​ Demokratik açılımdan dönmek AKP’nin, demokratik cumhuriyet olmak CHP ve MHP’nin sonu olur!... / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Kasım '09

 
Kategori
Siyaset
 

Demokratik açılımdan dönmek AKP’nin, demokratik cumhuriyet olmak CHP ve MHP’nin sonu olur!...

Demokratik açılımdan dönmek AKP’nin, demokratik cumhuriyet olmak CHP ve MHP’nin sonu olur!...
 

Bilgi ve iletişim çağının getirdiği imkanlar sonucunda gittikçe küçülen dünyada artık yerleşik, dar, baskıcı, ırkçı halkına sürekli korku üreten, halkını adam etmeye ayarlanmış paradigmalar yerini daha geniş ve evrensel değerlere bırakmaktadır.

Özellikle iletişim ve bilgiye erişim alanında baş döndürücü bir hızla gelişen yenilikler, bireyin içinde yaşadığı toplumsal yapının kendisine dayattığı paradigmaların dışında düşünmesine ve kendi toplumsal anlayış ve değerlerin dışında anlayış ve değerlerle tanışıp buluşmasına imkân vermektedir. Bu da dolaylı olarak bireyin/bireylerin dar bakış açılarının ötesinde daha kapsamlı düşünmesine, sahip olduğu değerleri başkasıyla paylaşmasına ya da bu değerleri başkalarıyla karşılaştırarak bunların sağlamasını yapmasına ve kendi etrafına örülen sınırların ötesine çıkarak ufkunu genişletmesine olanak sağlamaktadır.

Dünyanın geldiği bu noktada maalesef değişimleri, gelişmeleri ve yenilikleri başka bir deyişle içinde yaşadıkları çağı yeterince okuyamayan iki muhalefet liderine sahibiz. Hala ilkel bir inatla yerel, dar ve korkuya dayalı politika üretmeye çabalıyorlar.

Burada yaşayan insanların devletin sarsılmaz ve hesap vermez gücü karşısında eğilmelerini, sınırsız ve mutlak bir itaatle ona bağlı kalmalarını istiyorlar. Bunu sağlamak için ise “Bölünürüz ha!”, “İrtica geliyor ha!”, “Laik yaşam tarzınız elden gidiyor ha!” diye bağırıp sürekli korku pompalıyorlar ülkeye. Şüphesiz bu durum ülkenin geleceği, huzuru, barışı ve demokratikleşmesi açısından bakıldığında gerçekten çok üzücü bir tablodur.

Schiller “İnsan ruhunun bir şeyin olmuş olabileceği karşısında gösterdiği tepki, bir şeylerin olabileceği düşüncesi karşısında gösterdiği tepkiden çok daha şiddetlidir” der. Bugünlerde CHP ve MHP’nin gösterdikleri muhalefet örneğinde olduğu gibi…

Çünkü atılan her barış adımından evhamlanan domuz gribi aşısı dâhil AK Partinin yaptığı her işin arkasında bir şeyler arayan bir muhalefet var karşımızda.Kendilerinden başka herkes hain ve işbirlikçi.Kendileri gibi düşünmeyenler ya ABD’nin ya Avrupa fonlarından beslenen hainler, işbirlikçiler ve hepsi vatanı satıyorlar.

Bu durumda bir tek CHP ve MHP vatanın satılmasına yok edilmesinin teminatı ve sadece vatanı, Cumhuriyeti onlar seviyor. Bu müthiş bir paranoya ve ruh karmaşası getiriyor sahiplerine. Bu yüzden her şey onları korkutuyor evhamlandırıyor.

Seçimlerde gösterdikleri başarısızlıklarının sebebini bile halkın bilinçsizliği olarak görecek kadar kendi ideolojilerinin ve mantıklarının üstünlüğüne inanan ve bundan başka hiçbir şeyi görmeyen ve kabul etmeyen bir kafa yapısına sahip muhalefet partileri…

Hâlbuki sürekli gelişen ve değişen dünyamızda içe kapalı, kendinden başka kimseyi haklı görmeyen, etrafı duvarlarla çevrili, özeleştiri kültüründen yoksun anlayışlara ve siyasi oluşumlara artık itibar edilmiyor ve giderek tasfiye olacaklar..

