- Kategori
- Siyaset
Çin ve G 20 zirvesi

Çin Başkanı Hu Jin Tao ve ABD’nin yeni lideri Obama görüşmesi (Kaynak Xinhua Haber Ajansi)
Uzun zamandır değerlendirmelerimizde de sıkça bahsettiğimiz dünya ekonomisinin büyük kısmını elinde bulunduran 20 ülkenin toplantısı bu yıl İngiltere’nin başkenti Londra’da yapıldı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı zirvede bu yıl özellikle içerisinde bulunduğumuz ekonomik krizi masaya yatırıldı.
Merakla beklenen Çin ve Amerikan başkanlarının ilk görüşmelerinin de yapıldığı zirveden geleceğe ve ekonomik krizden kurtulamaya yönelik olumlu mesajlar çıktı. Bu yazımızda G 20 liderler zirvesini ve Çin’in bu zirvede yapmış olduğu temasları değerlendireceğiz. Dünyayı saran ekonomik krizde Çin’e yüklenen rolü ve Çin’in gelecekte nasıl bir konum izleyeceğini kendi görüşlerimizi de katarak analiz edeceğiz. Türksam olarak Çin konusuna verdiğimiz önemi tekrardan vurgulamak istiyoruz ve Çin’in adımlarını takip ederek bu konuyla ilgilenenlere küçükte olsa bir katkı yaptığımızı düşünüyoruz.
G 20 Zirvesi
Nisan ayının hemen başında yapılan zirveden hemen önce Çin Başkanı Hu Jin Tao zirvede vereceği mesajların bir özetini Pekin’de değerlendirmişti. Hu G 20 zirvesinden ekonomik işbirliği beklediğini ve ülkeler arasındaki finans dengesinin sağlanması konularına vuru yaparak ülkelerin daha etkili bir şekilde işbirliğine gitmelerini belirtmişti. Londra’daki zirve öncesinde Rusya, Brezilya ve IMF’de Çin Başkanının bu sözlerini desteklediklerini belirttiler. Özellikle ekonomik kriz ile boğuşulan bir ortamda diğer ülkelerin de Çin’i bu konuda desteklemeleri ve Çin’e yakın olmak istemelerinin sebebi de merkez bankasında yatan 2 Milyar $’ın kokusuydu.
G 20 zirvesi daha başlamadan herkes ABD Başkanı Obama ve Hu’ nun görüşmesinin önemini tartışmaya başlamıştı. İki liderin verecekleri mesajlar ve atacakları ilk adım dünya ekonomisi içinde büyük önem taşıyordu. Fransa ve Çin arasındaki Sarkozy’in geçtiğimiz sene Tibet Ruhani lideri Da Lai Lama ile görüşmesi sonrası başlayan soğuklukta bu gezi öncesinde akıllara takılan bir diğer sorundu.
Çin’in kendini çok güçlü olarak hissettireceğini bildiği bu zirveye Başbakan yardımcısı Wang Qi Shan, Finans Bakanı Xie Xü Ren, Dışişleri Bakanı Yang Jie Chı ve Çin Merkez Bankası Başkanı Zhou Xiao Chuan gibi ülkede etkili isimlerle katıldı.
G 20 zirveleri öncesinde yaşanan alışıldık protesto manzaraları bu yılda sahnelendi. Protestocuların birisinin ölmesi ise İngiliz polisinin olaylara müdahalesinde soru işaretlerine neden oldu. İngiltere Başbakanı Gordon Brown’un konuklarını karşılamasıyla başlayan zirve ağırlıklı olarak ekonomik krizin tartışıldığı bir platforma dönüştü. Zirveye katılan liderlerin zirve öncesinde ve zirve boyunca yaptıkları açıklamalarda da sürekli olarak ekonomik krize vurgu yapıldı.
Almanya Başbakanı Angela Merkel “ Zirve’de kesin olarak yeni bir finansal sistemin yapılandırılmasının adımları atılmalı” diyerek ülkeler arasındaki finansal yapının sağlamlaştırılmasını dile getirdi. AB Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso ise yaptığı açıklamada gelişen ülkelerin kalkınmadan aynı ölçüde pay almalarının gerektiğini ve AB’nin bunun için daha çok enerji harcamasının altını çizdi. Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick ağırlıklı olarak dolar vurgusu yaptığı açıklamasında “ Dolara dayalı bir sistem ve güçlü bir dolar bu krizden çıkmanın kritik noktasıdır.” Diyerek ABD dolarına olan desteğini dile getirdi. Daha öncesinde Çin’in yapmış olduğu dünyada hâkim olan doların yerine başka bir alternatif bulunmalı açıklamalarıyla irkilen ABD sanırız Dünya Başkanının açıklamalarına en büyük desteği vermeyi sürdürecektir. Bu konuda Rusya Cumhurbaşkanı Dmitry Medvedev’in yapmış olduğu açıklama ABD-Rusya ilişkilerinde gelecekte soğuk rüzgârlar esmesine neden olabilecek gibi duruyor. Şu anda dünya piyasalarında doların hâkimiyeti sürse de ABD’nin bu tür çıkışlar karşısında tedirgin olacağını ve Çin ile Rusya arasındaki ortaklıktan pek mutlu olmayacağını belirtmek istiyoruz. Doların hâkimiyetinin elinden çıkması durumunda ABD dünya üzerindeki egemenliğini de kaybedeceğinden doları korumak bu ülkeler ile daha esnek bir ilişki izleyecektir.
