​ Dante'li mendil... / İlişkiler / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Nisan '07

 
Kategori
İlişkiler
 

Dante'li mendil...

Dante'li mendil...
 

Ruhumda yine bir sivilce çıktı. Her dört mevsimin birinde yapar ruhum. Biliyorum, gizli gizli o sivilcenin çıkmasını teşvik eder. Aslında ruhumun sahip olduğu bir ruhtur o sivilceler.

Hatırlıyor musun seni nasıl kandırmıştım? Tesadüf sandığımız bir armağandı, seni sinemanın önünde film afişlerine bakarken gördüğüm o akşam üzeri. Sanki kırk yıllık ahbapmışız gibi girip koluna, bak o filmlerin hiç biri güzel değil, gel ben sana güzel bir akşam yemeği ısmarlayayım demiştim. Oysa daha birkaç gün önce, eski sevgilimin ofisinde tanışmıştık seninle, belki beş on dakika sohbet etmiştik. Bu kısa tanışma faslında ikimizin de aklına acaba sevişebilir miyiz sorusu takılmıştı. Aynı şeyleri düşünen iki insanın, bunu bildiklerini belli eden o kaçamak gülümseyişle bakmıştık birbirimize.

Hatırlıyor musun arabada nasıl sevişmiştik… Koltuklar dardı, ruhumda yeni bir sivilce yoktu o zaman. Issız bir yol kenarına park etmiştik. Korkudan bütün kapıları kilitlemiştim. Ya bir dangalak bizi görürse diye ereksiyon problemi çeksem de, o güzel bacakların bu sorunu kaldırıyordu ortadan. Çiçekli bir fistan vardı üzerinde, az önce sulanmış, misler gibi kokan, nemli bir gül bahçesi gibiydin gözlerimde. Hoyratça soyuyordum seni, sabırsızca sevişiyorduk. Sıkış tıkış yıldızlı bir ağustos gecesiydi, kapılar kilitli, camlar kapalıydı. O zaman klimasız bir arabam vardı, sırılsıklamdık terden. Arabanın camları buğulanıyordu.

Önümüzde, sinsice bize gülen bir zaman vardı. Kim bilir kaç yatakta, kaç arabada, kaç merdiven altlarındaki sevişmelerde hep birer parçamızı bırakmıştık. Aslında yaşamın yeni bir hüznüydü sevişmemiz.

Nerde buluşsak seninle, kaçırıp bir yerlere beni, sürekli sevişirdin. Konuşmazdın hiç, sevişirdin. Kızardın, sevişirdin; gülümserdin, sevişirdin; kötümserdin, sevişirdin. Hayattan bütün öcünü, benimle sevişerek alırdın.

Ben, çok nadir arardım seni. Hani ayıptır söylemesi, ne zaman bacaklarını okşamak istesem, o zaman arardım. Hiç bir şeyin sonu yoktu zaten. Dipsiz bir kuyuya düşüşümüzdü ömrümüz.

Daha güzel bacaklı kadınları okşadıkça aramaz oldum seni. Sonra, bir ırmak kenarında, mutlu ailelerin çekirdek çıtlattığı bir çay bahçesinde karşılaştık seninle. Üstünde dikenli bir fistan vardı, burnunda sivilceler. Ben sadece büfeden sigara ve bira almak için uğramıştım oraya. Yanında kır saçlı bir beyefendi vardı, karnın kocamandı, ne haber? Dedin bana. Evlenmiştin! Hayata karşı aldığın bütün öcün ferahlığı vardı gözlerinde. İyidir, dedim. Kocanla, tanıştığımıza memnun oldum, dedik birbirimize. O, yalan söylemişti, benim umurumda değildi. Acelem vardı zaten. Arabada okşamam gereken bir çift bacak bekliyordu beni. Zaten böyleydi işte hayat. Ruhumuzda mızıkçılık yapıp çıkan sivilceler, okşamayı isteyen eller, okşanmayı bekleyen bacaklar, burnumuzdan çıkan dumanlar, biralar…

Sonra, şarkı dinlemek biraz. Bedel ödemiş insanların bedellerine sığınarak, o hiç de hak etmediğimiz şiirleri söylemek. Parasını alamadan müşterisini kaçırmış, Che Guevera’lı tişörtler giymek.

Patlasın bakalım şu ruhumdaki sivilce. Mutlaka bir hayırsızlık getirir yanında. Bütün gelecek günlerim dinozor fosilleri mi oluyor ne? Gamlanacağım, akıp giderken şu dipsiz kuyuda...

 
Toplam blog
: 153
: 1481
Kayıt tarihi
: 16.09.06
 
 

Tıka basa dolu bir adam değilim. Balığı gördüysem derine inerim. Uzun süre gölgede kalamam. Okuru..