Bu yüzden özellikle CHP ve MHP oturup kendi bakış açılarıyla ve siyasi yapılanmalarıyla ilgili olarak ciddi bir özeleştiri yapmaları gerekmektedir.

Türkiye’de yaşayan insanlar her fırsatta evrensel hukuk, insan hakları ve özgürlükler bağlamında dünyayla bütünleşmek gerektiğini ısrarla vurguluyorlar. Nitekim bunun aksini dillendirenlere yani insanlara sürekli korku aşılayan partilere seçimlerde iktidar olacak oyu vermiyorlar.

Türkiye’de 2007 yılı itibariyle gerçekleşen bir yığın antidemokratik tavırlar ve eylemler bir kırılma noktası olmuştur. 27 Nisan 2007 Genel Kurmay muhtırası, AK Partinin Cumhurbaşkanı adayı olan ve şimdiki Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün liyakatine, tecrübesine, bilgi ve birikimine bakılmadan eşinin başörtülü olması gibi bir sebepten ötürü engellenmesi, akabinde ilginç gerekçeli 367 şartı. Yine AK Parti için “yüzde doksan beşle gelseler bile gerekli kurumlar görevini yapacaktır” gibi beyanatların akademik çevrelerce verilmesi, mitingler ve oralarda sarf edilen bir takım antidemokratik söylemler vs… 2007 yılını yaşamış Türkiye’nin siyasileri gelecekte var olmak istiyorlarsa eski ezberlerini bir kenara koyarak

Türkiye ve dünyayı doğru okuyarak kendilerini, söylemlerini yeniden yapılandırmalıdır. Gerçekten üzücü olayların yaşandığı bu dönemde tavrını, haktan, hukuktan, özgürlüklerden ve demokrasiden yana koyanlarla, dar, yerel ve korkuya dayalı politika üretenler arasında ciddi bir ayrım oluştu.

Dünyayla bütünleşmek, komşularıyla iyi ilişkiler geliştirip hem içte hem de dışta huzurlu ve mutlu bir ülke tasavvur edenler 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde AK Partiyi %47'lik bir oy oranıyla yeniden iktidar yaptılar. Bu cevap aynı zamanda içe kapalı, baskıcı ve çağdışı ideolojilerin artık yeri olmadığının, her düşünceden, ırktan, mezhepten ve ideolojiden insanları kucaklayan adaleti ve özgürlüğü herkes için arzu eden zihniyetlere, partilere ve sivil toplum kuruluşlarına ne kadar ihtiyacımız olduğunun da bir göstergesiydi.

Kabul edelim veya etmeyelim, sevelim ya da sevmeyelim bugün AK Parti, demokratik anlamda bir çok eksikliklerinin olmasına rağmen bir Türkiye partisinde bulunması gereken birçok vasfı bünyesinde barındıran bir siyasi partidir. Bu gün Ak Parti Türkiye’nin her ilinden ülke ortalaması civarında oy alabilen tek partidir. Diğer partilerin tamamı maalesef bölgesel partiler haline dönüşmüştür.

Kimlikçi siyaset üreten partiler siyaset yaparken karşılarına siyasi rakipten başka “tehlike” ve “düşman” algılaması oluşturmak zorundadır. CHP laikçi kimliğin üzerinden siyaset yaparken “irtica” korkusunu ve “dindar siyasetçi” algısını kullandığı gibi MHP 12 Eylül öncesinde “komünizm” tehlikesini tabanı politize etmek için kullandığı gibi 1990lı yıllarda soğuk savaşın sona ermesi ile komünizm tehlikesinin ortadan kalkmasıyla içine girdiği belirsizliği aynı yıllarda artan PKK terörü sonucunda “bölünme korkusu” ve “PKK-Kürt” hedefini koyarak kimlik siyasetine yeni açılım kazandırmış ve oy tabanını genişletmişti.

