- Kategori
- Güncel
Çoğaldıkça artan beslenme sıkıntısı

Dünya’nın neresinde bir çocuk açsa, ben tok olamam
Başbakan, son günlerde halkla buluştuğu ve kadınların yoğunlukta olduğu hemen her toplantıda en az üç çocuk yapmaları konusunda tavsiyede bulunuyor. Acaba insanlarımız Başbakanımız söyledi diye hemen çocuk imalatına başladılar mı? Yoksa yaşadıkları gerçeği göz önünde bulundurarak bakacakları kadar mı yapmayı düşünüyorlar?
Bir an için Başbakanımızın sözünde ilahi bir keramet vardır diye bir veya iki çocuğu olan ailelerin yeniden hareketlendiklerini düşünelim. Ulusal başarıyı sağlamada, Acaba sayısal çoğunluk mu yoksa nitelikli azınlık mı daha önemli. Ya da şöyle soralım, yeterli beslenememiş, iyi eğitim alamamış, akabinde de kendini bile geçindiremeyecek miktarda az (Asgari) ücretle yoksulluk sarmalında çırpınacak, çok çocuk mu? Yoksa; üçe paylaştıracağı gelirini ikiye paylaştırılmış daha sağlıklı beslenmiş, daha iyi eğitim almış, bunun akabinde de kalifiye kişi olarak topluma katılmış iki çocuk mu? Elbetteki her sağlıklı düşünen insanın bu sorudaki tercihi ikinci olacaktır. Çünkü bireylerin iyi yetiştirilmeleri toplumun da gelişmesini sağlayacaktır.
Toplumumuzda biliyor ki; iyi eğitim görmüş insan bilinçli olup, aklın dostudur. Ve akıldan üstün hiç bir otorite tanımaz. Yaşadığı şartlara göre veya daha ilerisini tahlil ederek, kendine, düşüncelerine ve yaşamına şekil verir. Bundan 30-40 sene önce ailelerin genel çocuk sayıları kesinlikle iki den fazla idi. Acaba kadınlarımıza O zaman Başbakan veya zamanın önemli bir zat-ı muhteremi mi tavsiyede bulundu da şimdi az çocuk yapma eğilimindeler. Elbette ki, insanlar yaşam gerçeğine göre kendisine yol haritası belirliyor. Bunun bir ayağı da yapabildiği kadar değil de, mevcut ekonomik şartlara göre içinde bulunduğu topluma sağlıklı, iyi eğitilmiş, faydalı, kaç çocuk yetiştirmeye gücü varsa o kadar yapacaktır. Yani, ailelerin kaç çocuk yapması gerektiğini, başbakanlar değil de o başbakanların ailelere sunduğu ekonomik şartlar belirler.
Günümüz, feodal ekonomik ilişkilerin hakim olduğu gibi kapalı toplum değil. Feodal toplumda aileler toprağa bağlıdır, çocuk çokluğu üretimi artırmaya yarayan faktördü. Kısaca Feodal üretim ilişkilerinde üretim aracı sayılırdı. Ama sanayi devrimi ile üretim araçlarının makineleşmesi neticesinde insan emeğine fazla ihtiyaç kalmadı. Kırsal kesimdeki fazla iş gücü şehirlere göç etti.. Yani kapitalist ekonomik ilişkilerin hakim olduğu yere. Fabrikalarda emeğini satmaya başladı. Kapitalistlerin emeğe biçtiği değer se, çok çocuğa beslemeye yetmeyecek kadar az olduğundan. İnsanlarımız bakabileceği kadar çocuk yapma eğilimine girdiler. ‘Birde onların çocuklarının yurtdışında okumasını sağlayacak sponsor iş adamı tanıdıkları yoku.’Günümüzde Ülkemizin hemen her bölgesinde ekonomik sistem olarak kapitalist üretim ilişkileri hakim olması ve iletişim, ulaşım ve bilişim çağını yaşıyor olmamız, ülkenin bir bölgesinde oluşan küçük bir olumsuzluk bütün ülkeyi ve bu kapsamda da tüm insanlarımızı olumsuz yönde etkilemektedir. Ülke bir bütün olduğuna göre, hiç kimsenin ekonomik durumum iyi, ben istediğim kadar çocuk yaparım deme lüksü yoktur. Şöyle ki, onun fazla çocuğuna istihdam yaratabilmek için benim çocuğumun hakkı gasp ediliyor. Ülkemizin yorganına göre ayağımızı uzatmamız gerekiyor.
Başbakan, ayrıca çok talihsiz bir zamanda söyledi ve bu konuda da ısrarcı oldu. Şanssızlığı şurada ki; Yukarıda, ülke bazında anlattığımız gibi, bir kişinin fazla çocuğu bir başkasının çocuğunun geleceğini sekteye uğratıyorsa, Dünyada da aynı.Global ısınma ulusların bütününün bir gemide seyahat ettiğini hatırlattı. Dünya artık üzerinde yaşayan insanları besleyemez duruma geldi, yada getirdik. Siyasetçilerimiz konuşurken ağzının dolusu değil, insanlığın içinde bulunduğu şartları düşünerek daha global konuşmalı.
Bundan şunu çıkarabiliriz; Dünyanın her hangi bir yerindeki, insanların sorumsuzca atacağı bir adım, yapacağı hesapsız, programsız hareket, burada benim Ülkemin çocuklarını da dolaylı veya direk etkiliyor. Dünya’ yı Nuh’un Gemisine benzetelim ve gemiyi batırmadan, tüm insanlığı sağ salim karaya çıkartmanın mücadelesini verelim Sayın Başbakan.
Ya da sadece ulusal değil evrensel ve global düşünüp konuşmalı.
Mustafa Delikanlı