Hu ve Obama Görüşmesi
Çin Başkanı Hu dünya liderleri ile zirve boyunca yaptığı birçok ikili görüşmede Çin politikalarını ve ekonomik krizde yapılması gerekenleri liderler ile paylaştı. Bu görüşmelerin en çok merakla beklenenlerden biri belki de en önemlisi Hu ve Obama arasında yapılan görüşme oldu. İki lider ilk kez Londra’da el sıkıştılar ve ABD-Çin arasında yaşanacak yeni bir dönemin perdelerini açtılar.
Çin Başkanı Hu, ABD ile ortak olarak çalışmaya hazır olduklarını ve ekonomik kriz için birlikte çalışmalarının önemine vurgu yaptı. Hu, ABD ile ikili ilişkilerin geliştiği takdirde hem dünya hem de Pasifik bölgesi için çok önemli adımların atılacağını sözlerine ekledi. Obama’da Hu’ nun açıklamaları paralelinde ortaklık ve ekonomik ilişkilerin devamının sağlanmasının önemine dikkat çekti. Obama şu sözleri ile Çin’ine övgüler yağdırdı. “Çin çok büyük bir güç ve çok uzun harika bir tarihe sahip. Sadece ABD’nin ekonomik durumu için değil aynı zamanda tüm dünya için daha güçlü Çin ilişkilerin gelişmesine çaba göstereceğim.”
Dünyanın en büyük iki ekonomisi ve siyasal gücü olan ABD ve Çin ilişkileri 21.yy’ nın en büyük ikili ilişkilerinden biri olarak kabul ediliyor ve bu bağlamda tüm ülke liderleri tarafından yakından izleniyor. ABD ile Çin arasında yaşanacak krizlerin diğer ülkelere olan etkisi de derin doğal olarak derin oluyor. Bizde Obama ile gelişme sinyalleri veren ABD-Çin ilişkilerinin olumlu yönde gelişeceğini tahmin ediyoruz. İki dev güç birbirlerini kollayacakları politikalar izleyeceklerdir.
Zirveden çıkan ekonomik destek paketi de geçmişte yaptığımız tahminlerimizi yanıltmadı. Daha önceki yazılarımızda Çin’in rezervlerini gelecek dönemlerde kullandırabileceğini belirtmiştik. Zirvede gelecekte yaratılması öngörülen 850 Milyar$ dolarlık kaynak gelişen ülkelerin yaşadığı sıkıntıları gidermek açısından büyük bir kaynak olarak görülüyor. IMF’nin de kaynaklarının artırılmasının öngörüldüğü bu zirvede Çin’in rezervleri başrolü oynuyor. Çin’in vereceği desteğin önemine vurgu yapan liderler gelecekte Çin’in politikalarını daha çok destekleyeceklerdir. Çin bu adım sonrasında da rezervlerini çok dikkatli kullandıracaktır. İkili ilişkilerini düşünerek bazı ülkelere avantajlar sağlayabilir ve bu sayede hem dünyadaki kendi siyasal gücünü hem de bölgesindeki etkisini artırabilir. Ekonomik gücü kısıtlı ülkeler ise bu krizde alacakları krediler ile büyük güçlere daha fazla bağımlı hale geleceklerdir.
ABD ile Çin arasında yer yer yaşanan Tayvan adasının siyasal sorununun tartışması gelecekte de yaşanacaktır. Tayvan sorununun ABD-Çin arasını açabileceğini bilen iki taraf bu konuya dikkat edeceklerdir. ABD, Tayvan’ın bağımsızlığını desteklemekten çok Tayvan’da ki statünün korunmasına çalışacaktır. Bu sayede Çin’i sürekli olarak rahat hareket edemeyeceği bir durumda bırakacaktır. ABD-Çin ilişkileri önümüzdeki dönemlerde de yer yer gerilebilir ama bu gerilimlerin büyük çaplı olmayacağını tahmin ediyoruz. Özellikle ekonomik krizin verdiği baskı sırasında iki ülkenin birbirine düşmesi iki taraf açısından da zarar anlamına geleceği için olumlu bir havada sürecek bir ABD-Çin dönemi dünyayı bekliyor diyebiliriz.
