- Kategori
- Su Sporları
Dalışa vurgunların kabusu; Vurgun -1/2-
Aletli dalış, ciddi bir eğitim ve katı bir disiplin gerektiren bir sporudur. Mavi derinliklerin rengarenk canlılarını gözlemlemek, ağırlıksız bir ortamda özgürce hareket etmek son derece keyifli bir hobi olsa da aletli dalış asla tahta boyama veya gitar dersi gibi algılanmamalıdır. Ne de olsa insan için doğal olmayan bir ortama konuk oluyoruz. Kurallara uyulduğu ve bilinçli yapıldığı sürece güvenli bir spor dalı olmakla birlikte, hata töleransı sıfıra yakındır. Aletli dalışın yasalarını çiğnediğiniz takdirde, ellerinizin ayakkabı boyasına bulanması veya çıkacak çatlak seslerin kulaklarınızı tırmalamasıyla kurtulamazsınız. Dalış kazaları, sağlığınızı ciddi olarak ve bazen de kalıcı olarak bozma ve hatta kimi zaman ölümle sonuçlanma potansiyeline sahiptir. Dolayısıyla bilgi noksanlığından kaynaklandığını bilsem de ailelerin çocuklarına aletli dalıştan uzak durma tavsiyeleri tamamen boş inanç değildir. Geçmişte ülkemiz denizlerinde de çeşitli su altı kazaları yaşanmıştır. Medyada dalış kazalarının fazla yer almamasının arkasındaki sır, basının sansürlenmesi değil ülkemizdeki dalış eğitmenlerinin ve sporcuların bilinç seviyesinin yüksekliğidir. Unutulmaması gereken konu, vakaların tamamında dalıcıların sorumsuz ve bilinçsiz davranmasının rol oynadığıdır. Sonuç olarak konuya uzak duranların korktuğu kadar tehlikeli olmamakla birlikte aletli dalışı trafikte araba kullanmaya benzetebiliriz. Aşırı hız, alkol, hatalı sollama gibi kural ihlalleri nasıl ülkemize avrupadaki sayılı liderliklerinden birini getiriyor ve her sene binlerce insanımızı trafik kazalarına kurban veriyor ama çözüm olarak araba kullanmaktan vazgeçmeyi önermiyorsak; dalış sporu da kurallarına uyulmadığında ölümcül olabilir ama bu dalmamamızı gerektirmez.
Kendini bilmezlerin sebep olduğu kazaları konu dışı tutarsak dalışta rastlanabilecek tehlikeler arasında en çok bilineni ve belki de en sinsisi halk arasında vurgun olarak bilinen dekompresyon hastalığıdır. Çünkü genellikle dalış bittikten sonra ortaya çıkar ve gerekli önlemleri almayan bir balıkadam dalıştan saatler sonra bile aniden fenalaşabilir. Sebebi hastanın dokularında biriken ve aslında soluduğumuz havanın da %78'ini oluşturan nitrojendir. Fazla derine* inilmese bile yapılan her dalışta geçici olarak bir miktar azot gazı (Nitrojen) kana ve dokulara karışır. Vücut tarafından emilen sıvı azotun miktarı dalış derinliği ve dip zamanı ile doğru orantılıdır. Biriken azot miktarı kritik seviyeye ulaştığında dekompresyon hastalığına sebep olacağı ve vücudumuza zarar vereceği için henüz denizin içindeyken, dalış bitirilmeden önce önlem alınması gerekir. Bu önlem, yüzeye doğru yükselirken “stop noktası” olarak tabir edilen belirli metrelerde mola vererek birikmiş azotun dışarı atılmasına imkan sağlamaktır. Bu molaların süresi ve bekleme yapılacak durakların derinlikleri dekompresyon tablosu adı verilen cetvellerde gösterilmiştir. Bu duraklarda geçirilen sürenin adına kısaca "deko" denir ve mümkün olduğunca tablolarda bekleme süresi gerektirmeyen bir dalış planı tercih edilir. Dekosuz dalışlarda bile yüzeye çıkmadan önce emniyet dekosu yapılması usul gereğidir. Eskiye göre teknolojinin ucuzladığı ve erişimin kolaylaştığı günümüzde, aletli dalışa gönül veren sporcuların ekipmanları arasında bir tane dalış bilgisayarı bulundurmasında büyük fayda var. Çünkü bizim kağıt kalem kullanarak yaptığımız güvenlik hesaplarını bilgisayar yapıyor ve hem deko yapılacak metreleri hem de ilgili süreleri bize gösteriyor. Yine de her türlü tedbire rağmen deko kaçırılmış ve vurgun yeme ihtimali doğmuşsa dalıcıyı tekneye aldıktan sonra halk arasında sıkça bilinen sigara içirmenin işe yaramadığını belirtmekte yarar var. Sigaranın var olan patolojiyi ortaya çıkarmaktan ve yıkımı arttırmaktan başka bir değeri yoktur. Doğru çözüm, balıkadamı mümkün olduğunca seri bir şekilde basınç odasına ulaştırmak ve rekompresyon tedavisine başlamaktır. Hasta, basınç odasına ne kadar erken ulaşırsa o nispette az işlev bozukluğu ortaya çıkar.