- Kategori
- Güncel
Cinnet seramonisi

Cinneeeet...
Deli olmak işten değil haa...Ne anlatırsan anlat, ne kadar anlatırsan anlat, anlamak istediği kadar anlıyor karşındaki, bundan öte geçemiyorsun. Çırpın dur, nefes tüket, kan-ter dök ifade etmeye, açıklamaya çalış çabala dur. Boş boş bakıp yüzüne, senin sözünün bitimi ardından hala o ilk takıldığı yerden, nerde kalmışsa ordan devam ediyor konuya. Küt diye dalıyor olaya en başta takıldığı noktadan, dön dolaş aynı yerdeyiz, hadi buyur burdak yak misali...Uğraşıyorsun eşik atlatmaya, o eşiği bir atlasa ortak bir yerde buluşma, anlaşma, uzlaşma şansımız olacak belki ama, takıldı mı takılıp kalıyor o eşikte... Öfkenden yol o canım saçlarını kendi kendine, sık dişlerini kır ufala, ellerinin arasına alıp kafanı vur duvarlara diyor kör şeytan. Ya da çıkıp camdan dışarı yeteer yeteeer diye bas bas bağır.
Git gırtlağını sık, anlatmaya çalış, sonra hesap ver defalarca adalete, hukuka, yargıya, hakime, savcıya;
-Ama Sayın Hakim Bey, deli etti beni, çok sabrettim ama en sonunda çıldırdım.
-Ama Sayın Hakim Bey, günlerdir anlatmaya çalışıyorum.
-Ama Sayın Hakim Bey, şöyle oldu da böyle oldu.
...
...
...
Gelir de gelir devamı...
Ne yaparsan yap dün aynıydı, yarın da aynı olacak.
Sabretmeyi bileceksin, susmayı da, konuşmayı da bileceksin dinlemeyi de... Dinlemeyi bildiğin kadar dinletmesini de bilmek gerek, ama anlatamıyorsun karşındaki kişiye şayet fikri sabit biriyse, bunu da böyle kabul etmek gerek... Çıkarıp atmak geliyor bazen içimden o yüzüne taktığı at gözlüğünü, biraz başka başka cephelerden baksın çevresindeki kişilere, olaylara diye. Ama karışamıyorsun ki o takındığı at gözlüğüyle mutlu çünkü.Ve asla rahatsız değil bu durumdan. Belki o da benim için aynı şeyi düşünüyor, bilmiyorum ki...
Ne demişler büyüklerimiz;
"Akıllar pazara çıkarılmış, herkes bakınmış bakınmış kimse kimsenin aklını beğenmemiş ve sonunda herkes kendi aklını satın almış dönmüş geri" Bu da öyle bir durum işte...
Bir de o üzerine takındığı çok bilmiş eda yok mu? Sanarsın ki dünyayı o idare etmiş, edermiş, herşeyin en doğrusunu o bilirmiş, hep kusursuz oymuş, hep o düzgünmüş başka herkes dokuz kusurluymuş...
Ne kadar uğraşırsan uğraş aşamıyorsun bazı şeyleri...
Aşamazsın.
Onu o dar çerçeveli resminin içinde kendi halinde bırak gitsin.
Baksın dursun kendi at gözlüklü resmine...
O, o haliyle mutlu, o, o haliyle kendinden gururlu, burnundan bir tek kıl aldırmaz ki azalmasınlar diye...
Empati falan yapmak istemiyorum şimdi, o da kendince haklıdır, onun da geçerli bir sebebi vardır falan gibi. Haklı falan değil, ama yoruldum, bıktım artık uğraşmayacağım...Şükür ki akşam oluyor, evime gidiyorum, mesai dediğin nedir ki altı üstü 8 saat, su gibi geçer gider...
Amaan kimin ne hali varsa görsün, artık anlatmaya da çalışmıyacağım, ne olursa olsun...Offf daral geldi içime...
Git gırtlağını sık, anlatmaya çalış, sonra hesap ver defalarca adalete, hukuka, yargıya, hakime, savcıya;
-Ama Sayın Hakim Bey, deli etti beni, çok sabrettim ama en sonunda çıldırdım.
-Ama Sayın Hakim Bey, günlerdir anlatmaya çalışıyorum.
-Ama Sayın Hakim Bey, şöyle oldu da böyle oldu.
...
...
...
Gelir de gelir devamı...
Ne yaparsan yap dün aynıydı, yarın da aynı olacak.
Sabretmeyi bileceksin, susmayı da, konuşmayı da bileceksin dinlemeyi de... Dinlemeyi bildiğin kadar dinletmesini de bilmek gerek, ama anlatamıyorsun karşındaki kişiye şayet fikri sabit biriyse, bunu da böyle kabul etmek gerek... Çıkarıp atmak geliyor bazen içimden o yüzüne taktığı at gözlüğünü, biraz başka başka cephelerden baksın çevresindeki kişilere, olaylara diye. Ama karışamıyorsun ki o takındığı at gözlüğüyle mutlu çünkü.Ve asla rahatsız değil bu durumdan. Belki o da benim için aynı şeyi düşünüyor, bilmiyorum ki...
Ne demişler büyüklerimiz;
"Akıllar pazara çıkarılmış, herkes bakınmış bakınmış kimse kimsenin aklını beğenmemiş ve sonunda herkes kendi aklını satın almış dönmüş geri" Bu da öyle bir durum işte...
Bir de o üzerine takındığı çok bilmiş eda yok mu? Sanarsın ki dünyayı o idare etmiş, edermiş, herşeyin en doğrusunu o bilirmiş, hep kusursuz oymuş, hep o düzgünmüş başka herkes dokuz kusurluymuş...
Ne kadar uğraşırsan uğraş aşamıyorsun bazı şeyleri...
Aşamazsın.
Onu o dar çerçeveli resminin içinde kendi halinde bırak gitsin.
Baksın dursun kendi at gözlüklü resmine...
O, o haliyle mutlu, o, o haliyle kendinden gururlu, burnundan bir tek kıl aldırmaz ki azalmasınlar diye...
Empati falan yapmak istemiyorum şimdi, o da kendince haklıdır, onun da geçerli bir sebebi vardır falan gibi. Haklı falan değil, ama yoruldum, bıktım artık uğraşmayacağım...Şükür ki akşam oluyor, evime gidiyorum, mesai dediğin nedir ki altı üstü 8 saat, su gibi geçer gider...
Amaan kimin ne hali varsa görsün, artık anlatmaya da çalışmıyacağım, ne olursa olsun...Offf daral geldi içime...