Hu’ nun Diğer Görüşmeleri
Hu ve Sarkozy
Başkan Hu’ nun bir diğer önemli görüşmesi ise Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ile gerçekleşti. Geçtiğimiz yıl Tibet’in ruhani lider Da Lai Lama ile görüştüğü için Çin tarafından sert şekilde eleştirilen ve Başbakan Wen Jia Bao’nun Avrupa ziyaretinde kırmızı kart görerek görüşülmeyen Sarkozy bu zirvede Çin’e yeniden işbirliği teklifinde bulundu. İki lider Fransa ve Çin ilişkilerinin önemine vurgu yaparak geçmişte yaşananların ilişkileri bozmaması gerektiğini ifade ettiler. Sarkozy’in Tibet’i ve Tayvan’ı Çin’in bir parçası olarak gördüklerini ve ne Tibet’e ne de Tayvan’a bağımsızlık gibi bir desteklerinin olmayacağını söyledi. Dünyada sadece bir tane Çin olduğunu vurgulayan Sarkozy, Tayvan konusunu da bu sözleri ile belirtti. Bu açıklamasının en önemli nedeni ise Çin’in Fransa’ya karşı almış olduğu sert tavır oldu. Sarkozy daha önceki Çin karşıtı açıklamalarını da böylece geri çekmek zorunda kaldı. İki ülke arasındaki ekonomik antlaşmaların büyüklüğü Fransa’ya Çin’in içişlerine karıştığı takdirde ne kadar büyük bir kayba uğrayacağını hatırlatmış olmalı ki Sarkozy Hu Jin Tao ile sıcak ilişkiler kurarak Çinli liderleri bile şaşırtmış olabilir. Bu sıcak görüşmenin sonrasında iki ülke liderleri karılıklı sıcak mesajlar ile yaşadıkları krizi şimdilik rafa kaldırdılar. İlişkilerde daha fazla zarar görecek olan Fransa U-dönüşü yaparak yeniden Çin’in yörüngesine girdi.
Hu ve Medvedev
Rusya Cumhurbaşkanı ile sıcak bir görüşme yapan Hu, Rusya ile olan yakın ilişkilerin gelecekte de devam edeceğini vurguladı. ABD’ye nispet yaparcasına gelişen Rus-Çin ilişkileri ABD tarafından da yakından takip ediliyor ve edilmeye devam edecek. İki lider özellikle enerji konularında ortak çalışmalarının gelecekte de devam edeceğini belirttiler. İki ülkenin sürekli artarak gelişen ilişkilerinde Rusya’ya kredi kapılarını açan Çin enerji koridoru antlaşmaları ile gelecekteki büyümesinde Rusya’nın önemine değindi. Askeri ve teknoloji alanlarında yaşanan ilişkilerin devamına vurgu yapan liderler Haziran ayında Rusya’da yapacakları görüşmenin önemine değindiler ve ABD’ye sözsüzde olsa “Gelişen ve güçlenen birliktelik” mesajını verdiler.
Hu ve Brown
Zirvenin ev sahibi İngiltere Başbakanı Brown’da Çin lideri ile sıcak bir görüşme gerçekleştirdi. Son 5 ay içinde ikinci kez bir araya gelen liderlerin gündeminde ekonomik kriz yine ana yerini korudu. Çin Başkanı Hu, tüm ülkelerin aynı botta olduklarını ve ekonomik krizin tüm botu batırabileceğini vurguladığı mesajında İngiltere’ye de ortak çalışmalarının önemini iletti. Hu görüşmesinde çözüm için 4 maddenin önemine değindi;
1- Uluslararası para piyasasının düzeninin sağlanması.
2- Ekonomiyi canlandırma planlarının ülkelerin koşullarına göre tasarlanması.
3- Ticaret ve yatırım korumalarının sağlanmasının gerekliliği.
4- Dünya finans piyasalarının canlandırılması için reformun yapılması ve uygulanması.
Bu maddelerin altını çizen Başkan Hu, İngiltere’nin de atacağı adımların ekonomik kriz ile boğuşan dünya için gerekli olduğunu belirtti. Bu açıklamaların ardından Brown’da Çin’in katkılarının önemine ve zirvenin diğer katılımcılarının çabalarının olumlu olduğuna yönelik açıklamalarda bulundu. Zirvenin çok başarılı geçtiğini vurgulayan Başbakan Brown, Çin ile ilişkilerin sadece ekonomik alanda sıkışmayacağını belirtti. Brown bu yıl ekonomik krize rağmen İngiltere-Çin arasındaki ticaret hacminin hedeflendiği rakamlara ulaşacağını umduğunu söyledi.
