​ Daha çok çalışmak... / Yoga / Meditasyon / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mart '14

 
Kategori
Yoga / Meditasyon
 

Daha çok çalışmak...

Daha çok çalışmak...
 

Nefes al "navasana" (sandal duruşu) nefes ver "halasana" (saban duruşu)... Nefes al "malasana" (çelenk/dua tespihi duruşu) nefes ver "uttanasana" (ayakta öne eğilme) ve nefes al "tadasana" (dağ duruşu)... Bir vinyasa akışı... Nereden mi geldi aklıma? İki hafta önce katıldığım bir workshop'tan.
İki hafta önce yaşadığım şehre yabancı bir yoga eğitmeni geldi. İki günlük bir workshop için. Sabahları iki buçuk saatlik bir vinyasa akışı yaptık. İlk gün öğleden sonra üç buçuk saatlik bir restoratif yoga çalışması, ikinci gün öğleden sonra ise arkaya eğilme ve ters duruş odaklı bir akış dersi vardı.
Daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim. Yoga eğitmeni olup da ders vermeye başladığınız zaman başka eğitmenlerin dersine girmeye fırsat bulamıyorsunuz diye. Uzun zamandır herhangi bir eğitmenin dersine ve herhangi bir eğitime katılamadığım için bu workshop benim için bulunmaz bir fırsattı.
İlk günkü çalışmaya yoga ve pilates eğitmeni bir arkadaşımla birlikte katıldık. "Mat"lerimizi (yoga minderleri) yan yana yerleştirdik ve heyecanla beklemeye başladık. Eğitmen derse kısa bir meditasyon ile başladı. Meditasyonun ardından bağdaşta oturduk ve ellerimizi kenetleyip kollarımızı kulaklarımızın yanında yukarı uzattık. Kolları kulakların iki yanında tutarak boynumuzu yukarı ve aşağı hareket ettirdik. Kolları aynı pozisyonda tutarak sağa ve sola burgu yaptık. Kolları başın arkasına alıp sağdan sola ve soldan sağa daireler çizdik. "Şimdiye kadar iyi gidiyoruz. Bu vinyasa bizi fazla zorlamayacak gibi..." Dersin başında aynen böyle düşünüyorduk. Bilmiyorduk ki bu henüz ısınmaydı ve asıl "vinyasa" birazdan başlayacaktı.
"Marjaryasana-bitilasana" (kedi-inek esnetmesi) ile bedeni biraz hareketlendirdik ve ardından "ashva sanchalanasana" (yüksek hamle) duruşuna geçtik. Burada arkadaki dizi yere indirdik ve elleri kenetleyip kolları kulakların yanından yukarı doğru uzattık. Bağdaşta yaptıklarımızın aynısını bu sefer yüksek hamle duruşunda beklerken yaptık. Hatta kollarla başın arkasında daireler çizerken öndeki bükülü dizi de biraz öne ve arkaya oynatıyorduk. Tıpkı dans eder gibi. O arada workshop öncesi diğer yoga eğitmeni arkadaşlarla konuştuklarımızı hatırladım. "Yabancı eğitmen eskiden bir dansçıydı." O günkü vinyasa akışı da dans eder gibiydi. Bir asanadan bir asanaya dans eder gibi akıyorduk. Değişik bir deneyimdi. Bir o kadar da keyifli. Güzel bir müzik eşliğinde "yoga dansı"... Daha ne isteyebilirdim ki?
"Surya namaskara" (güneşe selam) serileriyle devam ediyorduk. Her seferinde serilerin arasına yeni yeni asanalar ekleniyor ve akış uzadıkça uzuyordu. Hangi asanadan başlamıştık hangi asanada bitirmiştik? Sağ taraf bitmiş miydi sol tarafa hala geçmemiş miydik? Kaybolmuştum. "Kaybolduysam ne olmuş. Müzikle birlikte asanalar arası akmıyor muyum? Keyfim yerinde."
"Prasarita padottanasana"dan (bacaklar açık öne eğilme) "vrksasana"ya (ağaç), ağaç duruşundan "garudasana" (kartal) ve kartal duruşundan "parsva bakasana"ya (yan karga) geçtiğimizi söylesem ne düşünürdünüz? Ardından yere oturarak "parivrtta janu sirsasana"ya (dönmüş baş dize), dönmüş baş dize duruşundan kalçayı bükülü ayağın önüne kaydırarak daha derin bir öne eğilmeye, buradan tekrar "parivrtta janu sirsasana"ya, dönmüş baş dize duruşundan "eka pada raja kapotasana"ya (güvercin) ve en son "adho mukha svanasana"ya (aşağı bakan köpek) geçtik.