Kimlikçi partilerin “Demokratikleşme” ve ya “Kürt Açılımı” konularında sert söylemlere girişmeleri, konuşurken sağ duyularını kaybederek “tehdit”, “hakaret”, “korkutma” yollarına sapmaları kimlikçi söylemleri açısından doğru ama üniter yapımızın devamı, toplumsal barış açısından son derece tehlikelidir. Aslında son günlerde içine düştükleri siyaset tarz ve söylemi gidişatı algıladıkları ve yeni siyaset düzleminde kendilerine ait kimlikçi siyaset alanının daralacağını anladıkları ve kendi tabanlarını koruyabilmek için bu tarz sert, tahrik edici, tehdit, korkutma ve hakaretlerle dolu yakın geçmişleriyle çelişen bir söylem içine sürüklendiklerini görüyoruz. Gerek Dünya gerekse Bölgemizdeki gelişen olaylar ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bölgesindeki yeni konumunu algılayan kavga-korku üretmeden kendine güvenerek, çağdaş değerleri özümsemiş, kurucumuz Atatürk’ün “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” olarak formüle ettiği bir ülkeye ufuk açan kitle partilerinin varlığını zorunlu kılmaktadır.

Demokrasiyi, değişimi, dünya ile bütünleşmeyi, içte, dışta, bölgesinde barış, huzur ve iyi ilişkiyi, hukuk ve adaleti savunmak Ak Partiye bırakılmışken içe kapalı, baskıcı, statükoyu savunmak CHP ve MHP gibi partilerin siyasi duruşu haline gelmiştir.

Ak Parti’nin tek başına iktidar oluşunun CHP ve MHP’nin ise muhalefette kalışının sebebi bu siyasi duruşlarıdır. Artık bu ülkede yaşayan insanlar normalleşmek istiyor. Vatan sevgisinin bile bir ideolojinin tekelinde olduğu bu yüzden bazılarının istediklerini vatansever istediklerini vatan haini ilan ettikleri bir ortamda gerçekten normalleşmeye, barış ve huzur içinde yaşamak için cesur adımlara ve açılımlara ihtiyaç vardır.

Bunun için çağın yeniliklerine ve değişimlerine açık, herkesimden insanı kucaklayan fikirlerin sahiplerini önemsememiz gerekiyor. Bu ülke bu tür fikirlerle ve atılacak cesur adımlarla kaliteli olacaktır.

Bunu bugün bu haliyle Deniz Baykal’a endeksli bir CHP solu yapamayacak gibi gözüküyor. Irkçılığa paçayı kaptırmış bir bakış açısıyla kendini dünyaya kapatan Devlet Bahçeli’nin liderliğindeki MHP ile de bunu gerçekleştirme şansımızın olmadığı görülüyor.

Bu ancak evrensel ahlak ve hukuk kriterlerini içselleştirmiş, demokratik ve özgürlükçü bir bakış açısına sahip tarihten getirdiği temel insani değerlerle birlikte hareket eden özgürlükçü bir kitlenin çabalarıyla mümkün olacaktır. B

u kitlenin desteğini alarak tek başına ikinci kez iktidar olan Ak Parti bunu başarabilir mi göreceğiz. Ak Parti Türkiye’yi evrensel ahlak ve hukuk değerlerine sahip, tam anlamıyla demokratik bir hukuk devletine dönüştüremezse daha önceleri kendine verilen şansı değerlendiremediği için 31 Kasım 2009 günü kendini kapatmak zorunda kalan ANAP’ın akıbetine uğrayarak yaşamına son vermek ve yerini bu değişimi gerçekleştirebilecek yeni bir partiye bırakması kaçınılmaz olacaktır.

 
Toplam blog
: 178
: 1496
Kayıt tarihi
: 01.10.07
 
 

Balıkesir doğumlu.1990 İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunu. Balıkesirspor Kulüp Yöneticili..