İngiltere Başbakanıyla da dostluk mesajları veren Hu Jin Tao ayrıca İngiltere ziyaretinde Kraliçe Elizabeth ve Prens Charles ile de görüştü. Hu Jin Tao zirve boyunca Japonya, Brezilya ve Avustralya liderleriyle de bir araya geldi. Bu görüşmelerin ikili ilişkilere olan önemini paylaşan liderler geçtiğimiz zaman içerisinde geliştirdikleri Çin ilişkilerinin başarılarına değindiler. Çin ile Japonya’nın girmiş olduğu dostluk döneminin devamının getirilmesinin önemine değinen Japonya, gelecekte Çin ile daha aktif projelerde yer almak istediklerini belirtti. Çin tarafı da ülkesindeki Japon yatırımlarının sağladığı kaynağın önemine değinerek düşmanlıkların geçmişte kalmasının gerektiğini vurguladı.
Sonuç
Çin Başkanı Hu, İngiltere’de büyük bir sıcaklıkla karşılandı. Görüştüğü ülke liderleri Çin ile yakın ilişkilerin devamının önemini paylaştılar. Hu Jin Tao yükselen Çin imajını bu toplantıda da sergiledi ve her attığı adımda büyük ilgi ile karşılaştı. Gelecek için Çin’in önünün açık olduğu mesajını veren Hu, ülkesine başarılı bir zirveyi geride bırakarak döndü.
Türksam olarak daha önce de yazdığımız bir konuya yeniden değinmek istiyoruz. Bu konu ise Türkiye olarak bu gezi de Çin ile bir görüşme gerçekleştirmeden geri dönmenin kayıp olduğudur. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bu zirvede Başkan Hu’ ile görüşmesinin tüm dünyada ses getireceğini ve Hu Jin Tao’nun kesinlikle Türkiye’ye davet edilmesinin gerekliliğinin altını çizmemiz gerekiyor. Milyarı aşan nüfusu ile Türkiye’ye birçok alanda kaynak ve politik destek yaratabilecek olan Çin ilişkilerinde ne yazık ki istenilen etkiyi yaratamayan Türkiye diğer ülkeler ile olan ilişkilerinde Çin kozunu ortaya koyamıyor.
Türkiye olarak dünyada söz sahibi olacaksak eğer tüm dünya liderleri ile olan ilişkilerimizde kesin destek mesajlarının verilmesi gerekiyor ki ne yazık ki şu ana kadar Türkiye olarak dünyadan tamamen destek aldığımız ülkelerin gücü kısıtlı. Ülkemizi ziyaret eden ABD Başkanı Obama’nın yaptığı açıklamalardan da kesin bir destekten çok diplomatik dille ifade edilen birçok kritik mesaj aldık. Sözde Ermeni soykırımı konusunda ABD’den aldığımız bir destek olmadığı gibi, Ruhban okulunun açılması konusunda da kapalı olarak eleştirildik. Obama’nın gezisi bir nevi ağzımıza çalınan bir parmak bal tadında kaldı. Türkiye olarak somut mesajlar alamadığımız onlarca görüşmeden biri oldu. Nato’ nun yeni Genel Sekreterliği her zamanki gibi tek başımızdaydık. Danimarka’da geçtiğimiz günlerde Hz. Muhammed karikatürleri yeniden basılıp satışa sürüldü. Davos sonrasında düşüşe geçen Türkiye’ye imajı da aynı şekilde devam etti. AB ve ABD’nin Türkiye’yi şimdilik idare edelim çok fazla uğraşmadan biraz ağızlarına baş çalalım nede olsa çaresini buluruz tavırları altında sürdürdüğü sonraya atalım sallayalım mantıklı politikaları ne yazık ülkemizi boş vaatlerle kandırıyor ve yoruyor. Çin, Rusya, Hindistan ve Brezilya gibi son derece güçlü ülkeler ile gelişen ilişkilerin kurulması en azından bizi AB ve ABD gölgesinde izlediğimiz siyasetten bir nebze olsun çıkarak kendimizi daha etkili tanıtacağımız ve karşılıklı güçlü ilişkiler kuracağımız bir ortama sokacaktır. Globalleşen dünyada Türkiye’nin sadece AB ve ABD ile sınırlı olan ilişkilerinin yerini artık yükselen diğer güçler almalıdır. Çağımızın gerektirdiği dünyada etkin politik güç olmanın birinci şartı da ekonomik gücün yanı sıra tüm dünyaya açılmış olan başarılı bir dış politikanın izleniyor ve uygulanıyor olmasıdır. Aksi takdirde ağzımıza ABD ve AB’den daha çok bal çalınır.