Birden kendimizi yerde birden kendimizi ayakta bulabiliyorduk. "Navasana"dan "halasana"ya, "halasana"dan "malasana"ya, "malasana"dan "uttanasana"ya ve oradan da "tadasana"ya geçiş gibi. Ya da aynı seri içinde "malasana"dan "bakasana"ya kalktığımız da oluyordu.
Bir başka akışta "halasana"dan bir bacağı diğerinin arkasında bükerek doğrudan "virabhadrasana III"ya (üçüncü savaşçı) kalkmak da bizim için süpriz olmuyordu. "Virabhadrasana III"den "virabhadrasana II"ye (ikinci savaşçı) iniş, ikinci savaşçıdan "parsvakonasana" (yan açı), yan açı duruşundan "trikonasana" (üçgen) gibi klasik vinyasa akışları da yok değildi.
Bir akışta "phalakasana"dan (sopa) "vasisthasana"ya (yan sopa/Bilge Vasista Duruşu), bir diğer akışta sopa duruşundan "vasisthasana"nın üstteki ayağın tutulduğu varyasyona, bir sonrakinde "phalakasana"dan "ardha chandrasana"ya (yarım ay duruşu) geçiş...
İnanın iki buçuk saat saat nasıl aktı geçti anlamadım. Dersin sonunda duvarda "adho mukha vrksasana" (kol duruşu) denedik. Ben uzun zamandır kol duruşuna ve "pincha mayurasana"ya (tavuskuşu duruşu) çalışmaktayım. Bu konuda ayrıntılı bir yazı yazacağım. Sanırım iki buçuk saat boyunca bedenim iyice ısınmıştı. İlk denememde bir ayağım duvara ulaştı. Arkadaşım yardım etti ve diğer ayağımı da duvara çektim. Kollarımın üstündeydim. Daha ne isterdim ki?
İlk günkü vinyasa dersi bitmişti. Öğleden sonra "bolster", "kemer", "blok" ve "battaniye" gibi yardımcı ekipmanlar kullanarak restoratif yoga çalışması yaptık. Eşli birkaç asana da deneyimledik. Sabahki dersin ardından iyi gelmişti. Bolster'ın üzerinde uzanmak, öne eğilmek, burguya girmek bana çok iyi gelmişti.
Akşama arkadaşlarımla programım vardı. İlk gün çok yorulmuştum. İkinci günün daha yorucu olacağını düşünüyordum. O nedenle programı iptal ettim. Eve gidip dinlendim ve erken yattım.
Ertesi sabah dinlenmiş kalktım. Güzel bir kahvaltının ardından vinyasa dersi için hazırdım. İkinci günkü workshopa öğrencilerimden biriyle katıldık. Ders yerde bağdaşta oturarak başladı. Ancak sabahki ders burgulara ve kolları kenetleyip derin burgulara girmeye yönelmişti. Hepimiz önce eğilip bükülmeye ve ardından kollarımızı kenetlemeye alışmıştık. Eğitmen öyle yapmamızı istemedi. Her asanada göğüs kafesinin açıklığını korumaya, öncelikle bir eli kalçanın arkasına almaya ve yerleştirmeye ardından bedeni öne eğmeden diğer kolu dolayıp iki elin birbirini yakalamasını istedi bizden. İnanın zordu. Bedeni sağa ve sola döndürmek ve burmak... Göbek deliğinden dönmek... Bedenin taa içinden dönmek... O hissi yakalamak... Ellerin kavuşması en son aşamaydı... Zaten içerden dönmeye çalıştığında beden öylesine açılıyordu ki anlatmam mümkün değil. Omurganın dönüşü...
O sabahki diğer ilginç deneyimlerden biri de "eka pada raja kapotasana"da arka ayağı yakalamaktı ama her zamanki gibi sağ bacak arkadaysa sağ el ile yakalamak değil, sol el ile yakalamak. Böyle yaptığımızda bel omurlarını fazla sıkıştırmıyorduk. Yeni eğitmenler, yeni bilgiler ve yeni teknikler...
