- Kategori
- Anılar
Cizlavit lâstiğin kalitesi

Ayakların mutluluğu
Tüm yoksulluklara rağmen Ülkemizde ve Vadimizde, odağında insanın olduğu, sevginin, saygının, dayanışmanın ve hoşgörünün yaşandığı yıllar. Kendine has coğrafya ve iklime sahip olan vadinin zengin yaşama kültürü içinde folkforik giysiler önemli bir yer tutuyordu. Vadi coğrafyasında geleneksel yaşam tarzlarının yeni ölçeklerle değişime uğramadığı zamanlardı.
Vadi, bakir tabiatın kirlenmemiş havası, billur gibi soğuk suları, yazın en sıcak günlerde bile korunma sağlayan ferahlatıcı serinliği, büyüleyici güzellikteki manzaraları, hormonsuz doğal ve dalında yavaş yavaş olgunlaşan bitkileri, doğanın tabii ortamında yetişen, hayvanlardan elde edilen gıdaları ile biliniyordu. Habitatı bozulmamış olan bu vadide yaşayan bir çok çeşit yabani hayvan ve bitki, günümüzdeki televizyon belgesellerinde izlenen, kurmaca alemlerden farklı olarak hayatın gerçeği idi.
Doğa, uzun ve sağlıklı ömür veren yaşamın formülü olup, sade, yalın, temiz, masum, güzel tek bilinmeyenli denklem gibi olup, çözümü basit bir soru, kolay anlaşılır bir metin, sevgi ile beslenen çocuğa benzemekteydi.
Karadenizde ve Anadolunun tümünde yoksulluğun, garibanlığın sembollerinden biri sayılan, çocukluğunu köyde yaşamış, şu anda 40 yaşın üzerinde olan insanların tek seçenekli ayakkabı modelleri Trabzon kara lastikleri. Ülkemizde ve vadimizde çarıktan sonra kullanılmaya başlanan kara lastikler, ilk defa Trabzonun Çaykara İlçesinde, araba lastiklerinin içindeki şambriyellerden üretilmiş olup, çarıktan daha konforlu, daha kaliteli bu ayakkabılar o dönem yaşamımızın vazgeçilmez giysileri arasına girmişti. İlçemizde bu ayakkabıların satışı, Karagöz Ailesinden Ali ve Seyfullah Karagözler tarafından gerçekleştirilirdi.
Yıllarca Anadolu insanının en sadık dostu ve ayaklarının kabı olan kara lastik ayakkabıları, bağcıksız, dikişsiz, klasik model olarak diğer ayakkabıları taklit eden, üstündeki kabartmalarla kendi tarihsel sürecinde yerini almıştı.
Nostalji rüzgarının bize getirdiği o kara lastiğin kokusunu duyumsuyorum ben. Hey gidi gözünü sevdiğimin kara lastiği. Yazın sıcağında ayaklarımızı yakar, çorapsız giyildiğinde ise ayaklarımız simsiyah olurdu. Dereye, suya girdiğimizde gıcır gıcır anında tertemiz olurdu. Onunla, kire, toprağa, çamura, pisliğe, yaş tezeğe hiç korkmadan 4 çeker bir jeep gibi girerdik. Handikapları ise koşarken ön kısmı yana kaykılır ve ikide bir ayağımızdan çıkardı. Belki de bu ayakkabının en doğal hali ise tezeğe bulanmışlığı idi, bu durum bana ve okuyucularıma yabancı olmayan, belleğimizdeki, yaşanmış doğal bir resim karesiydi.
Anadoluda ve vadimizde yaşayan benim kuşağımdaki herkes, nerde bir lastik veya plastik ayakkabı görse duygusallaşır, boğazı düğümlenir, bir an eski mutlu günlerimize geri döneriz. Bir milleti yıllarca sırtında taşıyan kara lastikler, aydınlanmamızın, zenginleşmemizin başlangıcı ama mutsuzluğumuzun geçiş noktası oldu. Lastik ayakkabıların yerini, kösele veya lastik tabanlı ayakkabıların alması, emperyalizmin kapitalist sömürgeci rekabet duygusunun bahanesinin başlangıcı oldu vadide. Kösele ayakkabı alabilen çocuklara ve ailelerine uzun süre kin beslenildi.