Uğur Rıfat Karlova
Ulusal Tayvan Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi
*Bu yazıda geçen bilgiler Xinhua haber ajansının internet sayfasından yararlanılarak yazılmıştır.
Merakla beklenen Çin ve Amerikan başkanlarının ilk görüşmelerinin de yapıldığı zirveden geleceğe ve ekonomik krizden kurtulamaya yönelik olumlu mesajlar çıktı. Bu yazımızda G 20 liderler zirvesini ve Çin’in bu zirvede yapmış olduğu temasları değerlendireceğiz. Dünyayı saran ekonomik krizde Çin’e yüklenen rolü ve Çin’in gelecekte nasıl bir konum izleyeceğini kendi görüşlerimizi de katarak analiz edeceğiz. Türksam olarak Çin konusuna verdiğimiz önemi tekrardan vurgulamak istiyoruz ve Çin’in adımlarını takip ederek bu konuyla ilgilenenlere küçükte olsa bir katkı yaptığımızı düşünüyoruz.
G 20 Zirvesi
Nisan ayının hemen başında yapılan zirveden hemen önce Çin Başkanı Hu Jin Tao zirvede vereceği mesajların bir özetini Pekin’de değerlendirmişti. Hu G 20 zirvesinden ekonomik işbirliği beklediğini ve ülkeler arasındaki finans dengesinin sağlanması konularına vuru yaparak ülkelerin daha etkili bir şekilde işbirliğine gitmelerini belirtmişti. Londra’daki zirve öncesinde Rusya, Brezilya ve IMF’de Çin Başkanının bu sözlerini desteklediklerini belirttiler. Özellikle ekonomik kriz ile boğuşulan bir ortamda diğer ülkelerin de Çin’i bu konuda desteklemeleri ve Çin’e yakın olmak istemelerinin sebebi de merkez bankasında yatan 2 Milyar $’ın kokusuydu.
G 20 zirvesi daha başlamadan herkes ABD Başkanı Obama ve Hu’ nun görüşmesinin önemini tartışmaya başlamıştı. İki liderin verecekleri mesajlar ve atacakları ilk adım dünya ekonomisi içinde büyük önem taşıyordu. Fransa ve Çin arasındaki Sarkozy’in geçtiğimiz sene Tibet Ruhani lideri Da Lai Lama ile görüşmesi sonrası başlayan soğuklukta bu gezi öncesinde akıllara takılan bir diğer sorundu.
Çin’in kendini çok güçlü olarak hissettireceğini bildiği bu zirveye Başbakan yardımcısı Wang Qi Shan, Finans Bakanı Xie Xü Ren, Dışişleri Bakanı Yang Jie Chı ve Çin Merkez Bankası Başkanı Zhou Xiao Chuan gibi ülkede etkili isimlerle katıldı.
G 20 zirveleri öncesinde yaşanan alışıldık protesto manzaraları bu yılda sahnelendi. Protestocuların birisinin ölmesi ise İngiliz polisinin olaylara müdahalesinde soru işaretlerine neden oldu. İngiltere Başbakanı Gordon Brown’un konuklarını karşılamasıyla başlayan zirve ağırlıklı olarak ekonomik krizin tartışıldığı bir platforma dönüştü. Zirveye katılan liderlerin zirve öncesinde ve zirve boyunca yaptıkları açıklamalarda da sürekli olarak ekonomik krize vurgu yapıldı.
Almanya Başbakanı Angela Merkel “ Zirve’de kesin olarak yeni bir finansal sistemin yapılandırılmasının adımları atılmalı” diyerek ülkeler arasındaki finansal yapının sağlamlaştırılmasını dile getirdi. AB Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso ise yaptığı açıklamada gelişen ülkelerin kalkınmadan aynı ölçüde pay almalarının gerektiğini ve AB’nin bunun için daha çok enerji harcamasının altını çizdi. Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick ağırlıklı olarak dolar vurgusu yaptığı açıklamasında “ Dolara dayalı bir sistem ve güçlü bir dolar bu krizden çıkmanın kritik noktasıdır.” Diyerek ABD dolarına olan desteğini dile getirdi. Daha öncesinde Çin’in yapmış olduğu dünyada hâkim olan doların yerine başka bir alternatif bulunmalı açıklamalarıyla irkilen ABD sanırız Dünya Başkanının açıklamalarına en büyük desteği vermeyi sürdürecektir. Bu konuda Rusya Cumhurbaşkanı Dmitry Medvedev’in yapmış olduğu açıklama ABD-Rusya ilişkilerinde gelecekte soğuk rüzgârlar esmesine neden olabilecek gibi duruyor. Şu anda dünya piyasalarında doların hâkimiyeti sürse de ABD’nin bu tür çıkışlar karşısında tedirgin olacağını ve Çin ile Rusya arasındaki ortaklıktan pek mutlu olmayacağını belirtmek istiyoruz. Doların hâkimiyetinin elinden çıkması durumunda ABD dünya üzerindeki egemenliğini de kaybedeceğinden doları korumak bu ülkeler ile daha esnek bir ilişki izleyecektir.