Eğitmenin öğleden sonraki derste teknik göstereceğini, biraz teori anlattıktan sonra asanaları deneyimleyeceğimizi düşünüyordum. Yanılmışım. İkinci gün öğleden sonra ve workshopun son dersi... Beden yorulmuş. Hareket etsem mi etmesem mi diye düşünüp duruyor. Öğle yemeği yemiş, rehavet çökmüş... Bu beden nasıl yoga yapacak diye düşünürken, öğleden sonraki dersin arkaya eğilme ve ters duruşlar odaklı bir vinyasa dersi olduğunu öğrendim. Üzülsem mi sevinsem mi bilemedim. Ders yine bağdaşta benzer asanalar ile başladı. Yavaş yavaş arkaya eğilmelere başladık. Göğüs kafesini açmaya, bel omurlarını sıkıştırmamaya çalıştık. "Setu bandhasana" (yarım köprü) yaparken göğüs kafesini başa doğru uzatmayı amaçladık. Sıra "urdhva dhanurasana"ya (köprü) geldi. Bu asanayı yaparken kolların yanlara doğru açılmamasına, kolları başın yanında tutmaya özen gösterdik. Bunu başardıktan sonra başın tepesini yere koyduk ve köprüye kalkmayı denedik.
Sıra benim en zorlandığım ama yapmaktan da bir o kadar zevk aldığım duruşlara gelmişti: Ters duruşlar... "Sirsasana" (baş duruşu) ve "adho mukha vrksasana" (kol duruşu) deneyecektik. "Sirsasana"yı farklı bir şekilde yapacaktık. Elleri kenetleyip başın tepesini yere arkasını da avuç içine yerleştirip baş duruşuna kalkmaya alışıktım. Eğitmen, o gün farklı bir yöntem öğretti. Yine elleri kenetliyorduk ama bu sefer başı avuç içine yerleştirmiyorduk. Eller tamamen kenetliydi ve başın tam tepesi yere geliyordu. Başın arkası avuç içine dayandırılmıyordu. Eğitmen, bu duruşun biraz farklı olduğunu ve bu nedenle duvar kenarında denememizi tavsiye etti. Ne demek istediğini duruşa girince anladım. Bu duruşta, sadece başımın tepesi yere değiyordu ve dayandığım zemin iyice azalmıştı. Eskiden beri yaptığım baş duruşunda, dayandığım zemin fazlaydı. Başımın tepisini dayıyordum yere, başımın arkası avuçlarımın arasında. Ooooh, gel keyfim gel. Yayıldıkça yayılmışım yere... Peki ya bu duruşta? Hani yoga üstadları sadece başlarının üstünde duruyorlar ya... Aynen onun gibi bir histi..
Dersin sonu, enerjinin sonu ve sırada "kol duruşu"... Zıplamadan, hoplamadan, "pat küt" gibi sesler çıkartmadan, yumuşak ve rahat, belini çukurlaştırmadan, omurganı düz bir şekilde tutarak kol duruşu... Ayağımın biri duvara değiyor ancak ötekini çekemiyorum. Deniyorum yavaş yavaş, "pat küt" yapmadan, sakin ve yumuşak... Olmuyor. Bir tek omurgamı düz tutmayı beceriyorum. Belim çukurlaşmıyor. Belimi çukurlaştırmayım derken kol duruşu benden uzaklaşıyor. Nasıl olacak bu iş bilmiyorum. Daha çok çalışacağım, daha çok çalışacağım ve daha çok çalışacağım. "Kol duruşu" ayrı bir yazı konusu...
Ve ikinci gün, uzun bir "savasana" (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ve meditasyon ile bitiyor. Yoruldum ama keyfime diyecek yok. Eve yorgun argın geliyorum. Bacaklarımın arkası, belim, kuyruksokumum ve kollarım ağrıyor. Güzel bir ağrı, çok iyi çalışmışlar. Demek ki ne zamandır bu şekilde bir yoga dersine katılmamışlar. Bedenim mutlu. Zihnim mutlu, Ruhum mutlu. Ben tabii ki mutlu.
Bu workshop'un bana kazandırdıkları mı? Akış dersi yaparken biraz müziğin ritmine bırakmak ve dans eder gibi bir asanadan bir asanaya akmak... Hayalgücünü kullanmak ve yeni dersler yaratmak... Daha çok çalışmak, daha çok çalışmak ve daha çok çalışmak...

 
Toplam blog
: 201
: 432
Kayıt tarihi
: 08.05.13
 
 

Uluslararası Yoga Alliance onaylı hatha, vinyasa, yin ve prenatal yoga eğitmeni... Hayata bambaşk..