- Kategori
- Psikoloji
Delilik Meselesi
-Yorgun Savaşçı, Hazır mısın? Gidiyoruz.
-Nereye?
Burnundan derin bir nefes al bakalım şimdi, acele etmeden yavaş yavaş. Aldığın nefes göğüs kafesinin altına inene kadar almaya devam et. Duraklat kendini. Tut nefesini içinde 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 ve 10. Şimdi BIRAK!
Nefes almaya devam etmek, farkında olmasan bile senin yaşamaya devam etme isteğindir. Pes edecek kadar kudretinin bitmediğini gösterir. Uyku halinde bile yaparsın bunu. Su içmeyi unutabilirsin ama nefes almayı asla unutamazsın.
Bu zorlu yolda her gösterdiğin cesaret örneğinde; başarılı olursan, 'bunu neden daha önce yapmadım?', başarılı olamazsan, 'keşke hiç yapmasaydım!' pişmanlığı olacak.
Ve İNSANLAR... Onlar, hiç susmayacak. İstesen bi yaralı parmağa işemeyecekleri halde durdurmaya çalışacaklar seni, engellemeyi deneyecekler, korkutacaklar, üstlerine vazife olmadığı halde durmadan yorum yapacaklar, delirtmeye çalışacaklar.
Bu geminin kaptanı benim, dümen benim ellerimde. Kılavuzum, yüreğimdir. Dümenimi hangi yöne çevireceğime yalnızca ben karar veririm. Aldığım risk de bana aittir, sonuçlarını yaşayacak olan yine benim. Denemeden asla bilemem. Bu düşünceyi içimde gerçekten oturtana kadar çok kazık sınav kağıtları geçti önümden. Çoğunda sınıfta kaldım. Bazen hala kalmaya devam ediyorum.
Sistem şöyle işliyor; sabırsız biriysen, sen sabrı öğrenene kadar karşına bu amaca hizmet edecek zor insanlar çıkıyor. Onlar sana hizmet ederken, sende onların amaçlarına hizmet etmek için bulunuyorsun hayatlarında. Kimsenin birinin hayatında tesadüfen bulunduğu ihtimaline inanmıyorum. Evlat ve anne-baba seçimleri dışında hayatımıza giren herkes, özellikle bizi zorlayıp, çileden çıkartan insanlar, bizim senaryomuzda, tamamlanmamız için bulunan konuk oyuncular.
Koyun psikolojisiyle çitlerin arkasını merak etmeden aynı alanda otlamak da bir seçim. Kapının arkasında ne olduğunu, korkarak oturduğum yerden merak etmektense, cesaret edip ayağa kalkıp açmayı tercih ederim.
Dünyaya gerçek geliş amacını; yalnızca merak ederek, sorgulayarak ve harekete geçecek cesareti bulup, geçebildiğinde anlamaya başlayacaksın.
9 ya da 10 yaşındaydım Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde tedavi görüyordu bir yakınımız, ziyarete gitmiştik. Bir sürü kapıdan geçtikten sonra beyaz plastik sandalyelerin olduğu ve çoğunluğun pijama terlikle oturduğu geniş bir alana girdik. O da o insanların arasında oturuyordu. Bakışları değişmişti, gözleri yaşam enerjisiyle parıl parıl parlayan genç bir adamın robot gibi baktığını görmek beni çok üzmüştü. Konuşabiliyordu ama eskisi gibi gülmüyordu.
Aklını kaybetmek bu kadar basit miydi? Gerçek deliler dışarıdaydı, emindim. Buradaki insanların neredeyse hepsi çok yoğun yaşıyordu duygularını. Kırılmışlardı, incitilmişlerdi, vücutlarının kimyalarını bozacak kadar derin darbeler almışlardı.
Zaten bu hayatın bir gün biteceğini bile bile yaşamak da bir tür delilik değil mi? Sanki hiç bitmeyecek gibi...
Demem o ki; delilik meselesi de, grip olmak kadar basitmiş. Ne hayatı fazla ciddiye alarak, ne de hiç önemseden yaşanabiliyormuş.
Önemli olan tek şey SENSİN! Sen, kendine (ruhuna) iyi bakmazsan, kimse sana iyi bakamaz.
Kendinize (ruhunuza) iyi bakın!
Sevgiler