- Kategori
- Felsefe
Demokrasiyi Demokratlar İşletir

Yeniden çıkıvermek Samsuna... Zamanıdır...
Bu Duyarsızlık Nereye Kadar
Nereden nereye geldik. Bir zamanlar, Atalarımızdan Fatih İstanbul’un surlarını alarak Bizans’ın tüm ümidini kesmişti, şimdilerde biz torunlar aynı yerde beygir keser olduk sucuk yapmak için.
Türkiye Cumhuriyetini kuranlar, güçlerini inançlarından almışlar. Yok edilmek istenen ümmet nitelikli bir toplumdan bir ulus ve ulus devlet yaratmışlar.
O günlerde yaşanan gerçek mucizenin öyküsü 10. yıl söylevinde anıtlaşmış. Öyle bir mucize ki getirdiği ilkeler 70 yıldır hala yok edilemedi.
Ancak şehitlerin canları, gazilerin kanları, Yüce Türk Milletinin inancı üzerine kurulu Ulus Devlette gerekli koruyuculuk özeni zaafa uğradığında, kuruluş günlerindeki koşullar unutulduğunda istenilmeyen yakışmayan şeyler de oluyor. Öykeki birileri cephede can verirken aynı anda birileri cephedeki düşmanın meydanlarda övgüsünü yapıyor... hem de devletten aldığı vekil maaşıyla semirerek...
Başbakanı aptal sarışın, yakınlarını da "fesat" esat durumuna düşüren, "su vardı da da biz mi içtik " diye bir başka başbakanla dalga geçen, "...ben yenilmedim... göbeğim güneş görmedi..." gibi İnönü gibi savaş kahramanı bir başbakanla dalga geçen, koca dudaklı hilkat garibesi karikatürlerini çizerek bir diğer başbakanla alay eden yazar, çizer, dantel, entel aydınımsı familya "homosapiens"lerinin türü, demek ki evrime ayak uyduramayıp yok oldular.
Eğer o tür doğal koşullar? sonucu yok olmasaydı... Alllaaah… malzeme öyle çok ki “yumurta akıtanlar”, “mısır patlatanlar”, “gemiciklerle” oynayanlar, “ahde vefa da kusur etmeyip ettikleri yemin ve kasemin gereğini adım adım yapanlar”, “gömlek değiştirenler”, “takiyye yapan ve yapmayanlar”, “babalar gibi satanlar, “yan gelip yatanlar”, “kelle hesabı yapanlar”, hızını alamayıp “anasına da göz dikenler”… malzeme çok… ama kim yapacak. O televizyon showları gerilerde kaldı.
O yaklaşım bir döneme aitmiş. o tür yok oldu… Şimdilerde o türün enkazı, yarattığı ihanet mezarlığında meşum hayaletler gibi canlı cenazeler gibi dolaşıyorlar, ara sıra “entipüften” bir konuda ekrana çıkma fırsatı gözleyerek.
O tür satılıkmış. O türün bir fiyatı varmış… bu fiyat çeşitli şekillerde ödenir, tahsil edilirmiş… tamam bu gün malzeme çok ama “o tür” fiyatta anlaşamıyor. O türü kim bilir hangi menfaatlerin hesabıyla bilinçli olarak sesiz kalıyor… Susmak da onaylamak anlamındadır. Susarak da ortak olursunuz.
Dini öğretimiz bilerek susmayı “dilsiz şeytanlıkla “eşdeğer tutuyor. “Allahın bildiğini kuldan saklanmayacağı “ yönünde bir söylemimiz vardır. Edebiyat kültürümüz “şairleri (sanatçıları) susan bir millet sevenleri toprak olmuş gibidir” der. “Gerçeklerin söylenmesinden korkmayınız” ya da “namusluların en azından diğerleri kadar cesur olması” gerektiğini vurgulayan öğütlerimiz var.
Ama bu sessizlik… korkutuyor… bu sessizlik düşündürüyor… Bu gidişle cephedeki askerde susmayı kendine bir hak görürse…! Başka vatan yok, başka şansımız da yok…
Aydın geçinen karanlık entel-dantel takımı… Kendinize gelin… Cennet vatanı bataklık haline getirenlerin başında siz “tatlısu sazanları” yer almaktasınız. Bataklığı kurutmaya çalışmak gibi bir göreviniz var.