- Kategori
- Magazin
Defiledeki mankenlerin seksi iç çamaşırlarının şavkı, yaktı geçti...

Defilenin aranılan mankeni Miranda Keer, podyumda başı çekiyordu. M. Kerr bu defilede yine gözdeydi.
Seksi iç çamaşırlarının ve giysilerin teşhir edildiği ünlü Victoria’s Secret Firmasının defilesi Londra’da büyük bir gala ile takdim edildi. Sosyetenin de hazır bulunduğu defilede, birbirinden güzel kıyafetleri birbirinden güzel mankenlerin sunması, heyecan yarattı ve bir coşku seli içinde hayranlıkla izlendi.
Yine başrolde, pahalı mankenlerin başında gelen Miranda Keer, ilk defa “nü” görüntüler çizdi defilede. Mavi gözlü esmer tenli, kıvrak vücutlu bu manken, podyumda nereye gitse, gözler onu izliyordu.
Çarpıcı tasarımların yer aldığı defilede seksi iç çamaşırların teşhiri, yürekleri hoplattı.
Tanınmış mankenlerden A. Ambrosio, A.Barros, S.Banks, D. Kroes’in de bulunduğu defilenin başını Miranda Keer çekiyordu. En pahalı mankenlerin oluşturduğu defilede ışık ve renk cümbüşü, tempolu müzikle birleşince, ortaya rengârenk tablolar çıktı.
Doğum yaparak 4 ncü çocuğunu dünyaya getiren Heidi Klum, en çok alkışlananlar arasındaydı. Zira, erkeklerden önce, kadın hayranları bu şahane vücudun bozulmaması mucizesini sessizce içlerinde yaşadılar. Belki de, kıskandılar.
“Şimdi diyeceksiniz ki Bre Muzaffer, bütün bu yukarıda yazdıklarını bizzat defileye gidip de yaşadın mı? O defilede bulundun mu?, Neredeyse mankenlerin nefes alışlarını sayacaksın, kadın kadını kıskandığını söylersin. Bir çuval resimle karşımıza çıkarsın?”
Valla haklısınız. Gripten yatınca, benim gibi bir ansan evde oturunca, uyku tutmayınca, sahura kalkar gibi kalkıp, sabahın ilk ışıkları görülünceye kadar oturup araştırıp not alıyorsanız…Karnınız acıkmadan, su içmek aklınıza gelmeden klavyeden ayrılamıyorsanız… Resimlere ışıklarla ruh verip, ayar için didiniyorsanız…Kırk sekiz saat üst üste yazıp, yazılarınızı yedekliyorsanız, tabiatıyle bu işin adı, mecburiyetten dolayı “masa başı haberciliğidir!”
Başkaları gibi, böylesi konuları bir manşet resmi, on sekiz satırlık bir yazı ile siteden aynı kelimeleri not ederek, başkaları gibi karşınıza çıkmıyorum. Bakın, size güzel mankenleri gösteriyoruz. Giysilerden bir fikriniz olsun istiyoruz. Diğer arkadaşlar ne yapıyor. On sekiz satırla blog’da yer işgal ediyorlar. İnsan yazısına resimler ekler. Araştırır. Olayın kahramanının hayat hikayesini öğrenir. Varsa, eşiyle birlikte resmini bulup, bloga kor. Eski eşi, diğer başka eşini de bulur, yan yana kor, mukayese imkanı yaratır.
Gazetecilikten kalma bir anlayışla, “okuyucu velinimetimiz.”En başta sizler tabi. Sonra sonra başkaları da yazılarımızı okuyor. Google’dan okuyup, gelip benimle tanışanlar var. Arkadaş edindiğim var. Sahurlardaki gibi uykusuz kalsak, blog için, sizler için bir şeyler yapabilme güzelliğine erişmek, güzel bir duygu.
Dikkat ediyorum, hep aynı şahıslar, tek manşetlik resimle on sekiz satırlık bir kopya ile, sözüm ona blog yazıyorlar. Şimdiye kadar sesimi çıkarmadım. Ayıp olur diye. Hep aynı şahısları, MB. Internetinin “magazin” duraklarında görüyorum. En başta editörlere karşı ayıp ediyorlar. Onların da mesleki algılamaları var. Böyle örneklere, belki de gülümsüyorlardır.
Yazıya ruh vermek lâzım. Hareket vermek lâzım. Bunu biz mi öğreteceğiz burada. Sizin de dikkatlerinizden kaçmıyordur. Hep aynı şahıslar, hep 18 satırla blog yazıyorlar. Ellerine almışlar kazma kürek
çukur dolduruyorlar mübarek! Yahu şunu, yirmi sekiz, kırk sekiz, yüz sekiz satırlarla yazmayı denesenize. O arkadaşlar ve yandaşları diyecek ki “Sanki defiledeymiş gibi cümle kuruyorsun” Evet. Doğru. Böylesi büyük defileleri beynelmilel podyumlardan izlemiş bir insanım. Podyum arkası odalarda neler konuştuklarını da ayrıca bilirim. Onların içinden geldim. Elle Dergisi mankenleriyle çalışmalarım da olmuştur.
Bu defile vesilesiyle içimi döktüm be! Yapmayın. Ayıp oluyoru!
Ört ki, ölem!