- Kategori
- Güncel
Cumhuriyet ve kadın…

"Toplumun başarısızlığının asıl sebebi kadınlara karşı olan bilgisizlikten ileri gelir, bir toplumun bir organı faaliyette iken, diğer bir organı işlemez ise o toplum felç olur"
1920 lerde söylenen bu sözler Mustafa Kemal’e aittir. Kadın erkek eşitliğinin çağdaş uygarlığı yakalamakta en önemli etken olacağına inanmış olan büyük lider 1923 yılında "Daha endişesiz ve korkusuzca, daha dürüst olarak yürüyeceğimiz yol vardır. Büyük Türk kadınını, çalışmamızda ortak yapmak, hayatımızı onunla birlikte yürütmek, Türk kadınını ilmi, ahlaki, sosyal, ekonomik hayatta erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve koruyucusu yapmak yoludur." Diyerek genç Cumhuriyetin kadının ellerinde yükseleceği mesajını vermiştir. Büyük önder istiklal savaşı döneminde erkeklerle omuz omuza bağımsızlık mücadelesi veren kadının büyük görevinin yeni başladığını, ilerinin çağdaş kuşaklarını yetiştirecek ananın ilim ve fende, çağdaş sosyal yaşamda erkekle eşit, hatta kadının yaratıcı gücü göz önüne alındığında bir adım önde olması gerektiğini anlatmıştır.
Atatürk’ün yapmaya çalıştığı, kadını ve erkeği ile Türk ailesini sağlam ve mantıki temellere oturtmak ve onun sosyal bütünleşmede, ülke kalkınmasında aktif rol almasını sağlamaktır.
Medenî kanundaki değişikliklerin yanında Türk kadınına siyasal yaşamda da haklar verildi. Türk kadınına 1930’da belediye seçimlerinde, 1934’de de milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı verilmiştir.
Atatürk, kadını toplumda olması gereken yere çıkartmak için uğraşırken, bin yıldan beri kadını ikinci sınıf, hatta mal gören erkek egemen zihniyet geri planda kızları okula yollamamaktan hurafe din söylemlerine kadar onları baskı altında tutma yolları aramıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılması ile de bu çabalar hızla artma eğilimine girmiştir.
1920 ve 1930 lu yıllarda büyük önderin çaba ve telkinleri ile sosyal konumunda büyük iyileşmelere şahit olan kadın, nedense daha sonra kendisine verilen bu yeni görev ve işaret edilen yaşam biçiminden geri kalmıştır. Bu durumda kadını suçlamak kolaycılığa kaçmak olur. Evet, kadın hakları için yeterince çaba sarf etmiyor. Bu doğru da onu ortaçağ karanlığına hapsetmeye çalışan erkeğin uyguladığı şiddet ne olacak?
Özgürlük adı altında günümüzde kadına giydirilmek istenen (bir ölçüde de başarılan) tek tip tesettür kıyafeti uygulanan en büyük şiddettir. Eğer erkeklerin çeşitli yollarla kadına dayattığı türbanı sadece kişinin giyim özgürlüğü açısından incelerseniz bu çok yanıltıcı olur. Çünkü kadınımızın o tek tip tesettür kıyafetini kendi iç arzusu ile giymek istediğini kimse bana iddia etmeye kalkmasın.
Pazara veya giyim mağzalarına gidin. Bir erkek giyimine karşı en az on kadın giyim mağzası, bir erkek giyim çeşidine karşı on kadın giyim çeşidi göreceksiniz. Sırf bu bile kadınlarımızın değişik ve çok çeşitli giyimi sevdiklerinin bir neticesidir. O zaman o tek tip tesettür kıyafetini nasıl açıklayacaksınız?
Sözde dinden çok anlayan ve tesettürü savunan birine, “şu hanımlara layık gördüğünüz tek tip kıyafet hangi ayette geçiyor” diye bir sorun. Size bir ayet ismi veremez ama yarım saat kıvırır.
O zaman günümüzde babasının elinden tutup tesettürle ilkokula götürdüğü kız çocuğundan tutun da en okumuş tesettürlü hanıma kadar hepsi gericiliğin kurbanıdır.
Tabii böyle olunca yani bedeni yüceltecek iki koldan biri kelepçelenip arkada bağlanınca, çağdaş dünyanın baş döndüren hızla ilerlemesine yetişmek mümkün olmuyor.
Baskıcı, kendileri burada akılları ortaçağda kalmış erkekler bilmelidir ki, kadınlarımız örgütlü hareketin gücünü, tesadüfen bile bir araya gelebildiğinde sezgisel olarak dahi keşfedip düşünce üretebilecek potansiyele sahiptir; eğer yalnızca seçim sandığı için bir ‘sürü’, siyasi oluşumlar için vitrin, tüketim unsurları için banknot, evlerimiz için ucuz işçi, düzenin devamı için çaresiz katılımcılar olarak görülmezlerse. Bir toplumda kadınlar için sığınma evleri açmak, kadınları güvence altına almak değildir. Kadının birey olabilmesinin önünü açmak, kadını beyin takımının içinde konumlandırmak, yönetimi kadınla paylaşmak, kadını kendi niteliklerine göre doğru yerlerde bir vatandaş olarak değerlendirebilmek, temel hak ve özgürlüklerinden bahsedebilmek demektir. Parlementoda kadını bir klanın veya feodalitenin rızası ve lütfuyla o sıralara oturtulmuş bir model olarak görmeyi bırakır; daha fazla kadın diplomat, bilim insanı, hukukçu, siyaset bilimcisi, sanatçı, sendika başkanı, yönetici, edebiyatçı, filozof ve birçok alanda önce kendi kendine yetebilen sonra da toplumuna hizmet edebilecek yeterlikte birey yetiştirme cesareti gösterebilirsek yol alabiliriz. Böylece “kadın şair”, “kadın kaymakam”, “kadın milletvekili” gibi, mesleklerin önüne cinsiyet ayırımı içeren belirleyiciler eklemeden yaşayıp gitmeyi pekâlâ başarmış oluruz.
Bu yetenek ve güç kadınlarımızda vardır. Büyük önder bunu bildiği için cumhuriyeti kadınlarımızın yücelteceğini söylemiştir. Bu gün sessiz kalıyor olabilirler. Ama kimse onların sessizliğine aldanmasın.
Aklıselim sahibi, insanını, vatanını seven herkes elini şakağına koyup bir daha düşünmeli ve kirli ellerini kadının üzerinden çekmelidir. Kadınımız da bu uğurda daha aktif çaba sarf etmelidir. Kadın ve erkeğin cumhuriyet ışığında el ele ve yan yana özgürce yürümeleri dileğimle hepimizin cumhuriyet bayramını bir kez daha kutluyorum.
28/10/2010