- Kategori
- İş Yaşamı - Kariyer
Çocuklarımız Boyacı mı Mühendis mi Olmalı?
Hangi meslek seçilmeli ki, çocuğum veya ben ileride işsizlik belasından kurtulayım? Çocuğum daha çok para kazansın. Mühendis mi olsun yoksa avukat mı ya da öğretmen mi ya da? Bu konu herkesin kafasını kurcalayan çok önemli bir sorun. Herkes Acun Ilıcalı veya Hülya Avşar olamayacağına göre, onlar gibi olmaya özenmek de beyhudedir. Muhtemelen her ebeveyn bu soruya cevap arıyor.
Geçen gün bir boyacı bir kartonpiyer ustası konuşuyorlardı. Kartonpiyer ustası çoğunlukla mühendislerin bulunduğu bir ofisin içerisinde bazı değişiklikler, eklentiler yapıyor, boyacı da ofisi boyuyordu. İşler nasıl diye sordu işler çok yoğunmuş ve iyi bir sezon geçirmişler. Aylık sekiz ila on bin lira civarında bir kazanç elde etmek işten değilmiş. Bir merdiven, ıspatula, rulo ve bir kaç yardımcı alet edevat bu iş için yeterliymiş. Mühendisler ustalara kulak misafiri oldular. Kendi maaşlarının iki bin veya iki bin beş yüz lira civarında olan maaşlarını hatırlayıp, ustaların yanında kendilerinin değerini! bir kez daha anlamış oldular. Öyle ya dört mühendis bir boyacıya denk geliyordu muhtemelen. Birisi yıllarca para kazanırken diğeri yıllarca okumuş, okula giden, mühendis olan kişi, okul bitince bir kaç yıl iş aramış, nihayet referansla bir tanıdığının yardımı ile iş bulabilmişti. Mühendis olmasına olmuştu ancak referans sahibine, işverenine boynu bükük zam isteme şansı sıfırlanmış, adeta kişi kendini her tarafa borçlu bir çalışan olarak yirmi altı yaşında hayata başlayabilmişti. Boyacı on beş yaşından itibaren iş piyasasındaydı. Mühendis adayı okulda. Mühendis, babasının tüm maddi varlığını emmiş kurutmuş, boyacı evlat babasının maddi durumunda herhangi bir eksiltme oluşturmadığı gibi sermayelerine sermaye katmış ailece büyümüş gitmişlerdi. Boyacı evlat askerlik görevi sonunda derhal evlenmiş, evlilik onu daha da olgunlaştırmıştı. Evlilikten bir sene sonra boyacının sağlıklı bir evladı olmuştu. Mühendis ise daha yeni mühendislik fakültesi öğrencisi olabilmişti. Mühendis mühendislik fakültesini bitirdiğinde boyacı beş yıllık evli ve on yıllık çalışan mühendis ise iş aramaktaydı. Mühendisin adı boyacının ise sermayesi. Mühendisin hayalleri vardı. Boyacının ise gerçek hayat politikası ve maddi gücü. Boyacı boya sektöründe imalat yapma kararı aldı. Mühendis ise boyacının fabrikasına iş başvurusunda bulundu. Boyacı mühendise tüm çıkışları tutan o ölümcül soruyu sordu: "Tecrüben var mı?” Mühendis bir iki hık mık'tan soru boynunu bükerek "hayır" dedi. Boyacı açık kapıdan sekreterine seslendi."Diğer adayı gönder!" Mühendis, firma sahibinin odasındaki kapıdan geri geri ve patron boyacıya yalvaran gözlerle"ne olur, beni işe al" diye içinden geçirdi.
Bu olay kurgudur. Ancak gerçek hayatta bu ve buna benzer birçok vaka yaşanmakta. Okulların en başarılı öğrencileri okulla en az bağı olan kişilerin iş yerinde maaşlı olarak çalışıyor. Sahiden, okullar niye var? Bir ressam ile boyacı ikisi de boya yapar, ancak boyacı ressamın ev sahibi, ofis sahibi, patronu ise "Altını olan kuralı koyar" demekten başka söze ne hacet?