- Kategori
- Aile
Çocuklarınızın cinsiyetini sorgulamayınız!

http://www.sitem.gen.tr/wp-content/sevimli_bir_bebek.jpg
Onlar mı mahalleye önce taşınmışlardı? Yoksa biz mi? Orasını hatırlamıyorum. Bulunduğumuz yer yeni bir yerleşim birimiydi. İlk defa kira vermeden kendi evimizde oturacaktık. Evlerimiz, önünde ve arkasında geniş bahçesi olan iki katlı kooperatif evlerindendi. Şimdi villa denilen evlerden. Biz, çocuklara kalsa o yaşta yeni yeni moda olan apartman dairelerini tercih ederdik. Ama yine de başlangıçta elektriği ve suyu bağlanmasa bile ne de olsa kendi evimizde oturacaktık.
Onlar dediğim bizim gibi yeni taşınan 5 çocukları olan 7 kişilik bir aileydi. Çocukların hepsi kızdı. En büyüğü benden 2 yaş küçüktü, adı Sevgi’ydi. Zaten diğer kardeşlerinin de adları hepsi S ile başlıyordu. İlk kızdan sonra bir erkek çocuk istemişler, ama arkası hep kız gelmişti. Yeni oluşan mahallede, erkek ve kızlar kardeş gibi büyümüştük. Muhitimizde , yabancılar mahallemizin kızlarına kötü gözle bakamazlardı. Ne de olsa mahallemizin bir namusu vardı. Şimdi oturduğumuz apartman dairelerinde kimse kimseyi tanımazken, o zamanlar nedense öyle düşünürdük. Hafta sonları 3-5 aile, bir kamyon arkasında, o zamanlar henüz yerleşim yeri olmamış olan Kumburgaz taraflarına denize gider, mahallemizde sıcak bir ortam içersinde yaşamaya devam ederdik.
Zamanla hepimiz büyümeğe başladık. Sevgi ile aynı okula gidiyorduk. O benden iki yaş küçük olduğundan ben lise üçteyken o liseye yeni başlamıştı. Daha sonra üniversite yılları, çalışma hayatı derken zaman geçiyordu. Ben Sevgi’den daha önce nişanlanmıştım ama onun evliliği benden birkaç ay önceydi. Aradan 1,5 yıl geçmiş. İkimizin de çocukları olmuş. Benim oğlum olurken onun bir kızı dünyaya gelmişti. Çocukların doğumundan sonra ise onun babası, benim rahmetli babama, “Yine kızı bulamadık. Sizin çocukların erkek evlatları olurken bizim boynumuz yine bükük kaldı” demiş, ben ise bu cümleyi çok yadırgamıştım.
Sevgi’nin eşinin durumu çok iyiydi. Sık sık Avrupa’ya turistik seyahatler yapıyorlar, mutlu bir şekilde hayatlarını devam ediyordu. Onların ailesine sorarsanız tek eksikleri erkek çocuk sahibi olamamalarıydı. Çocuklarımızın yaşları arasında 2 ay vardı. Sevgi’nin kızı daha küçüktü ve çocuklar da büyüyordu. Her ikisi de dördüncü yaşlarına yeni girmişlerdi. Kendileri, seyahatlerinde kızlarını hala mahallemizde oturan anneannesine bırakıyorlardı. Gerçi benim anne ve babam da aynı mahallede oturmaya devam ediyorlardı. Bizler ise evlenip, başka muhitlere taşınmıştık.
Yine bir seyahatleri sırasında anneannesinin yanında kalan küçük kız birden hastalanmıştı. Doktora götürmüşler, başlangıçta soğuk algınlığı gibi görünen hastalık süresince çocuğun ateşi düşmemişti. Daha ileri teknikler sonunda, doktorlar hastalığın daha ciddi olduğunu söylemişlerdi. Kızın anne ve babası seyahatlerini yarım bırakarak acele yurda dönmüşlerdi. Yapılan tetkikler sonunda küçük kızın beyninde bir ur olduğu saptanmıştı. Gerek yurt içi, gerekse yurt dışındaki tedaviler sonuç vermemiş ve küçük kız 8 ay içinde hayatını kaybetmişti. Bu durum karşısında bütün aile yıkılmıştı.
Sevgi’nin çok kısa bir zaman sonra tekrar hamile kaldığını öğrendim. Kaybettikleri kızlarının yerini dolduracak bir çocuk hasreti çekmiş olacaklardı. Böylelikle belki acıları da hafifleyecekti. 9 ay sonra ise Sevgi doğum yapmıştı.
Bu defa ise çocukları erkekti.