Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Nisan '14

 
Kategori
Bebek - Çocuk
Okunma Sayısı
577
 

Çocuk Doktoru Anne olursa

Çocuk Doktoru Anne olursa
 

Bir gün hamile kaldım ve bütün hayatım değişti. Neredeyse 3 yıl süren uğraşıdan, bir düşükten, onlarca boşa giden beta hcg tahlilinden (kanda gebelik testi), bi dolu jinekolog vizitinden sonra 35 yaşımın kıyısındayken oldu. Tamam artık ben normal yollarla hamile kalamıyorum tüp bebek yapayım diye düşünürken hiç umulmadık bir anda bingo. Haberi alan ben, çılgınca sevineceğimi düşünürken herhalde düşükle sonuçlanan ilk gebeliğimden kendimce dersler çıkardığım için 14. haftaya kadar yüksek sesle kendime bile söylemedim hamile olduğumu. Bütün hamileliğim gün sayarak, aklımdan bebekle ilgili kötü şeyler geçirerek geçti: Ya gene düşük yaparsam, ya erken doğarsa, ya doğumdan sonra ortaya önemli bir hastalık çıkarsa… Gerek çocuk doktoru olmanın getirdiği mesleki kötü tecrübelerden gerekse aklımdan geçenlerden dolayı 32. hafta tamamlandığında bir çöpü dahi yoktu yavrucuğumun. Aynı şeyleri pek sevgili kocacığım da düşünmüş olmalı ki 32. haftanın sonunda onun ‘’ne gereği var şimdi bebek alışverişinin daha erken’’ nidaları altında kayınvalidemle ben kolundan zorla çeke çeke anca götürdük bebek alışverişine kendisini.

Bütün bu düşüncelerin ışığı altında aynı anda tam 3 jinekoloğa takip oldum. Öyle ki bazen aynı gün bir randevudan çıkıp diğerine gidip aynı şeyleri dinliyordum. Hayır meslektaşlarıma olan güvensizliğimden değildi bu çoklu takip durumu. Sadece nerede ve nasıl doğuracağıma karar verememiştim. Üniversite mi devlet hastanesi mi yoksa özel hastane mi? Normal doğum  mu sezaryen mi?

Bu ikilem pardon üçlem 39. haftaya dek sürdü. Sonuçta  tam donanımlı, koca koca hocaların konsultan olduğu, 3 .basamak yenidoğan yoğunbakım hizmetinin verildiği benim ve eşimin de mezun olduğu bir tıp fakültesi hastanesinin anıtkabir manzaralı odasında doğdu oğlum.

‘’Çok mutlu oldum, her şey süperdi. Şakır şakır sütüm geldi bizimki de lıkır lıkır emdi, mışıl mışıl da uyudu’’ demek isterdim ama diyemem. Daha ilk saatlerde başladı kabus: Süt yok. Memeyi emip emip çığlığı basan bebe mamayı alınca mışıl mışıl uyumakta. Ben ise sanki mama değil zehir veriyorum her mama sonrası hüngür sümük ağlamakta. Hayatta o an yerinde olmak istediğim tek şey bir montofon. Tabi bu pratikte mümkün değil. Peki ne yapmalı: Bari sütü artırmanın yollarını denemeli: Günde 5 litresu, bilimum bitki çayı, stil tea, pakmaya, alkolsüz bira, instant maya, süt artırıcı tablet, koyun gibi her sofrada önüme konan türlü yeşillikler, kuru soğan, annemin ağzımdan burnumdan teptiği baklavalar, kayınvalidemin neredeyse her öğün çeşitli vesilelerle yaptığı bulgur pilavı… IIHH hiç biri işe yaramadı. Yaramadığı gibi tüm vücudum süt artırıcı tablet yüzünden ürtiker oldu.

Sütsüzlüğüm yetmiyormuş gibi bir de lohusa depresyonu karabasan gibi üzerime çökmesin mi? Depresyon kelimesi hafif kalır gerçi. Saatlerce ağla ağla. O dönem en çok takıldığım şey ben uyurken boğulup ölür mü? Hastaneden monitör getirip bağlamayı bile düşündüm. İnternetten ev tipi monitör araştırdığımı hatırlıyorum. Bir ara ben uyurken bebeği kaçıracaklarını düşünüyor; herkes uyuduktan sonra kalkıp defalarca kapıyı, pencereyi açık mı diye kontrol ediyordum. Tam bir delilik hali sizin anlayacağınız. Yeri gelmişken o dönemde gıklarını çıkarmadan, bir yandan endişeli gözlerle beni izleyip bir yandan da ellerinden gelen yardımı esirgemeyen, benimle birlikte gecelerce uykusuz kalan eşim, kayınvalidem ve anneme bir kez daha teşekkür ediyorum. Haklarını ne yapsam ödeyemem.

Manyaklık derecesinde okumaya meraklı olan ben tüm hamileliğim boyunca bebek bakımı ile ilgili hiçbir şey okumadım. Niye okuyayım ki ben bir çocuk doktoruydum. Başkalarının ihtiyacı olan şeylerin hepsini ben zaten biliyordum. Hayatım zaten koca koca pediatri kitapları arasında geçmişti. Geçmişti ama o kitaplarda bebeklerin yatağa koyunca uyumayabilecekleri, memeye tutunca emmeyebilecekleri ve daha nicesi yazmıyordu. Hasta olmadığı, altı temiz üstü pak ve uykusu da varken bir bebeğin niye uyumadığı ya da uyuduktan 40 dakika sonra uyandığı konusunda hiçbir pratik bilgi öğretilmemişti bana. Başladığım bu yeni maceranın zor ve bilinmezlikle dolu olduğunu, yolu bilmekle yolda yürümenin farklı şeyler olduğunu anne olunca anlamıştım. Pediatrist olmanın bu bilinmez yolda bana bazı durumlarda rehberlik edebileceğini ama asıl anahtarın annelik içgüdülerine ve benden önce bu yolda yürümüş olan diğer annelerin tecrübelerine güvenmekte olduğunu öğrenmiştim.

 

                

Elif ÇAKIR

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1017
Kayıt tarihi
: 22.12.12
 
 

30 Ekim 2010 doğumlu Çağın Aras'ın annesiyim. 10 yıllık hekimim. Çocuk doktoruyum. Araştırmacı ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster