​ Çobanla benim oyum neden eşit? / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Mart '08

 
Kategori
Siyaset
 

Çobanla benim oyum neden eşit?

"Çobanla benim oyum neden eşit?" diyen Aysun Kayacı'ya hak verilebilir mi acaba?

Manken ve oyuncu Aysun Kayacı'nın bu sözleri bana, 14 yıl önce benzer bir söz söyleyen Aziz Nesin'i hatırlattı.
Bakın, 1994 yılının Ekim ayında, mizahımızın ustalarından Aziz Nesin aynen şöyle demişti:

"Parlamenterlerin çoğunun demokrasinin ne olduğunu bildiklerini sanmıyorum...Halk kendi lehine
çalışacak partiyi seçmekten yoksun... Hakkari dağındaki bir çobanla, İstanbul'daki bir profesör aynı oy verme hakkına sahip.Buna demokrasi diyorlar. Bu olmaz. Toplumumuzun orta bir kültür düzeyinde
bulunması lazım"(Aziz Nesin, Hürriyet Gazetesi, 21 Ekim 1994, s.23)

Aysun Kayacı'nın bu yazıyı okuyup okumadığını bilmem ama, bir yerde Aziz Nesin ile düşünce birliği içinde oldukları
belli. Biz, her iki ünlüyü yargılamadan önce biraz düşünmemiz gerektiğine inanıyorum.

Aziz Nesin'in demokrasi", "seçenler" ve "seçilenler"e yönelik bu sözleri, ülkemiz halkının bilgi ve kültür düzeyinin demokratik bir yönetime olan etkisini göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Aynı şeyi, Aysun Kayacı için de söyleyebiliriz.

Halkımızın, Cumhuriyet'in kurulmasından bu yana bireysel ve toplumsal olarak, ara sıra meydana gelen duraksamalara karşın, demokrasi bakımından küçümsenmeyecek bir gelişme gösterdiği yadsınamaz. Buna rağmen, ülkemiz, demokrasiyi "bilenlere" göre "bilmeyenleri" azımsanmayacak bir çoklukta olduğu bir insan kitlesinin bilgi ve kültür düzeyindedir.Ülkemizin yöneticileri de, bu iki farklı düzeydeki insanlarımızın eşit değerdeki oylarıyla belirlenmektedir.

Öte yandan, Anayasa'nın milletvekili seçilme koşullarını düzenleyen 76.maddesi, milletvekili olunması için en az
ilkokul mezunu olmayı zorunlu saymaktadır. (Bu zorunluluğun Anayasa'da, "ilkokul" yerine "sekiz yllık ilköğretim" ile değiştirilmesi yönünde bir anayasa değişikliğinin yapılıp yapılmadığını bilmiyorum). Bütün vatandaşlara milletvekili
olabilme olanağının sağlanması, demokrasinin eşitlik ilkesinin bir gereğidir. Ancak bu eşitlik uğruna cahilliğe prim
verilmesi de, demokrasinin çağdaş kuralları ile de pek uyuşmaz gibi geliyor insana.

Bilgi çağının yaşandığı, bireysel etkinliğin önem kazandığı, aşçı yamaklığı için lise diplomasının arandığı günümüzde, milletvekili olabilmek için ilkokul ya da ilköğretim mezunu olmanın yeterli görülmesi ilginçtir. Bu aynı zamanda, seksen yıllık bireysel ve toplumsal gelişmişliğin görmezden gelinmesi, başka bir deyişle inkar edilmesidir.

Milletvekili seçimlerinde, "çobanın oyunu 1; profesörün oyunu 2" değerde kabul etmek gibi bir uygulamanın,
demokrasinin "eşitlik, çoğulculuk ve katılımcılık" ilkelerine uygun olmayacağına göre, daha iyi bir yönetim için,
"seçilenlere" yönelik bazı yasal düzenlemeler yapılabilir. İlk anda aklıma gelenler:

1. Seçimlerden yeteri kadar önce, milletvekili adayları, Türk halkının bilgi düzeyi ortalaması göz önünde tutularak, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel içerikli merkezi bir genel sınavdan geçirilebilir
ve ancak bu sınavı başaran adaylara milletvekili olmak için başvuruda bulunma hakkı verilebilir.

2. Bunun yanında, halkın gözünde "dürüst milletvekili" imajı yaratabilmek için, milletvekili adaylarından, cumhuriyet savcılıklarından alınan "adli sicil kaydı" istenebilir. Bunun ne kadar önemli olduğunu anlamak için, bugün Meclis'te bulunan bazı milletvekillerinin sabıka dosyalaraına bakmak yeterlidir.
Meclis, adaletten kaçanların "dokunulmazlık" zırhına bürünmek için sığındıkları bir yer olmaktan çıkarılmalıdır.

Milletvekili seçilebilmek için, bilgi, eğitim ve dürüstlükten çok paranın, parti liderlerine yakın olmanın, delegeleri memnun etmenin ve şekli ne olursa olsun, medyatik olmanın geçerli olduğu günümüzde, bu şekil ve benzeri düzenlemelerin yapılması bir zorunluluktur.

Böylece, okuma yazma zorluğu çekenlerin (Ben, eline verilmiş bir metni okuyamayan bakan gördüm, bu ülkede), bir suçtan dolayı hakkında soruşturma ve dava açılmış kişilerin, toplum içindeki popüler olmalarının dışında başka bir özelliği olmayan medyatiklerin de, milletvekili olmaları önlenmiş olur. Öte yandan, ülke ortalamasının üstünde bir bilgilenme ile Meclis'e giren parlamenterlerimiz, Meclis'ta yapılan konuşmaları ellerinde
tespih ile esneyerek dinlemezler; Meclis'te çiğköfte partileri düzenlemezler(bunları da gördük) ve herhangi bir
konu için yapılan oylamada daha bilinçli bir şekilde el kaldırırlar.

Son söz:

Demokrasi, tersliklerin değil, doğrulukların egemen olduğu bir sistemdir. Türk Halkı, kendisindan daha bilgisiz ve kişisel çıkarlarını ülke çıkarlarının üstünde tutan kişiler tarafından yönetilmeye yaraşık (layık) değildir. Demokrasi adına da olsa...

Bana, bu bloğun yazılması için fikir veren ve şimdi aramızda olmayan Aziz Nesin'e ve Aysun Kayacı'ya teşekkür ederim. Her iki ünlünün de, aynı şeyi düşünmesinin nedeni, halkımızın eğitim düzeyinin düşük olması değil midir?

Ülkem, bir "çoban" ile bir "profesör"ün karşılıklı konuşabilecekleri gün, bütün sorunlarını aşmış olacaktır.
Öyle olmasını umar ve isterim.


cdenizkent


 
Toplam blog
: 979
: 1425
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..