Hu ve Obama Görüşmesi
Çin Başkanı Hu dünya liderleri ile zirve boyunca yaptığı birçok ikili görüşmede Çin politikalarını ve ekonomik krizde yapılması gerekenleri liderler ile paylaştı. Bu görüşmelerin en çok merakla beklenenlerden biri belki de en önemlisi Hu ve Obama arasında yapılan görüşme oldu. İki lider ilk kez Londra’da el sıkıştılar ve ABD-Çin arasında yaşanacak yeni bir dönemin perdelerini açtılar.
Çin Başkanı Hu, ABD ile ortak olarak çalışmaya hazır olduklarını ve ekonomik kriz için birlikte çalışmalarının önemine vurgu yaptı. Hu, ABD ile ikili ilişkilerin geliştiği takdirde hem dünya hem de Pasifik bölgesi için çok önemli adımların atılacağını sözlerine ekledi. Obama’da Hu’ nun açıklamaları paralelinde ortaklık ve ekonomik ilişkilerin devamının sağlanmasının önemine dikkat çekti. Obama şu sözleri ile Çin’ine övgüler yağdırdı. “Çin çok büyük bir güç ve çok uzun harika bir tarihe sahip. Sadece ABD’nin ekonomik durumu için değil aynı zamanda tüm dünya için daha güçlü Çin ilişkilerin gelişmesine çaba göstereceğim.”
Dünyanın en büyük iki ekonomisi ve siyasal gücü olan ABD ve Çin ilişkileri 21.yy’ nın en büyük ikili ilişkilerinden biri olarak kabul ediliyor ve bu bağlamda tüm ülke liderleri tarafından yakından izleniyor. ABD ile Çin arasında yaşanacak krizlerin diğer ülkelere olan etkisi de derin doğal olarak derin oluyor. Bizde Obama ile gelişme sinyalleri veren ABD-Çin ilişkilerinin olumlu yönde gelişeceğini tahmin ediyoruz. İki dev güç birbirlerini kollayacakları politikalar izleyeceklerdir.
Zirveden çıkan ekonomik destek paketi de geçmişte yaptığımız tahminlerimizi yanıltmadı. Daha önceki yazılarımızda Çin’in rezervlerini gelecek dönemlerde kullandırabileceğini belirtmiştik. Zirvede gelecekte yaratılması öngörülen 850 Milyar$ dolarlık kaynak gelişen ülkelerin yaşadığı sıkıntıları gidermek açısından büyük bir kaynak olarak görülüyor. IMF’nin de kaynaklarının artırılmasının öngörüldüğü bu zirvede Çin’in rezervleri başrolü oynuyor. Çin’in vereceği desteğin önemine vurgu yapan liderler gelecekte Çin’in politikalarını daha çok destekleyeceklerdir. Çin bu adım sonrasında da rezervlerini çok dikkatli kullandıracaktır. İkili ilişkilerini düşünerek bazı ülkelere avantajlar sağlayabilir ve bu sayede hem dünyadaki kendi siyasal gücünü hem de bölgesindeki etkisini artırabilir. Ekonomik gücü kısıtlı ülkeler ise bu krizde alacakları krediler ile büyük güçlere daha fazla bağımlı hale geleceklerdir.
ABD ile Çin arasında yer yer yaşanan Tayvan adasının siyasal sorununun tartışması gelecekte de yaşanacaktır. Tayvan sorununun ABD-Çin arasını açabileceğini bilen iki taraf bu konuya dikkat edeceklerdir. ABD, Tayvan’ın bağımsızlığını desteklemekten çok Tayvan’da ki statünün korunmasına çalışacaktır. Bu sayede Çin’i sürekli olarak rahat hareket edemeyeceği bir durumda bırakacaktır. ABD-Çin ilişkileri önümüzdeki dönemlerde de yer yer gerilebilir ama bu gerilimlerin büyük çaplı olmayacağını tahmin ediyoruz. Özellikle ekonomik krizin verdiği baskı sırasında iki ülkenin birbirine düşmesi iki taraf açısından da zarar anlamına geleceği için olumlu bir havada sürecek bir ABD-Çin dönemi dünyayı bekliyor diyebiliriz.
