- Kategori
- Tarih
Cumhuriyet halk partisi'nin otoriter kimliği üzerine

-Hep merak etmişimdir!
-Cumhuriyetin kuruluş aşamasında, sınıfsal karşıtlığı reddeden bir anlayış var mıydı?
-Veya şöylede sorabilir miyiz?
-Sınıfları reddeden ve tüm sınıfları sözümona kaynaştırmayı amaçlayan bir düşünce var mıydı?
-Veya CHP (Cumhuriyet Halk Partisi)’nın, korporatif bir meclisi ve korporatif bir parti anlayışını benimsediğini düşünebilir miyiz?
* * * * *
-Aslında tarihsel olaylara ve gelişmelere baktığımızda, yukarıdaki soruların cevapları son derece açıktır.
-CHP tümü ile korporatif bir meclisi ve korporatif bir parti anlayışını benimsiyordu.
-Yani sınıfları kaynaştıran bir yapı CHP’nin temel hedefiydi.
-Bu anlayışın altında yatan gerçek ise, otoriter bir rejimi oluşturma arzusuydu.
-Ve sonrasındaki gelişmelere baktığımızda;
-Cumhuriyetin ilanı ile ortaya çıkan evrilme süreci, otoriter bir rejime doğru ilerlemiştir.
* * * * *
-Örneğin;
-Cumhuriyetin ilk yıllarında ve sonrasına doğru, liberal bir burjuva partisinin faaliyetlerine izin verilmemiştir.
-Keza işçi sınıfınında politik ve ekonomik örgütlerinin faaliyetlerine izin verilmemiştir.
-Yani o dönemlerde, ne liberal burjuva partinin var olması kabul görüyordu, ne de işçi sınıfı siyasal arenada var olabiliyordu.
-Bununda anlamı gayet açıktı.
-Tümü ile bürokratik aristokrasinin vesayetine girmekti.
-Doğal olarakda, burjuva demokrasisi diye tariflendirdiğimiz demokratik anlayış, hiçbir biçimde işletilmeyecekti.
* * * * *
-Mesela TCP (Terakkiperver Cumhuriyet Partisi)’nın ortaya çıkışı bile ilginçtir.
-Doğal olarak meclis içerisinde, farklı siyasal görüş ve düşünceden insanlar bulunuyordu.
-Ve Cumhuriyetin ilk meclisinde, milletvekilleri arasındaki görüş ayrılıkları sonrasında, mecliste bir bölünme oluştu.
-CHP’den ayrılan milletvekilleri, TCP adında yeni bir parti kurdular.
-Ve CHP içerisinde, başını Mustafa Kemal’in çektiği grubu, diktatoryal bir yönetim anlayışını benimsemekle eleştirdiler.
-TCP’nin programı ve siyasal içeriği, aslında liberal bir burjuva partinin görüşlerini yansıtıyordu.
-Ne var ki TCP’yi doğrudan örgütleyen ve siyaset arenasına sokan anlayış, liberal burjuvazinin kendisi değildi.
-Parti kurucularının ağırlığını oluşturanlar, milli mücadelede bulunmuş kimselerdi.
-Asker kökenli bürokrat milletvekilleri tarafından kurulmuştu TCP.
* * * * *
-Meclis içerisinde patlak veren kavga, iki kesim arasında yaşanıyordu.
-Aslında herkes bu kavgayı mülk sahibi liberal burjuvazi ile bürokratik aristokrasi arasında yaşandığını sanıyordu.
-Aslında durum hiç de öyle değildi.
-Kavganın tarafları, bürokratik aristokrasinin kendi içerisindeki kesimleriydi.
-Çünkü mecliste liberal burjuvaziyi temsil eden bir oluşum yoktu.
-Ve TCP, liberal burjuvazinin temsilcisi değildi.
-Dediğimiz gibi, tümü ile milli mücadele sürecindeki asker kadroların oluşturduğu bir partiydi TCP.
-Ve programı ve siyasal söylemi, sadece liberal burjuvazinin söylem ve siyasal yaklaşımı ile örtüşüyordu.
