- Kategori
- Felsefe
Çok Beklersiniz...
KAYAR DÜZENEK
1.
Köyde hayvancılıkla uğraşan bir aile besleyip büyüttüğü tosun, düve seviyesine gelen en iyi hayvanlarını her yıl düzenli olarak uzak bir ormanın içine bırakıp geri dönüyordu. Böyle bedava hayvanları hiç uğraşmadan ormanda bulan diğer insanlar bu aileyi çok seviyorlardı. Bir o kadar da ne kadar saf olduğunu düşünmeden edemiyorlardı. Hiç insan en değerli hayvanlarını ıssız bir ormana bırakıp kaçar mıydı? Bu duyulmuş şey değildi. Masallarda anlatılırdı; insanlar yaşlı ve güçten düşmüş, işi bitmiş, üretime katkı sağlamayan yakınlarını hele de yaşlı babalarını ormana bırakırlardı ama en çok işe yarayacak hayvanlarını dağa bırakan, kurtlara yem eden, görülmemiş duyulmamıştı.
2.
*
Yine köyde hayvancılık yapan bir ailenin hayvanları buzağı aşamasından geçip özenle büyütüldükten sonra içlerinde en iyileri, en sağlıklıları, en çok süt verme ihtimali olanları, vakti zamanı gelince sürüden ayrılır, çok uzaklardaki daha kalabalık ve tamamen sürülere katılırlardı. Aile bu durumu engellemek için bir şey yapmadığı gibi dışarıdan bakıldığında bu durumdan memnun görünüyordu. Normalde başkalarına anormal gelecek bu durum orada, o ailede normaldi üstelik! Bu durumda söz konusu aile başka sürüler için bedava yetiştirici rolü aileyi nedense mutlu ediyordu. İmkansız! Olacak şey değil!
*
Böylesi hikâye parçacıkları ne kadar da saçma değil mi? O kadar saçma ama bir o kadar da gerçek. Ailenin yerine devleti koyun, karakterlerin tamamı da insan olsun, o zaman bu olay gerçek oluyor, olabiliyor! Azgelişmiş ülkelerin en değerli insan gücü, insan gücüyle beraber, yerüstü, yeraltı zenginlikleriyle beraber birkaç (en fazla on) ülkeye akıyor. Akmazsa silahlarını çekip uzaklardan gelen insanlar kendini bilmeyen, kendinden bihaber ülkelere özgürlük getiriyor.
Birinci ve ikinci hikâye kırıntıları ile can alıcı soruları sormuyorum. Okuyanların sormasını çok bekleyeceğimi bilerek bekliyorum...
“Çok beklersiniz” diyorlar!