Hu’ nun Diğer Görüşmeleri
Hu ve Sarkozy
Başkan Hu’ nun bir diğer önemli görüşmesi ise Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ile gerçekleşti. Geçtiğimiz yıl Tibet’in ruhani lider Da Lai Lama ile görüştüğü için Çin tarafından sert şekilde eleştirilen ve Başbakan Wen Jia Bao’nun Avrupa ziyaretinde kırmızı kart görerek görüşülmeyen Sarkozy bu zirvede Çin’e yeniden işbirliği teklifinde bulundu. İki lider Fransa ve Çin ilişkilerinin önemine vurgu yaparak geçmişte yaşananların ilişkileri bozmaması gerektiğini ifade ettiler. Sarkozy’in Tibet’i ve Tayvan’ı Çin’in bir parçası olarak gördüklerini ve ne Tibet’e ne de Tayvan’a bağımsızlık gibi bir desteklerinin olmayacağını söyledi. Dünyada sadece bir tane Çin olduğunu vurgulayan Sarkozy, Tayvan konusunu da bu sözleri ile belirtti. Bu açıklamasının en önemli nedeni ise Çin’in Fransa’ya karşı almış olduğu sert tavır oldu. Sarkozy daha önceki Çin karşıtı açıklamalarını da böylece geri çekmek zorunda kaldı. İki ülke arasındaki ekonomik antlaşmaların büyüklüğü Fransa’ya Çin’in içişlerine karıştığı takdirde ne kadar büyük bir kayba uğrayacağını hatırlatmış olmalı ki Sarkozy Hu Jin Tao ile sıcak ilişkiler kurarak Çinli liderleri bile şaşırtmış olabilir. Bu sıcak görüşmenin sonrasında iki ülke liderleri karılıklı sıcak mesajlar ile yaşadıkları krizi şimdilik rafa kaldırdılar. İlişkilerde daha fazla zarar görecek olan Fransa U-dönüşü yaparak yeniden Çin’in yörüngesine girdi.
Hu ve Medvedev
Rusya Cumhurbaşkanı ile sıcak bir görüşme yapan Hu, Rusya ile olan yakın ilişkilerin gelecekte de devam edeceğini vurguladı. ABD’ye nispet yaparcasına gelişen Rus-Çin ilişkileri ABD tarafından da yakından takip ediliyor ve edilmeye devam edecek. İki lider özellikle enerji konularında ortak çalışmalarının gelecekte de devam edeceğini belirttiler. İki ülkenin sürekli artarak gelişen ilişkilerinde Rusya’ya kredi kapılarını açan Çin enerji koridoru antlaşmaları ile gelecekteki büyümesinde Rusya’nın önemine değindi. Askeri ve teknoloji alanlarında yaşanan ilişkilerin devamına vurgu yapan liderler Haziran ayında Rusya’da yapacakları görüşmenin önemine değindiler ve ABD’ye sözsüzde olsa “Gelişen ve güçlenen birliktelik” mesajını verdiler.
Hu ve Brown
Zirvenin ev sahibi İngiltere Başbakanı Brown’da Çin lideri ile sıcak bir görüşme gerçekleştirdi. Son 5 ay içinde ikinci kez bir araya gelen liderlerin gündeminde ekonomik kriz yine ana yerini korudu. Çin Başkanı Hu, tüm ülkelerin aynı botta olduklarını ve ekonomik krizin tüm botu batırabileceğini vurguladığı mesajında İngiltere’ye de ortak çalışmalarının önemini iletti. Hu görüşmesinde çözüm için 4 maddenin önemine değindi;
1- Uluslararası para piyasasının düzeninin sağlanması.
2- Ekonomiyi canlandırma planlarının ülkelerin koşullarına göre tasarlanması.
3- Ticaret ve yatırım korumalarının sağlanmasının gerekliliği.
4- Dünya finans piyasalarının canlandırılması için reformun yapılması ve uygulanması.
Bu maddelerin altını çizen Başkan Hu, İngiltere’nin de atacağı adımların ekonomik kriz ile boğuşan dünya için gerekli olduğunu belirtti. Bu açıklamaların ardından Brown’da Çin’in katkılarının önemine ve zirvenin diğer katılımcılarının çabalarının olumlu olduğuna yönelik açıklamalarda bulundu. Zirvenin çok başarılı geçtiğini vurgulayan Başbakan Brown, Çin ile ilişkilerin sadece ekonomik alanda sıkışmayacağını belirtti. Brown bu yıl ekonomik krize rağmen İngiltere-Çin arasındaki ticaret hacminin hedeflendiği rakamlara ulaşacağını umduğunu söyledi.
