- Kategori
- Sinema
Dedemin İnsanları

Sinemamızın En iyi filmlerinden
Sene 1923… Yüzlerce Müslüman Türk, Girit Limanı’nda kendilerini Anadolu’ya götürecek olan gemiyi beklemektedir. Türkiye ile Yunanistan arasındaki anlaşma gereği vatanlarını terk edeceklerdir.
Tıpkı aynı dönemde yüzlerce Ortodoks Rum’un Trabzon Limanı’nda vatanlarını bırakıp hiç bilmedikleri toprakları vatan olarak kabul etmeye zorlandıkları gibi… Keza İzmir, Ayvalık… Ya da Selanik, Rodos, Pire limanları da aynı sebeplerle aynı yoğunluğu yaşamaktadır.
Girit’ten ayrılacak olanların çoğunluğu kendi aralarında Yunanca konuşmaktadır. Tıpkı Trabzon’dan ayrılacak olanların çoğunluğunun Karadeniz lehçesiyle Türkçe konuşması gibi.
İşte Girit’te başlayan hikâye, mübadillerin ilk sağlık kontrollerinin yapıldığı İzmir Karantina’da ve İzmir’de devam eder ve 12 Eylül askeri darbesine dek sürer.
Hikâyenin ana kahramanı olan dede sıklıkla dalar, ata topraklarını özler… Ziyaret için fırsatlar kollar. Bulur da… Ama kadersizdir zavallı adam, son anda bir engel çıkar önüne: İlkinde Kıbrıs çıkarması, ikincisinde 12 Eylül darbesi.
Girit’ten gelenleri, dünyanın neresinde olursa olsun darda kalan herkese kucak açan Anadolu pek de sıcak karşılamaz. Yastadır çünkü. Kendi öz evlatları bağrından koparılmıştır. İlk önce Ermeniler, sonra da Rumlar.
Mübadiller dışlanır. Tıpkı Yunanistan’ın çeşitli yerlerine yerleştirilen ve Türk tohumu olarak aşağılanan kader ortakları gibi. Bu travmayı sadece ilk gelenler değil, onların çocukları, hatta torunları da yaşar.
Film bu ana temaya odaklanmıştır. Başka travmalar da yaşanır, ama bunun mübadeleyle ilgisi yok. Bir tahtası eksik bir kadın her gün yola çıkıp eşinin yolunu gözler. Kimse ona eşinin artık dönmeyeceğini söylemeye cesaret edemez. Eşi 12 Mart’ta gözaltına alınan bir “anarşist”tir ve başlı başına bu bile ortadan kaldırılması için yeterince güçlü bir sebeptir…
Velhasıl Dedemin İnsanları bu toprakların insanının Lozan’dan bu yana yaşadığı elemi heyecanlı, keyifli, bazen eğlendirerek, çoğunlukla hüzünlendirerek anlatmaktadır. Zaten başlı başına dede Çetin Tekindor’un suratına bakanın içinden ağlamak geliyor. Adam sanki ağlatmak için yaratılmış.
Hani Babam ve Oğlum’la ortak noktalar biraz daha az olsaydı, birçok sahne o filmi hatırlatmasaydı, çok daha iyi olurdu. İki filmde de dede aynı dede… İkisi de İzmir’de geçiyor… İkisinde de ana mekân bağ evi… İkisindeki torun da birbirinin kopyası… İkisinde de baskın karakterlerden biri kafadan kontak…
Bunlara rağmen Çağan Irmak çok etkili bir film yapmış. Mutlaka izlenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bu blog Sinema sitesinde de yayınlanmaktadır