-Kavgaya taraf olan mülk sahipleri ile kentli burjuvazi ve Anadolu eşrafı, dolaylı olarak, kavganın tarafı olmuşlardı.
-Bu kesimler doğrudan kavganın tarafı olamıyorlardı.
-Çünkü TCP’nin kurucuları arasında, iş dünyasından ve mülk sahiplerinden kimse yoktu.
-Bir çoğu Mustafa Kemal’in silah ve dava arkadaşlarıydı.
-Kimlerdi bunlar?
-Sayalım.
-Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Rauf Orbay gibi isimlerdi.
-Ve bu isimler, aynı zamanda Milli Mücadelenin çekirdek kadrosunda olan isimlerdi.
* * * * *
-Sonuçta TCP, ekonomik liberalzimi savunarak, kentli burjuvazinin desteğini arkasına aldı.
-Liberal kentli burjuvazinin desteğini alan TCP, aynı zamanda iktidara muhalif tüm kesimleride şemsiyesi altında toplamayı başardı.
-Peki TCF nasıl bir sosyal yapıyı savunuyordu.
-İşte burası çok önemlidir.
-Öncelikli olarak TCP’nin savunduğu şeylerden birisi, Kuvvetler Ayrılığı ilkesiydi.
-Yine buna ilaveten, tek dereceli seçim sistemide TCP’nin ana savunularından birisiydi.
-Cumhurbaşkanının yetkilerinin sınırlandırılması.
-İdari yapıda özerklik.
-Ve kati olarak, hükümetin sıkı bir şekilde denetlenmesi gerektiğini ileri sürüyordu.
-Yukarıda saydığımız maddelere baktığımızda, TCP’nin aslında CHP’den daha az merkeziyetçi olduğu kendisini göstermektedir.
-Ve bu minvalde, TCP liberal açılımları benimseyen bir parti görünümü sergilemiştir.
* * * * *
-TCP’nin, mecliste muhalefete başlaması ile birlikte, CHP’nin otoriter kimliğide, daha net bir şekilde ortaya çıkmıştır.
-Osmanlı döneminden kalan despotik alışkanlıklar, tartışmaların tümünde kendisini gösteriyordu.
-Ve CHP’nin, tutum ve tavırları, Osmanlının despotik devlet anlayışını nasılda sürdürdüğünün kanıtı oluyordu.
-Buradan da şunu çıkarmak mümkündür.
-Osmanlı’nın despotik devlet anlayışı, Cumhuriyetin kurulması ile birlikte, hemen ortadan kalkmamıştır.
-Çünkü Türkiye Cmhuriyeti’ne ruhunu veren anlayış, Osmanlı’nın despotik devlet anlayışı içerisinde yetişip, serpilmişti.
-Ve kolay kolayda bu anlayış yıkılmayacaktı.
* * * * *
-Yine o tarihleri irdelediğimizde, ilginç olan şu noktalara vurgu yapmak gerekiyor.
-CHP ile TCP arasında yaşanan iktidar kavgası, Osmanlı geleneğinden gelme kavga şekliydi.
-Osmanlı bürokrasinin kavgalarıda, tıpkı CHP ile TCP arasındaki yaşanan kavgaların, tipik örnekleri ile doluydu.
-Ve Osmanlı bürokrasindeki kavgalarda, hep acı ile sonuçlanıyordu.
-Nitekim Meclis’te, iktidar gücünü elinde bulunduran taraf, yani Mustafa Kemal’in etrafında toplanmış CHP içerisindeki bürokratik elit, Osmanlı bürokrasisinin siyasal geleneğine yakışır bir şekilde hareket ederek, TCP’yi tarihe gömmüştür.
-Ve CHP’nin bürokratik elitleri, TCP’yi siyaseten ve fiziken ortadan kaldrmıştır.
* * * * *
-Bu güne baktığımızda, Deniz Bayka’ın, CHP’yi geçmişinden kopardığını düşünebilirmiyiz.
-Bence Deniz Baykal, CHP’nin geçmişine, en küçük bir saygısızlık etmiyor.