- Kategori
- Tarih
Dedem Osman Atik’in Batum seferi
Dedem, Osmanlı askeri olarak İstanbul’a gelir. 1908 II. Meşrutiyet ilan edildiğinde İstanbul’dadır. Gazetelerde II. Abdülhamit’in resmi vardır ve boynuzlu olarak figüre edilmiştir. Aynı zamanda ağabeyleri Mehmet ile Yunus Yemen’de askerlik yapmaktadırlar. Ardından Enver Paşa’nın, Osmanlının eski prestijini sağlama idealleri çerçevesinde Sarıkamış’a gider. Kar, soğuk ve açlıkla mücadele etmek zorundadırlar. Kendisinin de içinde bulunduğu küçük bir grup, bir ağıla sığınırlar.
Bir ara Dedem "Allah’ım yok mu bir ekmek" diye ağılın duvarlarını tırmalarken kocaman bir somun ekmeği taşların arasından eline düşüverir. Ölmezler ve Ruslar’la savaşa devam ederler.
Bu arada. Rus askerleri kendi yönetimlerini beğenmezler ve şöyle derler: "Osman gardaşım, bizim birbirimizle ne alıp veremediğimiz var. Başımızdakilerin birbirleri ile sorunları varsa kendi aralarında halletsinler. Akşam savaş başladığında birbirimize değil havaya ateş edelim." Nitekim dediklerini yapar ve havaya ateş ederlermiş ancak bizimkiler yine vurasıya ateş ederlermiş.
Çok geçmez ve anlaşma imzalanır. Dedem de bu ana tanıklık eder. Rus askerlerinin dediği olur. Anlaşma sonrası Ruslar çekilir giderler. Çok geçmez Bolşevik İhtilali Rusya'da patlak verir. Bizim Osmanlıların önünde bir engel kalmayınca; Batum’a değin inerler.
Çok geçmez Almanlar da gemi ve denizaltılarla Batum’a gelirler. Dedem, Alman gemilerinde bulunan katırların, açlıktan ahşap kısımları kemirdiğini görür. Almanlar ile Osmanlı askerleri Batum’un kendilerinin olduğu hususunda sürekli tartışırlar.
Dedemin bir Rus hanımla ilişkisi olur. Uzun yıllar sonra bir oğlu olduğunu öğrenir ama kabul etmez. Bu hususta bir yazı dizisi yazılabilir. Bu sırada Tiflis’in çok büyük bir şehir olduğundan bahsetmiştir ki oraya kadar gittiğini tahmin etmek zor değil. Belki de benim gezginci ruhumu ondan aldığım söylenebilir.
Aylar sonra (belki de yıllar sonra) aynı Rus kadın: "İngiliz, çoktan İstanbul’u işgal etti. Hadi doğru kendi memleketinize" der.
Bunu üzerine zaten dağılmış Osmanlı ordusunun geri kalanlar Batum’daki petrol borularının çoğunu patlatırlar. Batum ovasının üzeri yemyeşil petrol rengi ile kaplanır. Her şeyi Almanlara bırakarak geri dönüş yolculuğu başlar.
Osmanlılar için zor zamanlar daha yeni başlamıştır. Herkes kendi canını kurtarmak ve memleketlerine dönmek için çaba sarf etmeye başlamıştır. Geri dönüş yolu uzun, zorlu ve bir o kadar da tehlikeli olmuştur. Gürcü, Abhaza, Laz çeteleri zayıf düşmüş Osmanlı askerlerini öldürmekte, elbise, silah ve değerli eşyalarını gasp etmektedirler. Özellikle Gürcülerin çok hain ve acımasız olduğundan bahsedilir.
Dedem, tüfeğinin dipçiğini söktürüp, paltosunun altına saklar ki uzaklardan görülüp hedef olmasın. Sürmene’ye kadar bir grup arkadaşıyla gelirler. Burada bir kayıkçı bulur ve birkaç kuruşa kendilerini Giresun’a kadar getirtirler. Giresun’dan, Ordu’ya evine gelmesi çok zor olmaz.
Bundan sonraki eşkıya baskını, hapishane günleri, Atatürk ile Kurtuluş Savaşı ve sonrası ile ilgili bölümler sonra kaleme (klavyeye demek daha doğru sanırım) alınacaktır.