlarda yaşadıkça da cildimiz buram buram nem kaybediyor. Sonuçta erken yaşlanma belirtileri, bir çok cilt problemi peş peşe geliyor. Seboreik dermatit, atopik dermatit gibi önemli cilt problemlerinde adeta patlama yaşanıyor .

Allerji vakalrında artış var.

Bağışıklılık sistemini yanıltan, baskılayan ya da aşırı reaksiyon göstermesine sebep olan bir çok yapay, katkı maddes, tatlandırıcı, genetiği değiştirilmiş gıdalar, böcek ilaçları, gübreler, elektomanyetik sinyaller gibi doğamıza aykırı unsurlarla bir arada yaşamak zorunda kalıyoruz. Bunlar da allerji vakalarının adeta patlama düzeyinde artış yaşanmasına yol açıyor. 

Tüm bunların ışığında şu anlaşılıyor ki :

Cilt sağlığını korumak, ya da sorunlu ciltlere çözüm üretmek amacıyla cilt bakım ürünlerini, cilt koruma ürünlerini kullanmak mecburiyetindeyiz. Modern yaşamla beraber herkeste baş gösteren bakımlı ve güzel görünme dürtüsü de bunun başka bir etkeni elbette. Tabi ki ben olaya cilt sağlığı ve genel sağlık açısından bakmaktayım. Bu olumsuzluklardan mümkün olduğunca kaçınmak, doğal ve sağlıklı yaşamak öncelikli amacımız olmalı.  

Yine de özellikle dermokozmetik cilt bakım ürünleri, dermokozmetik saç ve vücut bakım ürünleri kullanmak en akıllıca yol olarak görülüyor. Makyaj kullananlar için de dermokozmetik makyaj ürünlerini ve mineral makyajı tercih etmeleri en doğru yol. Cilt bakım ürünlerini kullanmak kaçınılmaz görünüyor ve en doğrusu uzmanların önerileri ile, kaliteli ve sağlıklı bakım ürünlerini kullanmak.

Daha detaylı bilgiler ve yazılarımı takip etmek için bloguma göz atınız. 

www.dermokozmetikmakyaj.com 

 

 

 

 

 
Toplam blog
: 8
: 3082
Kayıt tarihi
: 28.11.12
 
 

Üsküdar İstanbul Doğumluyum.  Serbest eczacılık yapıyorum. Klinik eczacılık, dermokozmetik, makya..