İngiltere Başbakanıyla da dostluk mesajları veren Hu Jin Tao ayrıca İngiltere ziyaretinde Kraliçe Elizabeth ve Prens Charles ile de görüştü. Hu Jin Tao zirve boyunca Japonya, Brezilya ve Avustralya liderleriyle de bir araya geldi. Bu görüşmelerin ikili ilişkilere olan önemini paylaşan liderler geçtiğimiz zaman içerisinde geliştirdikleri Çin ilişkilerinin başarılarına değindiler. Çin ile Japonya’nın girmiş olduğu dostluk döneminin devamının getirilmesinin önemine değinen Japonya, gelecekte Çin ile daha aktif projelerde yer almak istediklerini belirtti. Çin tarafı da ülkesindeki Japon yatırımlarının sağladığı kaynağın önemine değinerek düşmanlıkların geçmişte kalmasının gerektiğini vurguladı.
Sonuç
Çin Başkanı Hu, İngiltere’de büyük bir sıcaklıkla karşılandı. Görüştüğü ülke liderleri Çin ile yakın ilişkilerin devamının önemini paylaştılar. Hu Jin Tao yükselen Çin imajını bu toplantıda da sergiledi ve her attığı adımda büyük ilgi ile karşılaştı. Gelecek için Çin’in önünün açık olduğu mesajını veren Hu, ülkesine başarılı bir zirveyi geride bırakarak döndü.
Türksam olarak daha önce de yazdığımız bir konuya yeniden değinmek istiyoruz. Bu konu ise Türkiye olarak bu gezi de Çin ile bir görüşme gerçekleştirmeden geri dönmenin kayıp olduğudur. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bu zirvede Başkan Hu’ ile görüşmesinin tüm dünyada ses getireceğini ve Hu Jin Tao’nun kesinlikle Türkiye’ye davet edilmesinin gerekliliğinin altını çizmemiz gerekiyor. Milyarı aşan nüfusu ile Türkiye’ye birçok alanda kaynak ve politik destek yaratabilecek olan Çin ilişkilerinde ne yazık ki istenilen etkiyi yaratamayan Türkiye diğer ülkeler ile olan ilişkilerinde Çin kozunu ortaya koyamıyor.
Türkiye olarak dünyada söz sahibi olacaksak eğer tüm dünya liderleri ile olan ilişkilerimizde kesin destek mesajlarının verilmesi gerekiyor ki ne yazık ki şu ana kadar Türkiye olarak dünyadan tamamen destek aldığımız ülkelerin gücü kısıtlı. Ülkemizi ziyaret eden ABD Başkanı Obama’nın yaptığı açıklamalardan da kesin bir destekten çok diplomatik dille ifade edilen birçok kritik mesaj aldık. Sözde Ermeni soykırımı konusunda ABD’den aldığımız bir destek olmadığı gibi, Ruhban okulunun açılması konusunda da kapalı olarak eleştirildik. Obama’nın gezisi bir nevi ağzımıza çalınan bir parmak bal tadında kaldı. Türkiye olarak somut mesajlar alamadığımız onlarca görüşmeden biri oldu. Nato’ nun yeni Genel Sekreterliği her zamanki gibi tek başımızdaydık. Danimarka’da geçtiğimiz günlerde Hz. Muhammed karikatürleri yeniden basılıp satışa sürüldü. Davos sonrasında düşüşe geçen Türkiye’ye imajı da aynı şekilde devam etti. AB ve ABD’nin Türkiye’yi şimdilik idare edelim çok fazla uğraşmadan biraz ağızlarına baş çalalım nede olsa çaresini buluruz tavırları altında sürdürdüğü sonraya atalım sallayalım mantıklı politikaları ne yazık ülkemizi boş vaatlerle kandırıyor ve yoruyor. Çin, Rusya, Hindistan ve Brezilya gibi son derece güçlü ülkeler ile gelişen ilişkilerin kurulması en azından bizi AB ve ABD gölgesinde izlediğimiz siyasetten bir nebze olsun çıkarak kendimizi daha etkili tanıtacağımız ve karşılıklı güçlü ilişkiler kuracağımız bir ortama sokacaktır. Globalleşen dünyada Türkiye’nin sadece AB ve ABD ile sınırlı olan ilişkilerinin yerini artık yükselen diğer güçler almalıdır. Çağımızın gerektirdiği dünyada etkin politik güç olmanın birinci şartı da ekonomik gücün yanı sıra tüm dünyaya açılmış olan başarılı bir dış politikanın izleniyor ve uygulanıyor olmasıdır. Aksi takdirde ağzımıza ABD ve AB’den daha çok bal çalınır.
Uğur Rıfat Karlova
Ulusal Tayvan Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi
*Bu yazıda geçen bilgiler Xinhua haber ajansının internet sayfasından yararlanılarak yazılmıştır.