Biliyorum bizi duygu seline götüren o döneme ait lastik ayakkabı ile yaşadığımız ortak yaşamsal mücadele serüvenlerimizdi. Lastikler; bizim için, köyde ve çağrankaya yaylasında persapanın düzünde top oynarken altı çivili krampon, okşene, kordile, kutahasa, istihanere giderken bir dağ ayakkabısı, botu, okula giderken en rahat kundura veya marka spor ayakkabısı, işe giderken iş güvenliği testlerinden geçmiş, çelik uçlu iş ayakkabısı, düğün ve toplantılar için ise en parlak rugan ayakkabıdan daha parlak smokin altına giyilen salon ayakkabısı gibi idi.
Yazın ayağımızdan çıkardığımızda ortaya çıkan o insanın içini açan parfümsü kokusu, yürürken terlediğimizde çıkardığı cork cork veya vıcık vıcık sesleri, kışın soğuk, yazın sıcak tutması özelliklerinin yanında ayakları nasırlaştırması ve ayakların havasız kalması bir yana bırakılırsa fena ayakkabı sayılmazlardı. Hatta çok vefalı, dayanıklı, tabanındaki belirgin izler nedeni ile kaydırmaz, kokusundan dolayı haşereyi barındırmayan, keneyi kovan, yıkanarak hemen temizlenebilen ve en önemlisi herkesin alabileceği kadar ucuz ve ekonomikti.
Kış aylarında yünlü kırçıl çoraplarla giyilen lastik ayakkabılarla yürürken, zemini hissederek, duyumsayarak, onunla doğanın o engin dik ve düzlerini, toprağını yüreğimizde hissederdik. Bir anlamda lastik ayakkabılar bizim doğayla sürekli iletişimizi sağlayan araçlardı. Doğa ona olan sevgimizi lastik ayakkabılarımızdan hissediyordu ve bizi koruyordu adeta. Doğa sevgisiz kalmamalı.
Şu anda Lise 3’te okuyan Oğlum Merthan ile yeğenim Ozancanın on yıl öncesi köye gittiklerinde damat ayakkabısı diye çok yoğun olarak lastik ayakkabı istemeleri ise onların vadideki yaşayan çocuklara özen duymalarındandı.
Eskiyen lastiklerin topuk kısmına bıçakla kertikler açılır, kaydırmazlık sağlanırdı. Karda ve çamurda bu kertikler enine ve boyuna izler bırakırdı. Lastiğin yenisinde ise balık kılçığını andırır taban izleri olurdu. Lastikler en çok arka kısmından düşey olarak yırtılarak zayiat verirdi.
Aynı dönemde içi astarlı dışı rugan parlaklığında, tabanı daha belirgin dişli lastik ayakkabılar, yani cizlavit lastikler yüksek statüyü ve zenginliği simgeleyen ayakkabılar olarak piyasadaydı.
Kalite, kısaca beklentileri aşmak demektir. Ayrıca, alışılmış anlamı ise “en iyi”dir. Dinamik bir kavramdır. Çünkü; insanların beklentileri her karşılandığında sürekli yükselme eğilimi gösterir.
Ben; Ülkemin ve Vadi İnsanlarına, lastik ayakkabı giyildiği dönemdeki kadar mutlu, cizlavit lastik giyildiği kadar da kaliteli bir hayat diliyorum. Cizlavit lastik kalitesinde en iyi yaşamı, tüm insanlık hak ediyor bence. Sizce de öyle değimli?
Nizamettin BİBER
Uzman İnşaat Mühendisi