- Kategori
- Blog
Çok naz aşık usandırır

Milliyet Avrupa baskılarından henüz bir yazı teklifi gelmedi. Bir türlü dikkatini çekemedik Frankfurt'daki redaksiyonun. Milliyet Berlin temsilcisi Münir Bağrıaçık Usta sabırlı olmam gerektiğini söylüyor. "Milletin çetelesini tutacağına otur da yazını yaz" diyor. Bazen aklıma esiyor, acılı bir veda yazısı kaleme alsam diyorum. Ama öte yandan da korkuyorum tabii... Ya "Gitme, kal!" diyenim olmazsa?
Editörlerimizden, "Paşa gönlünüz bilir Ümit Bey, biz size yeni yazı hayatınızda başarılar dileriz!" mealinden bir yanıt alırsam ne yaparım ben? Öyle ya, beni yaldızlı davetiyeyle çağırmadılar ki bu Blog'a.
Böyle zamanlarda içimden bir ses, "Akıllı olmamı" tavsiye ediyor. "Otur oturduğun yerde aptal oğlum, çok naz aşık usandırır" diyor.
Zaten suçlarım da birikti. Durduk yerde çarşıyı karıştırdık. 100 kişiye yaranacağız derken 1300 yazarı karşımıza aldık. Editörlerimizin başına yeni işler çıkardık. Haleti ruhiyem, sarı kart sınırındaki topçularınki gibi. Mimlendiğimi hissediyo-rum. Milliyet Blog Üyelik Sözleşmesi'nin 11. Maddesi'ni tekrar tekrar okumam bu yüzden. Her Blog yazarının da okumasını tavsiye ederim.
Gül'ün içinden Hanım son yazısında yeni analizlerimi beklediğini yazıyor. Biliyorum niyetini, aklı sıra beni dolduruşa getirerek bu güzel siteden şutlanmamı sağlayacak. Aldırmadım tabii. Nazan Köseoğlu Hanım da aynı kafada. "Bir haf-tadır sesiniz soluğunuz çıkmıyor Ümit Bey, hani yeni listeler?" diyor. "Yazılarımın ortalaması düşmesin diye "repo" yaptım Nazan Hanım, faiziyle geçineceğim" mealinden bir mesaj gönderdim kendisine. Anlamıştır tabii!
Açıkça söyleyeyim; yok artık sıralama mıralama! Analiz de yok, blog eleştirisi de yok (Zaten Avrupa Milliyet'ten yazı teklifi de gelmedi)!.. Herkes otursun analizini, eleştirisini ve de sıralamasını kendisi yapsın bir zahmet. İsterse bu satırların yazarını en son sıraya koysun. Çok da umurumdaydı sanki! Mühim olan gönül listelerinde birinci olmak.
Geçenlerde "Blog habercime" bir göz attım. Kimsecikler beni blog habercisine kaydetmemiş! Nerede o sırtımı sıvazlayanlar? Elinize sağlık Ümit Bey, diye beni yere göğe sığdıramayanlar? Sen devam et, biz senin arkandayız, diyenler? Sorarım size nerede? Bu dünyada vefa yoktur derim de kimsecikleri inandıramam! Öz be öz ablam bile (kendisi de Blog yazarıdır, kedi-köpek kategorisinde) bana karşı tavır aldı. Eskiden olsa evire çevire döverdi beni, hem de eşek sudan gelene kadar. Artık koca kazık olduğumdan ilişmiyor işte. Haksız da değil yani, Alfabe'yi onun sayesinde söktüm ben.
Ama yalanım yok, beni kovsalar bile gitmem ben bu Blog'dan. Ama ne var ki son üç ayda, iki tane gıcır gıcır bilgisayarı kullanılmaz hale getirmeyi başardım. Aha, bu da üçüncü bilgisayar ve bunun da bir ayağı çukurda. Teknik işlerden sorumlu yeğenim bile şaşkınlık içinde. Ne zaman kendisini tamirat için çağırsam, "Oh Mein Gott! Schon wieder Onkel?" diye isyan ediyor (Aman Allah'ım yine mi dayı? anlamında)...
Altta kalmıyorum tabii, ben de ona, "Vatandaş Türkçe konuş!" diye dikleniyorum. Ayın onunda param gelince yeni bir makina daha alacağım. Ne yapalım, bu sene de izin yapmayıveririz Türkiye'de. Bu son şansım zaten. Bu bilgisayarın da hakkından gelirsem sadece Milliyet Blog'a değil, tüm dijital aleme veda edeceğim ister istemez. Beni çekemeyenler de bir güzel "Oh!" çekecek (Zaten Milliyet Avrupa baskılarından da bir yazı teklifi gelmedi)...
Eğer böyle bir talihsizlik yaşarsam, değerli editörlerimizden son bir ricam olacak. 19 yazımın tüm "Hit" getirilerini miras olarak Ali Gülcü kardeşime bırakıyorum. Helali hoş olsun. Neden derseniz, herkesin kendine ait bir "Gönül listesi" var. Benim gönül listemin birincisi de Ali Gülcü işte.
Var mı bu sıralamaya da itirazı olan?
Not: Yazıya eşlik eden resim, park halindeki bir eşek arabasını gözler önüne seriyor. Lütfen "Ne alaka?" demeyin. Hangi resmi bulursak onu koyuyoruz yazımızın yanına işte. Becerimiz bu kadar.