- Kategori
- İlişkiler
Çırılçıplak olmak

Yaşamda; karşısında, çırıl çıplak olduğumuz kaç kişi vardır ?
Kaç kişi için kendimizi farklı gösterme ihtiyacı hissetmeden ”apaçık” olmuşuzdur? Apaçık, şeffaf, gizlisiz saklısız , hesapsız kitapsız, ölçüsüz, biçkisiz. Kaç kişi karşısında savunma kalkanlarımızı açmadan oturabiliriz? Kaç kişi vardır hayatlarımızda ya da var mıdır?
Bu türden “özel” duyguları yaşadığımız insanlardan mı kaynaklanır bu çıplaklık, bizim öz değerlerimizden mi? Yani biz kendini aşabilmiş, kendinin farkında olmanın verdiği özgüvenle mi “çırıl çıplak” kalırız ? Yoksa karşımızdakinin kişilik değerlerinin ve özelliklerinin etkisiyle mi ? Karşımızdakine duyduğumuz güven ve verdiğimiz değer de olabilir…
Çocuklar bir döneme kadar ne kadar “çırıl çıplak”tır. Ne kadar ap açık, ne kadar saf ve yalındır, beğenmek beğendirmek gibi kaygıları yoktur.Akıllarından geçen onlara doğru gelen her şeyi söyleyiverirler, öyle doğaldırlar ki ”.Anne çok çirkin olmuşsun”, “bu sana hiç yakışmamış “, ”ben Ayşe teyzeyi hiç sevmiyorum, Mehmet amca çok kaba” , ben Serpil teyzelere gitmek istemiyorum “ şeklinde tamamen hissettiklerini ortaya koyan söylemlere sahiptirler. Böyle söylemler karşısında biz ne yaparız” aaaa oğlum ayıp öyle denmez”, “sakın kızım bi daha böyle söyleme üzülürüm “, “bazen istemesen de istiyormuş gibi görüneceksin , istemediğin şeyleri de yapacaksın “ diyerek aslında “ ikiyüzlülüğü” öyle güzel kendimiz öğretiyoruz ki…
Sonra da birinin karşısında “açık “, “dürüst”, “hesapsız “, “neyse o olan ” biri olmakta zorlanıyoruz. Açık, dürüst, hesapsız, neyse o olan olmak bir ayrıcalık durumuna düşüyor..
Oysa “orjinalimiz” bu…Bu üstün tuttuğumuz değerlerle yaratılmışız..
Peki böyle özelliklere sahip insanlar ne durumda? Yani toplumsal yaşam bunu ne kadar önemsiyor ve ne kadar takdirle karşılıyor? Çırıl çıplak bulduğumuz insanlar üzerine ne tür giysiler giydiriyoruz, ne tür düşünce kalıplarıyla bu kişilere “sen böylesin ama böyle olmamalısın” diyoruz, bir yandan çırıl çıplak olma kavramını yaratan değerlere alkış tutarken, bir taraftan da elimizin tersiyle itiyoruz onları …Bir taraftan bunları dilimize dolayıp bayrak yaparken, diğer taraftan acı çektiriyoruz bu özelliklere sahip olanlara..Keşke dedirtiyoruz “keşke”..
Hesapsız ve kendini ortaya koyan birine “hayır diyoruz bu beni rahatsız ediyor, sen kendini bana çok açtın, her şeyini biliyorum, bana verdiğin değeri, bana olan sevgini, bana duyduğun her şeyi..hesap karşı tarafta başlıyor bu defa “ böyle yapıyorsa şöyle olabilir, beni şu noktaya getirir, bana zarar verir, önlem almalıyım, sınır koymalıyım.
Mutlak” doğru “var mıdır? Görecelilik tıpkı fizikte olduğu gibi insan ve toplum yaşamında da var mıdır?…Einstein “izafiyet-görecelilik” kanunu doğa bilimleri için ortaya koyduğunda bunun toplumbilim açısından da geçerli olabileceğini düşünmüş müydü? bilinmez ancak , bildiğimiz o ki mutlak “doğru” ve mutlak “iyi”, mutlak “değer”, mutlak” gerçek” sadece inanç sistemlerinde var.İnanç sistemlerinde dogmatik bir kabul ediş bu mutlaklığı yaratıyor zaten…
Belki de güzel bir durum yaratıyor çünkü sorgulamak çok yorucu ve zorlayıcı bir süreç…
Sorgulamadan yaşamayı çok isterdim!!!!, bir yıl öncesine kadar olduğu gibi, işe gidip eve gelip , görev bilinci ile programlandığım şeyleri yaşamak daha mı az yıpratıcıydı?
Sorgulamadan doğal bir kabul edişle yaşamak “kurban” olma duygusu yaratmakta mıydı?
“Kurban” elinden bir şey gelmeden , çaresiz bir kabul edişle yaşama bakma durumu kısaca,
“kurban”lıktan çıkmak belki önemli bir cesaret ve risk alma becerisi gerektiriyor…
Dağlarının, dağlarının ardı,
Nasıl anlatsam...
Ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz.
Çırılçıplak,
Vay kurban...
"Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda."
Yiğitlik, sen cehennem olsan da bile
Fedayı kabul etmektir,
Cennet yapabilmek için seni,
Yoksul ve namuslu halka.
Bu'dur ol hikayet,
Ol kara sevda.
Ahmet Arif